Takip Et

Makale

Zulme Karşı Direniş; DERSİM

Dersim’de uzun zamandır bu saldırı konseptinden nasibini alıyor. Politik mücadelenin sürekli keskin olması ve tarihsel olarak zulme karşı baş eğmeyişi Dersim’in ‘’makus kader’’i. 1938 soykırımın izleri silinmeden yeni katliam ve sürgünlerle sınanan Dersim 94 yılında bir çok insan zorla göçe maruz bırakıldı. Devletin bu politikaları tutmadı. Toprağa ekilen düşünceler her zaman gövermeyi bildi. Halk acısını, tarihi haksızlığı türküleriyle, ziyaretleriyle ölümsüzlüğe yolladığı yüzlerce binlerce insanıyla diri tuttu

Tarih bir parça olarak ele alınmaz. Zulüm de öyle. Her tarihsel süreç kendi argümanlarıyla tekerleğini döndürmeye devam ediyor. Dersim’de tarihsel gerçeklik içerisinde egemenler tarafından okun sivri ucunda oldu ve olamaya devam ediyor.

Esasında meseleyi Dersim üzerinden anlatmak bir yönüyle eksik kalsa da küçük bir şehirde yaşananların ülke ve bölge de yaşananların özeti olduğunu söyleyebiliriz ya da öyle görebiliriz. Faşist Cumhuriyet tarihi aynı zamanda katliamlar tarihidir. Bu belirleme büyük çoğunluk tarafından böyle görünmese de tarihsel gerçeği mat etmeyecektir. Tarihin nasıl şekillendiği ve bu günlere nasıl geldiği bir yanıyla önemliyken diğer taraftan bu tarihsel sürecin nereye evirileceği de dikkatten kaçmaması gereken bir husustur. Tarihsel gelişmeler geleceğin nereye varacağı noktasında da önemli ipuçları vermektedir.

Türkiye-Kuzey Kürdistan tarihi ezilen inanç ve ulusların baskı, zor ve şiddet, katliam ve soykırım ile yok edilme tarihidir. Elbette direnişlerde söz konusudur. Zira baskı ve şiddetin direnişin ebesi olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu ayrı bir konu. Dünyada emperyalist-kapitalist sistem hüküm sürüyor. Eşitsizlikler dünyası demek olan kapitalizm zor, şiddet ve katliamlarla ayakta duruyor. Bu katliam sadece insanları yok etmiyor. Doğa üzerinde canlı cansız her şey bu amansız zulümden payına düseni alıyor. Toprak alıyor, su alıyor, börtü böcek alıyor.

Meselenin doğa katliamı işin bir yanıdır. Kaz dağlarında yaşanan orman katliamı ile Dersim’de ateşe verilen ormanlar arasında bir fark yoktur. Hasankeyf’te tutulan yada tutulmak istenen barajla Munzur üzerinde yapılması planlanan barajlar aynı derdin kabul edilemez sonucudur. Keza Salda gölünün ihaleye açılması ile Munzur dağlarının tümünün maden sahası ilan edilmesinin aynı zihniyetin ürünü olduğu açıktır. Karadeniz’de yayla sorunu, Ege’de zeytinliklerin yok edilerek sermayeye peşkeş çekilmesi azgın sömürü düzeninin kaçınılmaz sonucudur.

Bir bütün olarak doğa sermayedarlar tarafından katliam kıskacında. Devlet destekli olan bu doğa katili faşist şirketler el atmadık yer bırakmıyor. Ülkenin batısında sermayeye kurban edilen bu alanlar Kürdistan’da ise sermaye-devlet kıskacında can çekişiyor.

Dersim’de uzun zamandır bu saldırı konseptinden nasibini alıyor. Politik mücadelenin sürekli  keskin olması ve tarihsel olarak zulme karşı baş eğmeyişi Dersim’in ‘’makus kader’’i. 1938 soykırımın izleri silinmeden yeni katliam ve sürgünlerle sınanan Dersim 94 yılında bir çok insan zorla göçe maruz bırakıldı. Devletin bu politikaları tutmadı. Toprağa ekilen düşünceler her zaman gövermeyi bildi. Halk acısını, tarihi haksızlığı türküleriyle, ziyaretleriyle ölümsüzlüğe yolladığı yüzlerce binlerce insanıyla diri tuttu. Kutsal Munzur suyundan sütünü mayalamaya devam eden bu halk hiç bir zaman haksızlığa boyu eğmedi. Kısa bir süre öncede 19.su yapılan Munzur Kültür ve Doğa Festivali bu inançla sloganını ‘’ Yaşa ve Yaşat’’ olarak belirleyerek binlerce insanın katılımıyla gerçekleştirdi. Festival Ayaz ve Nupelda şahsında bütün çocuklara atfedildi. ‘’ Yaşa ve Yaşat’’ sloganına devletin cevabı Munzur dağlarının tamamının maden sahası ilan edilmesi ve ardından 94 köy boşaltmalarını hatırlatan girişimler mevcut. ‘’vatandaşın can ve mal güvenliği’’ bahane edilerek şuan 8 köy boşaltılmak isteniyor. Baraj, HES, maden, orman yangınları ve son olarak yeniden köy boşaltmaları Dersim’in kaderi olmamalıdır.

Saldırı planlı ve hızlı bir şekilde devreye konulmaktadır. Devrimci kurum ve kuruluşlar, siyasi partiler, yöre dernekleri ve çevreciler, belediyeler ve Dersim halkı bu saldırıları boşa çıkaracak adımları ivedilikle atmalıdır. Yarının çok geç olacağını düşünerek bugünden bütün kaygıları bir tarafa bırakarak Dersim halkıyla bütünleşerek doğasına, insanına sahip çıkmalıdır. ‘’ Yaşa ve Yaşat’’ sloganı ete kemiğe bürünmelidir!

Roni Munzur

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler