Takip Et

Perspektif

Yenilenen İstanbul Seçimleri ve Taktik Siyasetimiz Üzerine!

Egemenler sistemi içindeki burjuva kliklerin kendi iç dalaşlarını, bu burjuva hukuk ve adalet erkleri üzerinden sürdürmeleri, sistemin bekasına uygun kendi iç çatışmalarını kendi hukuksal düzlemlerinde sınırlamaları, gerici sınıfsal karakterlerinin sonucudur. Ezilen ve sömürülen kitleleri, bu alana çekerek kendilerine yedeklemeleri de, bu gerici hesaplarının bir sonucudur ve ezilen ve sömürülenler, burjuvazinin öne çıkardığı bu alanlardan uzaklaşıp, cepheden mücadele ettikleri oranda, kendi sınıfsal çıkarlarına denk toplumsal sosyal-siyasal kazanımlar elde edebilirler

Rejim krizine bir çözüm olarak planlanan “tek adam diktatörlüğünün”, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”  adı altında kitlelere “onaylatılması” olan 24 Haziran seçimlerinden, YSK dahil tüm devlet kurumlarının müdahalesiyle “zaferle” çıkan Erdoğan, yeni kurulan sistemle, 31 Martta bir yerel seçim gerçekleştirdi. Gerçekleşen 31 Mart yerel seçimleri, Türk egemenler sisteminin tüm burjuva klikleri açısından, farklı roller biçilen bir seçim ve seçim süreci olduğu tartışmasızdır. ”TC” hakim sınıflarının mevcut iktidarı olan AKP-Erdoğan-MHP nin merkez güç olduğu Cumhur ittifakı açısından, bu yerel seçimler, kurmuş oldukları sistemi kitlelere onaylatmak, güçlü bir oy desteği alarak açık faşizm koşulları ile  başlattıkları barbar süreci daha da derinleştirmekti. CHP-SP-İP nin merkez güç olduğu burjuva kliklerin diğer kanadı olan  “millet ittifakı” ise, iktidar karşısında daha avantajlı pozisyona gelebilmek, siyasal-iktisadi olarak daha geniş bir hareket sahası yaratabilmek, AKP iktidarını zayıflatmak  ve gerici egemenler sisteminin başka bir kliği olarak iktidara gelebilme yolunu açmak  açısından bu seçime bir rol biçmişlerdi. Yanı meselenin özü , siyasal ve iktisadi olarak yarattığı derin bunalımların altında bulunan sistemin burjuva aktörleri, kendi sınıfsal çıkarlarına göre bir “çıkış” bulma umuduyla, yerel seçimlere bir misyon yüklemişlerdir. Tek başına bu süreci sürdürebilme açısından, siyasal irade gücü olmayan Erdoğan’ın, MHP ile ortaklaşması, bu ortaklaşmaya, ırkçı-kafatasçı, şovenist, cihadist güçleri toplaması ve “TC” egemenler sisteminin tarihinde ilk olarak ittifaklar meselesinin burjuva yasalarla güvence altına alınması, “TC” rejimi açısından yaşanan tıkanıklığın dışavurumuydu ve bu somut durumdan kaynaklı, burjuva düzen cephesinde, yerel seçimler, yoğun ittifak arayışları, burjuva hesaplar ve kirli oyunlara sahne olarak yaşandı.

“Beka sorunu”, “dış düşman güçlerle ittifak”, “parlamenter demokrasi”,vb tartışmaların son derece düzeysiz üsluplarla sürdürüldüğü 31 mart yerel seçimlerinin ardından, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da burjuva siyaset, (özellikle AKP faşist iktidarı açısından) açısından taşlar yerinde oymamıştır. Yaşanan bölgesel gelişmelerin de direk tetiklediği ve 15 Temmuz burjuva kliklerin açık dalaşı olan darbe girişiminin uzantısı olan siyasal krize eşlik eden ekonomik kriz, AKP-Erdoğan iktidarı açısından, sürecin yükünü son derece ağırlaştırmıştır. Rejim krizine çözüm olarak planlanan “tek adam diktatörlüğü” yeni rejim krizlerini büyütmekte, burjuva klikler arasındaki dalaş ve ortaklaşma arayışı, kendi içinde gerçekleşen gerici pazarlıklarla çelişki ve çatışmayı derinleştirmektedir. Tüm bu derinleşen çatışmalı ortam içinde, 31 mart yerel seçimlerinde güçlü bir oy desteğini arkasına almayı planlayan AKP iktidarı, tersi bir durumla karşı karşıya kalmıştır.

Tartışmasız bu sonucun oluşmasının esas nedeni, yurtsever-ilerici, devrimci, sosyalist,  aydın güçler başta olmak üzere, “TC” gerici iktidarının zorbalığını, açık faşizm koşullarıyla sürdürülen pervasız saldırılar ve derinleşen sömürü – baskı koşullarının tüm gerici kuşatılmışlığa karşın kabul etmeyen, buna karşı muhalif tutum alan toplumsal dinamiklerin, bu süreçte daha örgütlü aldığı tavırdır. Devrimci, sosyalist güçlerin ve HDP nin sürece dair belirlediği taktik politikada var olan eksik ve yanlışların, toplumsal dinamiklerin ve kitlelerin daha ileri düzeyde tutum almaları açısından bir zaaf oluştursa da, AKP-Erdoğan-MHP burjuva bloğunun hedeflerini darbelemesi açısından, yerel seçimler olumlu rol oynamıştır. Kuşkusuz, devrimci-komünist güçlerin bu yerel seçim taktiği, kendi içinde ayrı ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir konudur. Burda esas vurgumuz, pratik-politik bir çok yetmezlik ve eksiklere karşın, açık faşizm koşullarının baş aktörü olan “TC” iktidarının , iç ve dış politik sahada, Kürt ulusu başta olmak üzere, ezilen ve sömürülen halk sınıf ve katmanlarına karşı kapsamlı saldırıları devam ettirebilmek için, güçlü bir oy desteği üzerinden planlamalar yapmaktaydı ve bu hedefin darbelenmesi açısından, devrimci toplumsal  örgütlenmeler ve dinamiklerin sürece müdahalesi tayin edici olmuştur.

AKP-Erdoğan-MHP gerici iktidar bloğunun, 31 Mart yerel seçimlerinde istediğini elde edememesinin bir tarafı bu iken, iktidar bloğu içinde ve gerici burjuva klikler arasında yaşanan derin çatışmaların yarattığı siyasal kriz ortamı, bunu besleyen ekonomik dar boğaz, yerel seçimlerde iktidarın irtifa kaybetmesinin bir başka nedeni olmuştur. Hakim sınıfların siyasal-iktisadi çıkarlarını tek adam diktatörlüğü ile, tekçi-ırkçı-kafatasçı zihniyet ile merkezileştiren iktidar, Kürt ulusuna yönelik başlattığı kuralsız katliam ve saldırıları, tüm ezilen halk sınıf ve katmanlarına karşı sürdürülen pervasız saldırılarla birleştirerek, bu zihniyet ekseninde birleşebileceği tüm gerici güçleri yanına almıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ortamını, gerçekleştirdiği karşı darbe ile avantaja dönüştüren AKP-Erdoğan güruhu, MHP-Ergenekon-Cihadist güçlerle kurduğu stratejik ortaklık ile, özünde Türkiye-Kuzey Kürdistan sahasında kendi bekası için tehlike olarak gördüğü tüm ulusal-sosyal toplumsal dinamikleri tasfiye etmek amacı gütmektedir. Hem tüm devrimci-demokratik örgütlenmeleri önderlikleriyle birlikte toplumsal dinamikleri tasfiye etme, hem de burjuva klikler arasında yaşanan gerici çıkar dalaşında, rakibi olarak gördüğü burjuva kliğin tamamıyla gardını düşürerek kendisine yedekleme bağlamında, süreci böyle planlıyordu ve kendi beka sorununu böyle aşmayı düşünüyordu.

Ama süreç iktidarın bu planlamalarına göre gelişmedi. Açık faşizm koşullarının tüm kuşatmalarına karşın toplumsal muhalefet susmadı. Tüm ekonomik-demokratik hak arama eylemleri dahil, toplumsal muhalefet, “dış güç kışkırtması-terör odaklı faaliyetler” olarak damgalansa da, bu manipülasyon geniş kitleler nazarında tutmadı, aksine toplumsal hoşnutsuzlukları derinleştirdi. Bölgesel siyasetini, Kürt ulusunu inkar ve imha etme üzerine oluşturan iktidar, ırkçı-şövenist kitle dalgasını, “vatan-millet-bayrak” jargonuyla arkasına alarak  geliştirdiği işgal ve askeri operasyonlarla, bölge siyaseti ekseninde dış politikadaki tıkanıklıklarını, çözümsüzlüklerini aşamadı. Tüm bu çözümsüzlükler içinde, 31 Mart yerel seçimlerinde, ana slogan olarak belirlediği “beka sorunu”, AKP den çok “stratejik” ortağı MHP nin ekmeğine yağ sürdü. MHP nin Türk milliyetçi tezlerini daha çok gündemleştiren bu slogan, klasik AKP tabanında dahi çözülmelere neden oldu, ve hemen seçimlerden sonra Erdoğan’ın, “cumhur ittifakı “ yerine “Türkiye ittifak” demesi, hasıl olan bu sorundan kaynaklıdır.

31 Mart yerel seçimlerini, politik-askeri hamleleri için, geniş bir oy desteği aracı haline getirmek isteyen, tekçi gerici iktidar güruhu, bu beklentisini seçim sonuçlarıyla yaratamadığı gibi, rant paylaşımının, yolsuzlukların, hırsızlıkların alanı haline getirilmiş Ankara ve İstanbul seçimlerini, başka bir burjuva kliğin siyasal temsilcilerine kaptırınca, asıl beka sorununu yaşamaya başladı. Özellikle İstanbul, nüfus oranıyla, iktisadi niteliğiyle, dönen sermaye ve rant kapasitesiyle, jeopolitik önemiyle kilit bir belediyedir. İktisadi ve politik olarak, İstanbul rantından beslenen İktidar, bu avantajını yitirmek istememektedir. MHP ile merkezileştirdiği, “neo Türk-İslam” çizgisinin, klasik ceberrut, kanunsuz devlet kurumlarının uygulama yöntemleriyle belirlediği siyaseti ekseninde, İstanbul seçimlerini yenileme kararı alması, tamda bu durumun yarattığı sonuçtur. İstanbul seçimlerinin yeniden yapılmasında, YSK nın oluşturduğu gerekçeler üzerinden değerlendirme yapmak yersiz olacaktır. Şu açıktır. YSK gibi, Türk hakim sınıfları iktidarı, tüm devlet kurumlarını, tek adam diktatörlüğüne göre merkezileştirmiştir. Nasıl ki yargı-yasama-vb gibi organlar tekçi diktatörlüğe rağmen bir karar alamıyorsa, YSK nında bunun aksine bir tutum almasını beklemek, mevcut iktidarın niteliğini kavramamak olur. Bunun üzerinden bir muhalefet yapmak, burjuva kliklerin muhalefet çizgisidir ve onların gerici hukukları, çürümüş kurumları üzerinden dalaşmaları, devrimci demokrasi güçlerinin hak-adalet sahası değildir.  Ezilenler ve sömürülenler açısından kavranması gereken açıktır. Ceberrut ve kendi gerici hukukunda dahi kanunsuz bir devlet mekanizması, burjuvazinin çürümüşlüğünün ve yozlaşmışlığının tezahürüdür. Burjuva seçimler dahil, yerelden merkezi organlara kadar, iradeleşen her burjuva siyaset, çürümüşlük-hukuksuzluk-bağnazlık-yalan ve sahtekarlık üretmektedir. Otoriter ve tek adam rejimini kurumsallaştırma ile sınırlı kalmayıp, tüm toplumu buna göre dizayn etmeye çalışan, ”TC” hakim sınıfları iktidarına karşı tutum, aynı zamanda burjuvazinin tüm siyasal temsiline ve kurumlarına karşı tutumdur. Bu anlamıyla, sermaye partilerinin, toplumsal itirazları ve muhalefeti, düzen içi hukuk sistemine hapseden tavrına karşı, mevcut düzenin hukuk-adalet sistemi dışında, ezilenlerin kendi zemininde sürdüreceği toplumsal muhalefet ve arayışlar devrimcidir. Somut olarak bugün İstanbul özgülünde, “seçilmiş belediye başkanımızın hakkı yendi” mağdur muhalefetiyle, burjuva kurumlar ve hukuk içinde “adalet” arayan ve kitleleride bu sahaya hapsetmeye çalışan “millet ittifakının” yaklaşımı, ne yaşanan sürecin niteliğine denk düşen bir tavırdır, nede, ezilen kitlelerin yaşanan adaletsizlik ve hukuksuzluğa karşı mücadele edeceği sahadır. “TC” egemenler sistemi, toplumun her dokusuna, adaletsizlik-hukuksuzluk- baskı-şiddet ve sömürü uygulamaktadır. Burjuva hukuk ve adalet, somut olarak mevcut hakim sınıfların iktidarının birer güç odağı olan devletin baştan aşağı tüm kurumları, militarize kurmayları, bu sömürü-baskı ve şiddet uygulamalarının garantörlüğünü yapmaktadır. Egemenler sistemi içindeki burjuva kliklerin kendi iç dalaşlarını, bu burjuva hukuk ve adalet erkleri üzerinden sürdürmeleri, sistemin bekasına uygun kendi iç çatışmalarını kendi hukuksal düzlemlerinde sınırlamaları, gerici sınıfsal karakterlerinin sonucudur. Ezilen ve sömürülen kitleleri, bu alana çekerek kendilerine yedeklemeleri de, bu gerici hesaplarının bir sonucudur ve ezilen ve sömürülenler, burjuvazinin öne çıkardığı bu alanlardan uzaklaşıp, cepheden mücadele ettikleri oranda, kendi sınıfsal çıkarlarına denk toplumsal sosyal-siyasal kazanımlar elde edebilirler.

Son tahlilde, bu gün 31 Mart yerel seçimlerine, iktidarının “bekası” için sürdürülebilir zemin olarak gördüğü güçlü bir oy desteğini alamayan “cumhur ittifakı”, daha fazla kan kaybetmemek için, siyasal krizi sürdürülebilir bir mertebede tutarak, kendini yeniden tahkim yoluna gitmenin koşullarını yaratmak istemektedir. Erdoğan’ın “gaz sıkışması” ve “Türkiye ittifakı” söylemi, bu yeniden tahkim olmanın adımlarıdır. İlk başta, Ankara ve İstanbul’da, ilçe belediyeleri, meclis üyesi çoğunluğu ve yerel yönetim yasasında yapacağı değişikliklerle, kaybettiği belediyelerde seçilen yeni başkanları zorlama -hareketsiz bırakma  anlayışını gündemleştirdi.  Ama bu AKP-Erdoğan iktidarının merkezi planlamaları için yeterli bir strateji olmayacaktı. Bu anlamıyla toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme ekseninde bir kriz ortamı yaratarak, sürece daha keskin adımlarla müdahale etmeyi kendisi açısından uygun gördü. Bu bağlamda yenilenen İstanbul seçimleri, sadece İstanbul seçimleri değil, AKP-Erdoğan-MHP ortaklığının sürdürdüğü faşist iktidarın genel süreciyle direk bağlantısı olan bir seçimdir. İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin şifreleri çözüldüğünde bu çok açık görülmektedir. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı ardından, bir yandan, şövenist ve ırkçı dalgayı daha ileri düzeyde canlandırmak için, sınır ötesi askeri operasyonlarla, Kürt ulusal hareketi gerilla sahalarının havadan bombalanması, Kuzey Kürdistan’da yoğunlaşan operasyonlar, ve asker cenazelerine yandaş basınında özel yer açması ile, geri kitlelerin bu geri duyguları körüklenirken, diğer yandan, özellikle Kürt ulusunun oylarını almak için, “çözüm sürecini” el altından dillendirmeleri, “TC” iktidarının kapsamlı stratejik planlarının takkiyeli taktikleri olarak öne çıkmaktadır. Durum son dere açıktır. İstanbul üzerinden burjuva kliklerin yaşadığı dalaş, ne  sadece rant dalaşıdır, nede  siyasal moral ve itibarı koruma dalaşıdır. AKP-Erdoğan iktidarı başta olmak üzere, tüm burjuva klikler, gerici çıkarları için yaptıkları stratejik planlarda, İstanbul- Ankara- Diyarbakır vb. gibi büyük şehirler kilit rol biçmektedirler, ve İstanbul az oy farkından kaynaklı, seçimlerin yenilenmesi için daha kolay bir zemin haline geldi.

Egemenler sistemi içindeki burjuva kliklerin, mevcut iktidar güruhunun, genelde yerel seçimler ve özelde İstanbul seçimleri üzerinden var olan stratejik planlarını ortaya koymak, kuşkusuz sorunun bir yanıdır. Sorunun en önemli yanı ise, devrimci-komünist güçler olarak buna karşı izleyeceğimiz taktik siyasettir.

Komünistler Açısından Burjuva Seçimlerinden Yararlanıp-Yararlanmamak Taktik Siyaset Sorunudur!

Komünistlerin, genel ve yerel seçimlere yaklaşımı taktik bir siyaset sorunudur. Bu komünistler açısından son derece açık bir durumdur. Seçimler ve parlamento, burjuva egemenlik aracı olan devletin bir aygıtıdır. Ana işlevi, devletin diğer aygıtları gibi, burjuvazinin işlerini yürütmektir. Burjuvazinin aygıtı olan bir kurum üzerinden, komünistlerin stratejik planlamalar yapması tartışılamaz bile. Bu açık ve net stratejik tutum, bu alanlara ilişkin komünistlerin taktik siyaset yürütmeyecekleri anlamına gelmez. Temel ilke açıktır. Bu taktik siyasetin, devrimin stratejik mevzilerini güçlendirmesi ve ezilen yığınlara parlamento-seçim gibi burjuva aygıtları umut haline getirmemesi…Bu temel ilke doğru yakalandığı sürece, koşullara göre  komünistler taktik bir siyasetle, bu sahaları mücadelenin birer alanı haline getirmelidirler.

Taktik siyaset alanı olsa da, parlamento seçimleri ile yerel seçimlere ilişkin taktik siyaset birebir aynı olmaz. Parlamento seçimleri genel bir propaganda ile, sistemi köklü teşhir etmeyi, parlamento kürsüsünden, bu ahırın niteliğini kitlelere anlatmayı esas alırken, yerel seçimlerde bu politikanın yanında, “söz-yetki karar doğrudan halka” şiarıyla, sosyalist alternatif yönetim anlayışımızın kitlelere taşınması hedefini de içinde taşır. Komünistler, örgütsel güç olabildikleri yerel alanlarda, doğrudan adaylarıyla bu siyaseti kitlelere taşırken, örgütsel güç yetersizliğinden dolayı aday çıkaramadıkları alanlarda, yine bu yerel siyasetin kitlelere taşınması ekseninde, o alanda aday olan ilerici-devrimci kişiler ve kurumları desteklerler. Bu taktik siyasetimiz perspektifinde, özellikle aday çıkarıp ve seçimi kazandığımız alanlarda, gerici burjuva sistemin, yerel ayaklarda, bu siyasetimize saldırılar düzenlemesi ve engellemeye çalışması, somut bir olgudur. Ama sosyalist dünya görüşümüze göre, yerel sahadan, burjuva sistemi zorlamak, bu ayakları mücadele sahasına dönüştürmek, yerel seçimler taktiğimizin içeriğidir. Komünistlerin Dersim pratiği, bu taktik siyaset içinde ele alınmak durumundadır ve buralardan sosyalist modeli kitlelere anlatmak önem arz etmektedir.  Bugün Dersim özgülünde, MHP nin kafatasçı-ırkçı zihniyetiyle öne çıkarak gerçekleştirdiği saldırı, özünde, sistemin, sosyalist-halkçı yerel yönetimler perspektifine gerçekleştirdiği saldırıdır. Çünkü bu yönetim anlayışı, burjuva sisteme cepheden alternatif olmaktadır, somut yerel ayaklarda reel güç olma olanağını yaratamasa da, siyasal ve ideolojik olarak geniş kitlelere verdiği mesaj, burjuva sistemin temel niteliğini hedef almaktadır.

Komünistlerin, burjuva seçim ve yerel seçimlere bu genel taktik yaklaşımının yanında,  23 Haziran’da gerçekleşecek İstanbul seçimleri, kendi içinde birçok taktiksel farklılıklar barındırmaktadır. Genel yaklaşımdan öte, bu somutluk üzerinden taktik politika belirlemek esas olandır-doğru olandır.

Tekçi AKP-Erdoğan-MHP İktidar Koalisyonu, Politik Mücadelemizde Ana Hedeftir

AKP-Erdoğan iktidarının, İstanbul Büyük Şehir Belediye seçimleri üzerinden belirlediği stratejik plan açık ve nettir. Yazımızın girişinde bunu ifade ettik. Gerek iktidar olmasından ve gerekse de, iktidarının niteliği olan faşist uygulamaların direk temsilcisi olmasından kaynaklı, devrimci taktiğimizde okun sivri ucunu, AKP-Erdoğan iktidarına yöneltmek esastır. İstanbul üzerinden, kendi gerici stratejik planlarına sağlamaya çalıştığı oy desteğini zayıflatmak, Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilen halkları özgülünde, siyasal ve iktisadi olarak güç kaybeden iktidarın bu sürecini hızlandırmak bu açıdan önemlidir. Bu anlamıyla İstanbul seçimlerine ilişkin taktik siyasetimizin birinci yönü, direk iktidar kliğini hedef alan, iktidar kliğinin tüm faşist uygulamalarına karşı mücadeleyi örgütleyen politik perspektifle ele alınmalıdır. Toplumsal kamplaşma ve kriz siyaseti üzerinden, geri kitleleri etkileyip oy deposu haline getirmeye çalışan “TC” hakim sınıfları iktidarı, seçimin son virajına girilen bu kesitte, özellikle Kürt seçmenini çekmek için, inkar-imha -kültürel ve fiziki jenosit çizgisiyle, askeri-hukuksal-iktisadi kurumlarıyla kıyımdan geçirdiği bir ulus gerçeğini kabul etmiş gibi, bugün “demokratik çözümlerden” söz etmektedir, Amed’ de “Kürdistan” “çıkışı” yapmaktadır. Hedefine ulaşmak için her yol mubahtır burjuva pragmatizminin çıplak ifadesi olan bu yaklaşım, Kürt ulusu yaşamsal haklarıyla, demokratik taleplerini savunan demokratik kurumlarıyla topyekün savaş konseptinin bir ayağı olarak kıyımdan geçiren bu tekçi-inkarcı iktidar, şimdi, Kürt Ulusuna karşı bölgesel konseptte sürdüreceği işgal ve katliamlar için, Kürtlerin oyuna talip olmaktadır, takkiye siyasetiyle “Kürdistan” ifadesiyle duyguları okşamaktadır. Akademik- ekonomik- demokratik en sıradan hak arama eylemlerini, kanla-şiddetle-tutuklamalarla bastıran, ekonomik programlarla, yaşadığı ekonomik krizin tüm faturalarını ezilen-sömürülen halka ödeten, Sünni İslam- Türk ırkçılığı çizgisi dışındaki tüm inançları-azınlıkları “soyu piç- katli vacip” gören AKP-Erdoğan-MHP güruhu, beslendiği kanlı tarihten feyiz alarak geleceğini kan gölüne çevirmeyi planladığı ezilen ve sömürülen halklarımızdan oy istemektedir. Tamda bu kesitte, devrim-demokrasi güçleri, sosyalistler ve komünistler, iktidarın bu niteliğini teşhir etmekle sınırlı bir siyaset oluşturmaz, daha da önemlisi gerici iktidarın bu niteliğiyle fiili mücadele etmek ekseninde bir siyaset oluştururlar. Devrimci demokrasi güçlerini bu siyaset ekseninde birleştirmek, kararsız ve tarafsız kesimleri bu mücadele içine çekmek ve iktidar bloğunun klasik tabanındaki hoşnutsuzluğu derinleştirmek, AKP-Erdoğan-MHP güruhunun seçim üzerinden yaptıkları stratejik planlarını darbeleyecek-geriletecektir

Hangi Sermaye Kliginin temsilcisi Olursa Olsun, Hiçbir Düzen Partisine Ezilenlerin Vereceği oyu yoktur!

 “TC” iktidar kliği olan AKP-Erdoğan-MHP güruhunu direk hedef almak, bugün İstanbul üzerinde süren dalaşın diğer sermaye kliğinin temsilcisi olan CHP-IP gibi düzen temsilcileriyle mücadele etmemek anlamında kesinlikle ele alınmamalıdır. Komünistlerin, burjuvaziye ve onun siyasal temsilcilerine tavrı son derece açıktır. “TC” iktidarının sınıfsal karakteri olan faşizmle mücadeleyi, AKP-Erdoğan-MHP kliğiyle mücadele dönüştürmek, mücadeleyi darlaştırmaktır, sistemi kavramamaktır ve son tahlilde, burjuvazinin başka siyasal temsilcileriyle ilişkilenmeyi kendi içinde barındırır. Özellikle, son 31 Mart yerel seçimlerinde, HDP başta olmak üzere, bazı devrimci-ilerici güçlerin, AKP ye kaybettirme siyasetiyle süreci ele almalarından kaynaklı, CHP kendisini toplumsal muhalefetin merkezi olarak görmesini sağlamış, keza İstanbul özgülünde cilalanan İmamoğlu, halk kahramanı olarak ilan edilmiştir. Oysa şu unutulmamalıdır. Sistemin tüm can alıcı sorunlarında, ezilen-sömürülen halka karşı, milli zulüm altındaki Kürt ulusuna karşı, düzenin tüm partileri kutsal ittifaklar gerçekleştirmişlerdir-gerçekleştireceklerdir. CHP nin, İP nin, Kuzey Kürdistan’ın kan deryasına dönüştürülmesinde, Efrin işgalinde,HDP milletvekillerine hazırlanan komplolar ve tutuklanmalarında, devrimci-sosyalist-demokrasi güçlerine karşı geliştirilen kapsamlı saldırılarda ortaya koyduğu tavır yakın tarihi hafızamızdadır. Güncel örnek olarak, temsil ettiği burjuva kliğin çıkarları için, İstanbul süreci özgülünde, tüm cüssesiyle “adalet-hukuk-hak” arayan CHP ve İmamoğlu, daha açık darbeci yöntemlerle, Kuzey Kürdistan’da, HDP nin kazandığı birçok belediye, uydurma “hukuksal “ gerekçelerle gasp edilerek, ikinci olan AKP li adaylara mazbatalar verildi. Sömürge valiliği olan Kayyum kılıcı, ilerici-devrimci-yurtsever belediye başkanlarının üzerinde kesintisiz sallanmaktadır. Dersim ismi üzerinden  geliştirilen ırkçı-kafatasçı zihniyetin linç girişimi, bugün soruşturmalarla devam etmektedir. Sistemin gerici ideolojik-politik dokusuna tutum alan, bunu kabul etmeyen ve bundan dolayı iktidar tarafından hedefe konan pratiklerde AKP-MHP ile aynı zihniyette olan CHP-İP, İstanbul’da olduğu gibi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, sistemin-iktidarın alternatifi değil, bi zat bu iktidar zihniyetinin, kurucusu-sürdürücüsü ve temsilcisidir. İstanbul özgülünde, alternatif kişilik olarak piyasaya sunulan İmamoğlu, “herkesle kucaklaşmaya hazırız” derken, aslında AKP-Erdoğan iktidarı ile, uzlaşmaya-kucaklaşmaya açık olduğunu ifade etmektedir. Onların derdi halkın çıkarlarını temsil etmek değil, halkın çıkarlarını kullanarak, ezilen-sömürülen halkı, baskı ve sömürü ile birlikte yönetmek derdidir. Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı” ile, İmamoğlu’nun “uzlaşma” çağrıları, ileride böyle bir konseptin olasılıklarını ortaya koymaktadır. Bu anlamıyla, kökleri ve ideolojik dokuları aynı gericilikten beslenen, sermaye denen haydut birikimin bekçiliğini yapan bütün düzen partisi ve temsilcilerine tavır alıyoruz, teşhir ediyoruz.

“Söz-Yetki-Karar Doğrudan Halka” Şiarı İle “Devrimci-Halkçı” Sosyalist Yerel Yönetim Siyaseti, Burjuva Sisteme Tek Alternatiftir!

Bu anlamıyla, yenilenen İstanbul seçimlerinde, AKP-Erdoğan güruhuna devrimci taktik siyasetimizle yönelttiğimiz okun sivri ucu, hiçbir sermaye partisine, hiç bir düzen temsilcisine oy yok-desteklemiyoruz tavrıyla bütünlüklü ele alınmalıdır.

İstanbul seçimleri özgülünde, esasta iki düzen partisinin adaylarının yarışacağı açıktır. Düzen partileri ve temsilcileriyle aramızda kalın çizgiler olduğu kesin ve tartışmasızdır. Taktik siyaset somut bir gerçeklik üzerinden belirlenmeli ve sonuçları kapsamlı hesaplanmalıdır. İstanbul koşullarında, karşılıklı kamplaşmanın derinleştiği bir politik ortamda, komünistlerin kendi siyasetini, kitlelere taşıması bir o kadar önemlidir.  Kitlelerle buluşma, açık faşizm koşullarında, anti faşist birlikte mücadeleyi örgütleme ve en önemlisi de, kitleleri alternatifsiz olmadığını, tüm sistem partileri ve iktidar kliğiyle hesaplaşarak ortaya koymak, süreç açısından doğru olan taktiktir. Sosyalist yerel yönetim anlayışımız bir yerel yönetim programıdır ve burjuva sisteme cepheden alternatiftir. Sosyalist devrimin olmadığı koşullarda somut uygulanma koşulu olmasa da, bu programı, burjuvaziyle dövüşerek pratik mücadele gücü haline getireceğimiz gibi, uygun politikalarla, geniş kitlelere taşıyabilir, ileri bir bilinç yaratabiliriz. “TC” iktidarının tüm hedeflerine karşı bir mücadele hattı, AKP-Erdoğan-MHP kliğinin diktatörlüğüne karşı kitlelere alternatif olarak kendisini sunan sermaye düzeninin diğer temsilcilerine karşı kapsamlı bir teşhir, politik cepheden tavır  siyaseti, kitleleri örgütleme ve gerçek kurtuluşlarını sağlayacak kurum ve anlayışlarla buluşturma açısından, bu süreç aktif rol oynayacaktır. Süreci bu bilinçle alarak, mevcut taktik siyasetimiz perspektifinde, alternatif dünya görüşümüzü kitlelere taşımak için bu rolden faydalanmak, devrimci siyaset gereğidir.

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler