Takip Et

Kültür-Sanat

Thedoros Angelopoulos[*]/ Önder Yıldız

“Çocukluğunu II. Emperyalist Paylaşım Savaşının yıkıntıları arasında geçiren yönetmen, iç savaşlarla parçalanan başta Yunanistan ve diğer coğrafyalarda, faşizan yönetimlerin hüküm sürdüğü ve bunun sonucunda bölük pörçük bir yapıya bürünen toplumların sancıları içerisinde ailesiyle hayatta kalmaya çalışmıştır. Bu sancılı dönemler kişiliğini ve sanata bakış açısını önemli ölçüde etkileyecek ve karşımıza Angelopoulos denilen devrimci bir yönetmeni çıkaracaktır. Geçmiş yaşamı onun üzerinde o kadar büyük bir etki bırakır ki bu etki bütün filmlerinde kendini hissettirmiştir. Babası Sipurus bir komünisttir ve bu dönemde tutuklanarak sürgüne gönderilir (Kitiryaya Yolculuk Filminde babasını işler).”

“Bütün hayallerimize rağmen değişmeyen dünyanın şerefine.”

24 Ocak 2012’de “Başka Deniz” adlı son filminin çekimleri sırasında, bir kaza sonucu aramızdan ayrılan şiirsel sinemanın en önemli temsilcilerinden olan Angelopoulos 1935 yılında Atina’da doğar.

Çocukluğunu II. Emperyalist Paylaşım Savaşının yıkıntıları arasında geçiren yönetmen, iç savaşlarla parçalanan başta Yunanistan ve diğer coğrafyalarda, faşizan yönetimlerin hüküm sürdüğü ve bunun sonucunda bölük pörçük bir yapıya bürünen toplumların sancıları içerisinde ailesiyle hayatta kalmaya çalışmıştır. Bu sancılı dönemler kişiliğini ve sanata bakış açısını önemli ölçüde etkileyecek ve karşımıza Angelopoulos denilen devrimci bir yönetmeni çıkaracaktır. Geçmiş yaşamı onun üzerinde o kadar büyük bir etki bırakır ki bu etki bütün filmlerinde kendini hissettirmiştir. Babası Sipurus bir komünisttir ve bu dönemde tutuklanarak sürgüne gönderilir (Kitiryaya Yolculuk Filminde babasını işler).

Angelopoulos ailesinin isteği üzerine Yunanistan’da hukuk eğitimi alır. Son sınıfta bu eğitimi bırakarak Fransa’da Morcel L’ Herbier tarafından kurulan ve günümüzde de hala dünyanın en iyi sinema okullarından biri olarak görülen IDHEC’e (Instutut de Houtes Etudes Cinema Togrophigues) kaydını yaptırır.

I. Emperyalist Paylaşım Savaşının ardından Almanya’da ortaya çıkan “Alman Ekspresyonizmi”, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı ardından İtalya’da ortaya çıkan “Yeni Gerçekçilik” ve İngiltere’de işçi sınıfının problemlerini ele alıp sosyal içerikli üretimler sergileyen “Özgür Sinema” akımlarının birikimi ile birlikte IDHEC’te birçok yönetmen yetişmiştir. Bu okul sayesinde yeniliklere açık, ne yaptığını bilen, cesur, genç sinemacılar eğitilmiş ve Yeni Dalga’ya birçok yönetmen kazandırılmıştır.

Genç sinemacılar bu okulda görsel hafızalarını oldukça geliştirmiş, o dönemde izlenmesi zor olan birçok filmi, sinematek aracılığıyla izleyip yeni filmlerle tanışmışlardır. Böylece hem yeni filmleri tanımış hem de gelecekte oluşacak yeni fikirlerin ilk adımlarını atmışlardır. Bu dönemde aynı zamanda Ekim Devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devriminin, Paris 68 öğrenci hareketlerini ideolojik, politik ve sanat açısından şekillendirdiği dönemdir. Angelopoulos’da arkadaşlarıyla birlikte Marksist eğitim alarak; ezilen sınıfların sınıf kardeşliği üzerinden şekillendirilen toplumsal bir halk hareketinin devrim yapabileceği gerçekliğine inanır. Bu inanış kendisini ilk filmlerinde gösterir. Devrimin yenilmesiyle birlikte II. Kuşak filmleri tematik olarak devrimin neden yenildiğine dair bir eleştiriye dönüşecektir.

1964’te ülkesine döner ve Demokratik Değişim Dergisinde eleştiri yazıları yazar. 1967’de Yunanistan’da darbe olur ve dergi kapatılır. Bir süre avukatlık yapar. İçindeki sinema aşkını hiç yitirmeyen yönetmen 1968’de “Yayın” adlı ilk kısa filmini çeker. İlk filmi ile Selanik Film Festivali’nden Eleştirmenler Ödülü ile döner. İki yıl sonra 1970’de ilk uzun metrajlı filmi olan Tatbikat’ı çeker. Filmde bir cinayetin nasıl işlendiğinden ziyade sorgulamadan itaat eden suskun toplumların ne denli tehlikeli bir yapıya dönüştüğünü anlatır. Toplumsal sorgulamaları göç temaları ile birleştirdiği bu film; Berlin Film Festivali’nden ödül ile döner. Göç teması “36 Günler” adlı filminde ete kemiğe bürünür. Dönemin faşist yönetimlerini, ustaca kullandığı Brechtyen anlatım tarzı ile teşhir eder. Bu film de Berlin Film Festivalinden ödül ile döner ve başarısının tesadüf olmadığı ispatlanır. 1975’te ise Yunanistan’da farklı zamanlarda ve mekânlarda yapılan yolculuklarla direnişi ve değişimin anlatıldığı Kunpanya’yı çeker. Film Cannes Film Festivalinden Fıbresci ödülü ile döner. Ardından “Avcılar” adlı film ile ilk dönem filmleri son bulur. İlk dönem filmlerine bütünsel açıdan baktığımızda Yunanistan’ın 40 yıllık süreci tarih ve mitoloji ile harmanlanarak anlatılmıştır.  Yönetmen bu filmlerinde devrime olan inancını korumaktadır.

İkinci dönem filmlerine baktığımızda ise birinci dönem filmlerindeki tarihsel arka planları kaybetmeden yavaş yavaş karakterleri ön plana çıkartır. “Kitiryaya Yolculuk” adlı film buna en güzel örnektir. Zira bu filmde babası (Spirus) vardır. Sınırlara hapis olan ve ev arayışı içerisindeki bir kuşağın yenilgisinin anlatıldığı film büyük beğeni görür. 1988’de izleyici yine sınırlar üzerinden bir yolculuğa çıkartan yönetmen; babalarının Almanya’da olduğunu öğrenen iki çocuğun hikâyesine odaklanır.

Göç, göçmen ve sınır sorunları son filmlerinde kendisini daha ağır hissettirecektir. Leyleğin Geciken Adımı ile müthiş bir sınır sorgulaması yapar. Ulis’in Bakışı ve Sonsuzluk Bir Gün filmlerinden sonra yeniden Yunanistan tarihine dönen yönetmen, 1919’dan II. Emperyalist Paylaşım Savaşına kadarki süre içerisinde Yunanistan’da yaşanan ilk büyük göç dalgasını şiirsel bir dil kullanarak muazzam bir görüntü ve üslup ile anlattığı Ağlayan Çayır’ı çeker. Ardından Zamanın Tozu gelir. Stalin heykellerinin kullanıldığı bu film Sovyet Rusya’nın Sosyalizmden gittikçe uzaklaşmasını konu eder. Modern revizyonizmin Kurucev ile birlikte nasıl Sovyetleri çürüttüğünü metafor ve imgeler ile anlatır. Tüm Akdeniz coğrafyasındaki mültecilerin sorunlarını anlatacağı “Başka Deniz” adlı filminin çekimleri sırasında bir kaza sonucu aramızdan ayrılan Angelopulos kendine özgü sinema dili ile auteur yönetmenlerden biri olarak anılmaktadır.

Genel anlamda filmlerine baktığımızda; uzun planlar kullanarak kesmeyi nerdeyse hiç kullanmayan yönetmen tarih, mitoloji, mermer heykeller, sınırlar ve kalabalık yalnızlıkların bağrında yeşeren katliam ve kıyımları ustaca harmanlayarak izleyiciye sunmuştur. “Leyleğin Geciken Adımı” adlı filminde Kürt sorununa sınıfsal bakış açısından bakmayı başarabilen yönetmen serbest piyasa ekonomisinin olumsuz sonuçlarından olan küresel siyasi gelişmeleri kültürel melez bir dil ile evrenselleştirmiştir.

KAYNAKÇA

Özgür Düşün Dergisi 2010, sayı 49, sayfa: 55-56

Altyazı Aylık Sinema Dergisi, Övgü Gökçe, Angelopoulos Sinemasına Bir Bakış

https://www.filmloverss.com 20. Yüzyıla Ağıt, Angelopoulos Sineması

Günün Haberleri

Kültür-Sanat konulu diğer haberler