Takip Et

Röportaj

MKP’li Renas Deniz: Rojava, gençliğin dinamizmini bir daha gösterdi

Nuçe Ciwan gazetesinin Rojava devrimini ele aldığı haber dosyasının son röportajını Maoist Komünist Parti savaşçısı Renas Deniz ile “Rojava devriminin 8. yılında gençliğe düşen görevler ve sorumluluklar” konusu üzerine yaptı.

Nuçe Ciwan gazetesinin Rojava devrimini ele aldığı haber dosyasının son röportajını Maoist Komünist Parti savaşçısı Renas Deniz ile yaptı. “Rojava devrim sürecinin 8. yılında gençliğe düşen görevler ve sorumluluklar” konusunu üzerine yapılan röportajda MKP’li Renas Deniz; Rojava devrimi süreci ve bu süreç içerisinde bölgedeki gelişmeler, Rojava devriminin Türkiye-Kuzey Kürdistan ve dünyadaki yansıması, Rojava devrim sürecin de sosyalist hareketin özelde MKP’nin durumu, Rojava devrimini ileri taşınması ve sahip çıkılması, dünya gençliğinin Rojava devrimini nasıl değerlendirmesi gerektiği gibi konular üzerine fikir belirti.  

Röportajın tamamını haber değeri taşıdığından kaynaklı paylaşıyoruz;

Türkiye devrimi için önemli bir yere sahip olan Gezi direnişi süreci oldu. Hemen arkasından Rojava devriminin adımları atıldı. Bu süreci biraz açabilir misiniz?

-En son söylenmesi gerekeni ilk önce söylemek yerinde olacak. Kimilerinin burun kıvırdığı, kimilerinin görmezden geldiği ve maalesef ki bazılarının da «yabancı eller» var diyerek neredeyse karşı cepheden saldırıya eş değer bir duruş sergilediği Kürdistan coğrafyasının Batısında, Rojava denilen topraklarda Kürtlerin öncülüğünde adına ne dersek diyelim sosyal, siyasal, örgütsel, kültürel, toplumsal alanda bir değişim yaşanıyor. Değişim; dünün kölece, esaret altındaki yaşamından kat kat ileri olan bir değişim. Halklar adına ileri, demokratik-devrimci bir değişim. Kölece, kimliği dahi olmayan «mülteci» veya «yabancı» statüsüyle yaşayan bir halkın, kendini yeniden ayağa diktiği bir değişim bu. Bu değişime hiç bir devrimcinin, devrimci kuvvetin kayıtsız kalması mümkün değildir. Ezilen bir halkın veya ezilen bir ulusun, bırakalım diğer şeyleri, yok sayılan bir ulusun «ben varım ve buradayım» diyebilmesi, kendi kaderini tayin noktasında iradesini ortaya koyması ve bunu dost-düşmana kabul ettirmesi görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir adımdır, ilericidir, içeriğiyle de devrimcidir.

8 yıl öncesiyle kıyaslandığında Rojava denilen topraklardaki bu değişim daha iyi anlaşılabilir. Durup dururken olan bir değişim değildir. Baba Esad ve oğul Esad dikta yönetiminin baskısı altında yıllarca can bedeli yürütülen mücadelenin, örgütlü çalışmanın varlığını unutmamak gerek. Ve bu mücadele kendi karşısında çıkan tarihsel fırsatları doğru değerlendirdi, yönlendirdi ve Kürt ulusunun ileri doğru bir kazanımı olarak tarihe geçti. 7. yılını geride bırakan bu kazanım, Kürt ulusunun kazanımıdır ve ilericidir, demokratiktir, devrimcidir. Bu yüzden Kürt ulusunun bu kazanımı devrimciler-sosyalistler açısından sahiplenilmesi gereken bir kazanımdır. Kadınıyla, erkeğiyle ayağa dikilen, kimliğiyle kendini var eden bu kazanım devrimci dünyanın bir kazanımı olarak selamlanmayı hak eden bir kazanımdır. Bunun altını kalınca çizmek gerekir.

Tarihsel fırsatlar dedik. Sırf Suriye ile sınırlı olmayan tüm Ortadoğu’yu bölgemizi içine alan tarihsel fırsatlar zinciri demek daha doğru olur. Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının başına musallat olan ve babadan oğula geçen dikta-faşist yönetimler altında kan ağlayan halkların biriken öfkesinin domino taşları gibi birbiri ardı sıra isyana dönüşmesinin bölgede yarattığı «bahar» havası devrimci-sosyalist hareketler açısından muazzam bir fırsattı. Ne var ki örgütlü olan devrimci-sosyalist hareketler değil egemen sınıflardı, emperyalizmdi. Ve bu isyanları çok rahat yönlendirdiler ve istedikleri yöne çevirerek çıkarları doğrultusunda hizmetlerine alet ettiler. Teşhir olan ve artık birlikte yürümek istemedikleri diktatörleri devirerek yerine kendilerine uşaklık edecek yeni diktatörleri getirdiler. Buna rağmen ayağa kalkan, isyan eden halkların talepleri ilericiydi, halklara mücadele deneyimi kazandıran iyi bir okul işlevi gördü. Bu, bölge halklarının dinamizmini gösterir. Devrimci-sosyalist bir önderlik altında örgütlendiklerinde büyük kazanımlar, başarılar elde edebilecek bir potansiyelin varlığına işaret etmektedir.

Türkiye-Kuzey Kürdistan da aynı durumdadır. Büyük bir dinamizm ve muazzam bir potansiyel vardır. Sömürünün, baskının, adaletsizliğin, eşitsizliğin, ayırımcılığın sistemli ve bir devlet politikası olarak uygulanageldiği bir coğrafyada halkların isyan etmemesi için hiç bir neden yoktur. Fakat şovenizmin ağır baskısı ve toplum üzerindeki etkisi ve de bunun devlet eliyle organize yürütülerek toplumun bilincinin kötürüm hale getirilmesi halkların yaşadıkları bu sorunların görünmesini engellemekte ve egemen sınıfların her türlü manipülasyonuna açık hale getirmektedir.

Gezi-Haziran başkaldırısı sürecinde Türkiye-Kuzey Kürdistan’ının bir-iki şehir hariç tüm şehirlerinde milyonlarca insanın sokağa çıkması, barikatlar kurması, forumlar-komünler vs. örgütlemesi, sokak çatışmaları yürütmesi var olan dinamizme-potansiyele örnektir. Bir kaç gün içinde milyonlarca insan sokağa çıkmış, devletle çatışmıştır. Sıkışan bir toplum vardır, iliğine kadar sömürülen, açlığa-yoksulluğa ve sokağa mahkûm edilen bir toplum vardır ve maalesef bu toplumun kendi gerçekliğiyle, kendi yaşadığı sorunlarla yüzleşmesi şovenizm zehiri ile engellenmiştir.

Gezi-Haziran başkaldırısı, şovenist dalganın gerilediği döneme denk gelmektedir. Ve bu süreç halkların kendi gerçekleriyle-sorunlarıyla yüzleşmesine fırsat sunmuştur. Taksim’deki ağaçlar vesile olmuştur belki, ama sokağa çıkan halkların talebi çok daha başkadır. Gezi-Haziran başkaldırısı da devrimci-sosyalist hareket açısından tarihsel bir fırsattı. Ne var ki hazırlıklı olmayan devrimci -sosyalist hareket bu fırsatı değerlendiremedi.

Fakat Suriye’de ortaya çıkan fırsatı Kürt ulusal hareketi doğru değerlendirdi, örgütlü güçlerini zamanında ve doğru yönde harekete geçirdi ve kazanımla ileri taşıdı. 19 Temmuz 2012 Kürt ulusu açısından önemli bir tarih olsa da, belki en önemli tarih DAİŞ çetelerinin Kobane’de yenildiği ve geri çekildiği tarihtir. Bu tarih, Rojava’yı uluslararası alanda görünür kılmış, daha geniş sahiplenilmesine vesile olmuş ve belki de Rojava’daki demokratik inşanın daha sistemli ele alınmasına vesile olmuştur.

Rojava devrim savaşında neleri yaşadınız? Sizi en çok etkiyen ne oldu bu süreçte?

-Emperyalistlerin ve gerici iktidarların beslediği DAİŞ çetelerinin ellerindeki silahlar bir yana, savaş alanında çocuğundan, hamile kadınına, yaşlılara kadar kullandıkları insanlar karşısında konumlanan devrimcilerin karşılaştığı zorlukları ifade etmek zordur. Veya tecavüz edilen, köle pazarında satışa sunulan kadınların «yardım» beklentisini hissedip bir şey yapamamak. Tüm bunlar savaşın nasıl bir seyirde akıp gittiğini gösterirken, devrimcilerin de karşısında ne gibi bir düşmanla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Zor bir savaş demekle de anlatılacak gibi değildir. Bir devrimcinin 5 yaşındaki bir çocuğa silah doğrultmasının hiç bir gerekçesi olabilir mi? Ama oluyor. Üzerine mayın bağlanmış 5 yaşındaki çocuk üstünüze geliyor. Hiç bir ahlak, hiç bir etik değerin kabul edemeyeceği, insanlığın kendisini insani değer terazisine koyduğu ama çözümsüz kaldığı bir durumdur bu… Ve bu durumun insani değerlerde yarattığı yitimin hacmi. Ne var ki, her savaş gibi, bu savaşta büyük değerli şeyler öğretti. Savaşırken insan kalabilmeyi, insani değerleri koruyabilmeyi öğretti. Düşmanın düşmanlığını daha yakından görebilmeyi sağladı… Eğitti, iradeyi çelikleştirdi, belki de en önemlisi haklılığın meşruluğunu ve haklılığın gücünü-güçlülüğünü tekrardan gösterdi.

Rojava devriminde sol-sosyalist hareketlerin yeri çok önemlidir. Sizin de içinde olduğunuz hareket, devrimde yer aldı halende yer alıyor. Önümüzdeki süreçlerde nasıl yer alacaksınız?

-Rojava’yı görünür kılanın Kobane direnişi olduğunu söylemek gerek. DAİŞ çetelerinin Kobane’yi kuşatması, Esad rejiminden elde ettiği ağır silahlarla Kobaneye saldırması ve kuşatması karşısında büyük bir fedakârlık, özveri ve feda ruhuyla direnişin sergilenmesi yalnızca Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci-sosyalist hareketlerini değil, uluslararası alanda da devrimci-ilerici-sosyalist hareketleri harekete geçirmiş ve Kobane direnişiyle dayanışmanın zeminini güçlendirmiştir. İstisnasız tüm ilerici hareketler gerici DAİŞ çetelerine ve onun destekçisi faşist Türk devletine karşı tepkilerini bir şekilde dile getirmiştir, Kobane için seferber olmuştur. Bizlerde Kobane’ye sahip çıkalım diyerek çağrımızı yaptık ve Kobane için seferber olalım dedik. Bu çağrı önemli ve anlamlıydı. Sürecin bizlere yüklediği bir görevdi ve her devrimcinin göreviydi Kobaneye sahip çıkmak, Kobaneyi savunmak. Belki o süreçte Kobanede aktif yer alamadık, fakat DAİŞ’i besleyen-destekleyen faşist Türk devleti karşısında Türkiye-Kuzey Kürdistan dağlarında ve şehirlerinde eylemlerin içindeydik. Keza Kobane’nin kurtuluşundan sonrada, Kobanenin inşaası sürecinde de üzerimize düşen sorumluluğu yapmaya çalıştık. Bu olması gerekendir. Sırf bizler açısından değil, devrimci-sosyalist hareketler açısından da bu böyledir. Kürt ulusal sorunu gibi bir sorun yanı başımızdadır. Dört parça Kürdistan’ın bir parçasında bir gelişme olmaktadır ve bu gelişme diğer parçadaki gelişmeleri de birebir etkilemektedir. Yani Türkiye-Kuzey Kürdistan devrim mücadelesini birebir etkilemektedir. Devrim-sosyalizm mücadelesini doğrudan etkileme potansiyeli olan gelişmelere seyirci kalınması doğru bir tutum olarak görülemez. Bırakalım Rojava’yı, dünyanın diğer ucunda, Peru’da, Hindistan’da, Nepal’de devrim adına bir gelişme olsa dünyanın diğer yerlerindeki halklara verdiği umut, enerji, moral ortadadır. Rojava gibi bir yerdeki bırakalım devrimci bir gelişmeyi en küçük demokratik bir ilerleme, mücadeleyle kazanılmış en küçük bir hak bile Türkiye Devrimci hareketini, mücadelesini, Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarını olumlu yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Ki, söz konusu olan Kürt ulusunun bir kazanımıdır. Kürdistan’ın bir parçasındaki kazanımın diğer parçaları etkilememesi mümkün değildir. Bu yüzden de Türkiye devrimci hareketi bu gelişmelere gözünü kapatamaz. Nitekim kapatmadı da.

Bu bir yanıdır, diğer yanı ise, Rojava’daki demokratik kazanımların aynı zamanda ezilen ulus ve halkların bir kazanımı olarak bizlerinde bir kazanımı olarak görülüp sahiplenilmesi ve daha da geliştirilmesi için desteklenmesi gerektiğidir. Bu aynı zamanda bu kazanımların içinde olmayı gerekli kılmaktadır.

Rojava devriminin Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a nasıl bir yansıması oldu? İlerideki süreçlerde dünya halkları için nasıl bir örnek teşkil ediyor?

Rojava, yeni bir deneyimdir. Demokratik-ilerici kazanımların yaşandığı, ezilen halklar adına tecrübe edilmesi gereken önemli bir deneyimdir. Askeri açıdan, örgütsel açıdan, siyasal açıdan, kültürel açıdan, kadın mücadelesi açısından vb. öğrenilmesi gereken bir deneyimdir. Türkiye devrimci hareketinin bunları deneyimlemesi, yürüttüğü devrim ve sosyalizm mücadelesi açısından önemlidir. En basitinden faşist Türk devletinin Afrin’i işgali sürecinde devrimci-sosyalist hareketlerin bizzat Afrin cephesinde yer alarak edindikleri askeri deneyimin Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki silahlı mücadeleye katkısı tartışmasız bir yerdedir.

Kabul etmek gerekir ki, DAİŞ’in Kobane’yi kuşatması, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci kamuoyunun Rojava ile olan ilişkisini daha ileri düzeye taşımıştır. Rojava daha çok gündem olmuştur. Ve Rojava daha etkili bir şekilde sahiplenilmeye, sürekli gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Bu yüzdendir ki sultan Tayyip Kobane için «düştü, düşecek» demek zorunda kendini hissetmiştir. Çünkü kamuoyunun Kobane’deki devrimci direnişe olan ilgisi yoğunlaşmış, deyim yerinde ise Kobane ve Rojava halkların günceli olmuştu. Bunda tabi ki devrimci-sosyalist hareketlerinde büyük çabası vardı. Rojava-Kobane için yürütülen kampanyalar, seferberlik ilan etmeler, bizzat DAİŞ’e karşı mücadeleye çağırmalar vs. bunlar hem devrimci-sosyalist hareketi motive eden ve canlandıran gelişmelerdi hem de halkları Kobane özgülünde Kürt sorunuyla daha çok ilişkilendiren bir gelişmeydi. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları Kürt sorunuyla daha çok ilişkilenmiş, Kürt gerçekliğine daha çok yaklaşmıştır. Bu önemlidir. Toplum vicdanen Kürt’ü kabul etmiştir. Fakat egemen sınıflar kendileri için tehlikeli gördükleri bu durumu tersine çevirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Ve halende yapmaktadırlar.

Bunların yanında, DAİŞ’e karşı gösterilen direnişin, fedailiğin, kararlılığın öğrettikleri vardır. Halklar can bedeli direnişi canlı izlemiş ve takip etmişlerdir. Kararlılığı, yoksunluğa rağmen fedaice direnişi takip etmişlerdir. Bunları bu şekilde direnmeye götüren şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmışlardır.

Bunların hepsini yan yana getirdiğimizde, muazzam bir kazanımdan bahsetmek doğru olur. Kazanım yalnızca Kürt ulusunun Rojava’da elde ettiği demokratik-devrimci kazanımlar değildir. Devrimci-sosyalist mücadelenin askeri, siyasi, örgütsel, ideolojik, kültürel açıdan kazanımları da vardır ve bunlar önemlidir.

Elbette dünya kamuoyunun da bu süreçte ilgisi artmış, çeşitli biçimlerde desteklerini sunmuşlar, direnişe aktif katılmışlar ve uluslararası alanda Rojava’yı, Kobane’yi anlatmaya çalışmışlardır. Dünya halkları Burkina Faso adındaki ülkeyi bilmez ama bugün Rojava’yı bilir, oralarda neler yaşanıyor, ne gibi değişimler oluyor onu takip ediyor. Bunun halklar nezdinde pozitif bir yeri olduğu açıktır

Rojava devrimine nasıl sahip çıkmalı ve bu devrimi dünya gençliği nasıl değerlendirebilir?

Demokratik-devrimci değerlerin diri olduğu ve sürekli gelişime açık olan Rojava, Türkiye devrimci hareketiyle sınırlı olmayan, uluslararası devrimci-demokratik hareketler açısından önemli bir mevzidir. Her açıdan bu mevziiyi korumak, geliştirmek ve bu mevziinin devrim ve sosyalizm mücadelesine katkılarına açık olmak gerekir. Bunun için de bu mevziinin sahiplenilmesi, savunulması hayati önemdedir. 19 Temmuz 2012’den bu yana Rojava topraklarında ölümsüzleşenleri düşündüğümüzde dahi neden bu toprakları, bu topraklar üzerinde gelişen kazanımları sahiplenmemiz gerektiği anlaşılır olmalıdır. Buralar, bu kazanımlar aynı zamanda devrim ve sosyalizm mücadelesi yürütenlerinde kazanımıdır.

Rojava’da, genç kadınlar ve genç erkekler savaştı demek abartı olmaz. Rojava, gençliğin dinamizmini bir daha gösterdi. Fedakârlığını, atılganlığını, direngenliğini, yaratıcılığını, enerjik yapısını bir daha gösterdi.

Doğru ele alındığında, doğru temelde örgütlendiğinde ve haklı bir dava ile buluştuğunda neler yapılabileceğini en sıcağıyla Rojava’da gördük… Yine görebiliriz… Gençlik ayağa kalktığında 68’de ne yaptığını gördük… Dünyanın çeşitli yerlerinde gençliğin potansiyel yıkıcı-yapıcı-değiştirici gücünü gördük… Gençlik bu potansiyele sahip toplumsal bir tabaka olarak bugün hala diri bir güçtür. Geleceği inşa etmek için diktatörlükleri, faşizmi yıkmak gerekiyorsa bu yıkım işini en iyi genç dinamikler yapar, inşasında öyle. Rojava iyi ve isabetli bir eğitim zeminidir. Savaşın yıkıntıları ve inşası ile tecrübeleri ve olanakları ile iyi bir eğitim alanıdır. Gençlik Rojava’yı sahiplenmeli. Ondan çok şeyler öğrenebilir, öğrenmelidir de.

Günün Haberleri

Röportaj konulu diğer haberler