Takip Et

Makaleler

İstanbul yerel seçimleri sonuçları, muhtemel gelişmeler ve görevler

Unutmayalım ki en nihayetinde uzun bir süreç içinde hâsıl olan halk direnişi bir diğer faşist klik olan Millet İttifakına yedeklemiş durumdadır. Ve bu klik halkın beklentilerine, ihtiyaçlarına cevap olmayacağı çok net olmakla beraber, iyi olan şey halk kitleleri bu sonuç ile çok önemli bir deneyim kazanmıştır ki kitleler birçok şeyin yanı sıra en çok da kendi deneyimlerinden öğrenirler

1- Tayip Erdoğan denilen şahıs cumhurbaşkanı, başbakan, iç ve dış işleri bakanı, maliye bakanı, belediye başkanı, genelkurmay başkanı, meclis başkanı, Yargıtay başkanı, Sayıştay ve YSK başkanı, muhtarların başı; yani kişi her şey! Tek adam olmanın getirdiği rahatlıkla doludizgin yol yürümeye devam ediyor. Kürtlere karşı savaşı tüm parçalara yayarak sürdürüyor. Bombalamadığı toprak parçası bırakmadı neredeyse. Aleviler ve diğer inançlar üzerinde baskı önceki zamanlardan daha katı sürüyor. Okullarda namaz kılmayan, selefi İslam geleneklerine uymayan Alevi ve diğer ezilen inançlardan halk çocukları baskı altına tutulmakta ve uymayanlar aşağılanmakta ve teşhir edilmekte. İlkokullar dahi camilere çevrilmiş durumda. Aleviler ve diğer ezilen inançtan kişiler resmi işlere alınmamakta.

2- Her türlü bilimsel eğitimin canına ot tıkılmış durumdadır. Gençlere hurafe eğitimi verilmektedir. Dindar olma adı altında kindar bir gençlik yetiştiriliyor. Ama tutmayacak gibi. Kadınların yaşamına pervasızca müdahale edilmektedir. Kaç çocuk yapacağından, nasıl giyineceğine ve kocasıyla ilişkisine kadar bu müdahalede sürüyor. Kadın kırımına karşı ise ciddi bir önlem yok. Yakın zaman önce on binlerce kadının sokak gösterisine gazlı coplu saldırı yapılması bundadır.

3- İnşa ettikleri barajlar doğa katliamına yol açmaktadır. Karadeniz’de, Dersim’de, Hasankeyf’te ve ülkenin birçok yerinde HES projeleri, barajlar ile yaratılan büyük kültürel değerler yok edilmekte; insan ve tüm canlıların yaşamı zehir edilmektedir. Doğal denge bozulmaktadır. Bu yapılanlar ile sular kurumakta ve toprak zehirlenmekte, hava kirliliği kimi merkezlerde nefes aldırmayacak bir haldedir. İnsan sağlığıyla ciddi derecede oynanmaktadır.

4- İşsizlik hayli yüksek. Özellikle gençlik içinde işsizlik yaygın. Hayat pahalılığı çekilmez halde. Yandaşlarını zengin etmek için tüm olanaklar seferber edilmiştir. Sadece İstanbul’da çalışmadan belediyeden maaş alanların sayısı 100 bine yakın olduğu açıklandı. Bu kişiler İslamcı faşist hükümet kliğinin kirli olanları da dahil bütün işlerini yapmakla görevli olanlardır. Yolsuzluk sıralamasında Türkiye alttan altıncı sırada duruyor.

Tüm bunlar halk kitlelerini canından bezdirmiş durumda. İçten içe büyük bir öfke birikmiş haldeydi. Kül altında kalmış da olsa köz her an alev almaya yatkındı. Durumun böyle gitmeyeceğini egemenler de görüyorlardı. Çözüm arayışındaydılar. Devlet sistemine zarar vermeden dışarda ve içerde AKP iktidarını bir biçimde değiştirme çabası içindeydiler. Son bir yıl içinde değiştirme işine hız verdiler. Ezilen halk sınıf ve örgütleri de keza bu zulüm makinasından kurtulma derdindeydiler. Aslında bu AKP hükümeti ve ittifak güçleri halkın mücadelesi ile daha önce yenildi. Küçük-büyük, ileri-geri çok değişik mücadelelerin yarattığı birikim ve mayalanma ile Gezi-Haziran halk ayaklanması ortaya çıktı. Halk ayaklanması aslında sultan Tayyip’in istenmediğini ve yenilgisiydi ancak doğru bir önderlik olmadığı için hareket zafere taşınamadı ve doğal olarak geriye çekildi. İkincisi geri çekilmiş de olsa bu birikim ve deneyimin sonucu olarak mücadele 7 Haziran 2015 genel seçimleriyle yeniden ortaya çıktı. Bunun sonucu Osmanlı ve cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa tam olarak halk 80 vekilini parlamentoya gönderdi. Ve iktidardaki en saldırgan faşist klik, elde edilen bu büyük kazanım ile Koalisyona düştü. Ve bu olumlu sonuç sadece iktidar kliğini değil tüm egemen sınıf klikleri için derinden moral bozucu bir durum yarattı. AKP’yi yıkmak isteyen sistem partileri, ilerici-devrimci ittifakın büyük bir güçle çıkmasına rıza göstermeyecekleri belliydi. Öyle de oldu. Deniz Baykal, Bahçeli, Erdoğan “gizli” görüşmeleri ve akabinde iptal edilerek yeni bir seçime ile ilerici-devrimci kuvvetlerin etrafında toplanan altı milyon aşkın kitlenenin yarattığı devrimci mevziye saldırdılar. Sonraki süreçte vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve bazılarının tutuklanması bilinen saldırının bir parçasıydı. Yani şu noktayı özellikle belirtelim (son boykot tavırlarını saymazsak) kimilerinin İstanbul seçimlerinde elde edilen sonuçları sadece Millet ittifak kliğinin başarısı olarak düşünmesi çok yanlış, inkârcı ve gerçeği kavramayan ve önceki mücadeleyi küçümseyen bir yaklaşımdır. Kürt hareketinin, İlerici-devrimci örgütlerin bu başarıya ulaşılmasında uzun erimli küçümsenemez emekleri var.

Şimdi aslında İstanbul seçim sonuçları çok şeyin önünü açmış ve analize muhtaç yeni bir süreç ortaya çıkarmıştır. Bu süreç sağlıklı şekilde tartışılmalıdır. Bazı yönleriyle yeni durum doğru kavranması gerekir. Bunu yapmaksızın doğru politikalarla halka cevap olunamaz. Her şey aynı “değişen bir şey yok” denir ve bu belirlemeye göre hareket edilirse hayatın canlı, hızla değiştiren dinamiğinden zerrece öğrenmediğimiz sonucu çıkar ve böyle yaklaşanlar sürece önderlik etmek şöyle dursun küçük katkılar bile sunamazlar. Daha da fazlası gelişmelere böyle yaklaşanlar halkın mücadele içinde ortaya çıkan farklı direniş hareketlerinin önderliğini peşinen burjuva kliklere havale etmiş olurlar. Unutmayalım ki en nihayetinde uzun bir süreç içinde hâsıl olan halk direnişi bir diğer faşist klik olan Millet İttifakına yedeklemiş durumdadır.Ve bu klik halkın beklentilerine, ihtiyaçlarına cevap olmayacağı çok net olmakla beraber, iyi olan şey halk kitleleri bu sonuç ile çok önemli bir deneyim kazanmıştır ki kitleler birçok şeyin yanı sıra en çok da kendi deneyimlerinden öğrenirler. Bu deneyim ilerde kim iktidara gelirse gelsin, halkın elleri, çıkarlarına ters hareket edenlerin yakasında olacak ve aynı akıbeti bunlara da yaşatacaktır. Dolayısıyla böylesi deneyimleri asla küçümsemeyelim.

Nedir bu deneyim?

Birincisi, yenilmez ve çok güçlü ya da “ne yapar eder vermez”  sanılan iktidardaki İslamcı faşistleri mağlup etti. İkincisi, hangi klik olursa olsun, bundan böyle halkın arzularını, ihtiyaçlarını ve çıkarlarını anlamak istemeyenleri, dikkate almayanları bir biçimde hizaya getirebileceğini gördü. Baskı aygıtının yarattığı büyük korku çemberini kırdı. Halk büyük bir moral kazanmakla kalmadı, yönetici elitin moraline ağır darbe vurdu. Adına Türk Tipi Başkanlık sistemi dedikleri halk kitleleri üzerinde ve hatta sistem içi muhalefet üzerinde bile zulümden başka bir şey olmayan tek adam rejimini ciddi olarak tıkadı ve tartışmaya açık hale getirdi. Bu satırlar yazıldığı sırada CHP genel başkanının “tek adam rejimine son verelim” çağrısı dediğimizi doğrulamaktadır. Bu çok önemli bir noktadır. Artık şunu söylemek mümkündür. İktidarın adım adım uygulayarak geldiği mevcut plan ve hesaplarla hareket edemez, yol alamaz. Planlarını ve hesaplarını gözden geçirmek ve bazılarını yeniden çizmek zorunda kalacaktır. Yine egemen sınıfların bütün kanatları Kürt emekçilerin oylarını hesap etmeden adım atmanın zor olacağını gördüler.

Peki neler olabilir?

Abdullah Öcalan yeniden devreye sokularak eskinin daha silik biçimiyle bir çeşit uzlaşma; daha doğru deyimle oyalama yolu yeniden açabilir. Bunun adına elbette demokratikleşme denecektir. Hükümet, Kürt hareketi üzerinden Kürtleri Cumhur ittifakına bir şekilde yakınlaştırmak ve böylelikle son seçimde Millet ittifak adayına oy veren Kürtleri bu kesimden uzaklaştırmayı deneyecektir. Bunun yanı sıra küçük de olsa şu olasılık da var. Ergenekon üzerinden CHP ile bir uzlaşma yaratılma arzusu gözükse de bu zayıftır/ikincildir. Kaybettiklerini yeniden ele geçirmek için bir af yoluyla gazeteciler, akademisyenler, tutsak vekillerin bırakılması yoluna gidebilirler. Yukarda da değindiğimiz gibi Kürdistan meselesi büyük bir korku olarak tüm gerici-faşist kliklerin yüreğini hoplatmakla beraber sıkışmışlığa bir çare olarak “yeni” bir politika benimsenebilir ki Kürt hareketi tarafından başka türlü yorumlansa da Öcalan’ın son seçimde “tarafsız kalın” çağrısı içerde bazı girişimlerin döndüğüne işaret eder. (“Tarafsızlık” çağrısının AKP lehine olan bir politika olduğunu belirtelim.) Bunları çoğaltabiliriz. Ki, seçimin son günlerine doğru kapısı açılan Öcalan’ın böyle bir uzlaşmaya evet demesi beklenebilir.

Sürecin ve olayların nasıl bir biçim veya yol alacağını tam olarak bilemeyiz. Ancak şu gerçeği görmek durumundayız. Halkın toplumsal bilinci kendi çapında ilerliyor. Teknolojik imkânlar dünyada olup bitenlerin görülmesini çok büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Dünyada iyi-kötü her gelişme anında izlenmekte ve görülmektedir. Bunu en çok da genç nesil görüyor. Ayrıca Türkiye’de son çeyrek yüzyılda yeni bir nesil yetişti. Milyonlarca genç insandan oluşan bu nesil, çok farklı yaşam arayışı içindedir. Bunların büyük bölümü İstanbul ilinde yaşıyor. Bu yeni nesil halkın geleneksel değer yargılarından tümüyle kopmamış da olsa, çok başka istek ve arzulara sahip bir nesil olduğunu biliyoruz. Bu yeni bir sosyolojik gerçekliğe/duruma işaret eder. Bu nesli duyarsız, kendinden başkasını düşünmeyen, kaba-bencil olarak değerlendiremeyiz. Kuşkusuz sistemin kültürün etkisi altındadır ve gerçek kurtuluş alternatif konusunda kafası karışıktır. Ama dünya sorunlarına çok yabancı oldukları gibi bir değerlendirme eksik ve yanlış olur. Böyle bir yaklaşım gerçekçi olmaz. Eski nesil devrimcilerin beklentilerine, kültürüne, yaşam tarzına uymaması bu nesli böyle değerlendirmeyi haklı kılmaz. Bu yeni neslin bir bölümü Gezi-Haziran eyleminden gelmektedir. Son İstanbul yerel seçimlerinde AKP’ye, MHP’ye ve onların adayı Yıldırım’ın kaybettirilmesinde bunların da önemli rolü olduğunu söyleyebiliriz.

Yani gelişen toplumsal bilinç, yeni nesil gençliğin arayışı gibi sebepler devrimci-komünist harekete yeni görevler hatırlatmaktadır. Sınıf mücadelesi değişik biçimler alır. Devrimci önderlik meselesi yakıcılığını koruyor. Genel geçer politik yaklaşımlarla, stratejik sloganlarla, bilinen geleneksel taktiklerle halka önderlik edilemez, halk örgütlenemez. Somut durumun somut tahlilini yapmalıyız ve her yeni duruma göre somut politikalar belirlemeliyiz. Egemen sınıfın politik temsilcileri arasında iktidar mücadelesi yeni bir aşamaya evirilmiş durumdadır. Çatlaklardan doğru yararlanmak, asıl darbeyi baş düşmana indirmek elzemdir. Lokma lokma yutma politikası öylesine bir belirleme değildir. Komünistleri kitlelerden koparacak politikalardan uzak durmak ise özellikle önemlidir. Halkın henüz kavrayamadığı politik kararları tepeden halka dayatmak hem başarısızlığa götürür ve hem de komünizme gönül vermiş taraftarın bile moralini bozar. Bozar çünkü karşılığı olmayan politikalar kaybettirmekle kalmaz doğallığında moralleri bozar ve niyetlerimize rağmen dağıtıcı bir rol oynar. Şurası açıktır ki, aldığı İstanbul ağır darbesine rağmen selefi sultan Tayyip ve ittifak ettiği güçler hala iktidardalar. Oturduğu koltuğu kaybetmek istemeyeceği kesindir. Bu uğurda sayısız oyun, hile ve entrika, satın alma ve gerektiğinde provokasyonlara ve yeni politik manevralara kadar gidecektir. Yani okun sivri ucu, vurulması gereken hedef AKP faşist iktidarıdır.

Diğer yanda ise, CHP ve İYİ parti gibi gerici ve faşist partiler bugün için iktidar karşısında kaybettikleri mevziler nedeniyle demokrasi havarisi kesilmiş olsalar da aslında bunların politik-ideolojik karakteri demokrasi ile uzaktan yakından alakaları yoktur. Bunları tanımak için yakın tarihimize bakmak bile yeterlidir. CHP ve İYİ parti yakın tarihimizin kirli katliam işlerinden doğrudan veya dolaylı sorumludurlar. Sivas Madımak, köy boşaltmalar ve yakmalarında rol almış devlet partileridir. Bu partilerin; özellikle CHP çevresinde toplanmış ve kendilerini demokrat-solcu olarak tanımlayan geniş halk kümesinin varlığına rağmen, bu parti politik-ideolojik karakteri itibariyle halk düşmanıdır. Millet İttifakı adı altında toplanan bu partiler, Kürt sorununda AKP ve MHP gibi partilerden oluşan Cumhur İttifakından farkları yoktur. Dış politikada Suriye ve bazı diğer konularda ayrı politikaya sahip olsalar bile kurulma ihtimali yüksek olan Kürdistan’a saldırılarda oldukça pervasızlar. Kürtlerin federasyon, özerklik gibi arzularına bile derin düşmanlık duymaktalar. Söz konusu Kürt ve Kürdistan olunca AKP hükümeti ile birleşmekten ve taviz vermekten imtina etmezler. Zira bu partilerin devletin bekası gibi asli-temel politikaları derin kozmik odalar içinde karara bağlanarak devreye sokulur ki şu sıralar halkın umutlarını peşine takmış bu kara gözlüklü takımın yeni değerlendirmelerle taraflara nasıl bir biçim vereceklerinin hesabı içinde olduklarını söylemek için yüksek bir akıl gerektirmez. Tek vatan, tek millet, tek bayrak tartışmasız bunlarında düsturudur. Dersim Alevi, Ermeni soykırımlarında ırkçı-faşist politikalarda asla taviz vermezler. Türkçü ırkçılık bunların ruhunda silinmezcesine yer etmiş durumdadır. Alevi inanç merkezlerinin yasallaşmasında adım atmazlar. Bu partiler, iktidar blokunda yer alanlar kadar uluslararası emperyalist-kapitalist sermaye tekelleriyle sıkı fıkı, iç içe ekonomik ve sosyal politikalara sahipler. Kimi bazı küçük ayrıntılarda ayrılıkları var mı pek tartışmalıdır. Doğanın korunması, çevre kirliliğinin engellenmesi politikalara sahip değiller. Emperyalist sermayenin ülkeye çekilmesi, bunun başarılması için ciddi anlaşmalara imza koymaktan çekinmezler. İnsan hakları, işçi ve emekçi hakları, sendikal haklar, grev ve direnme haklarının geliştirme konusunda esaslı politikaları yoktur ki, bu politikalara sahip olmaları halinde bunlar ne yerli ne de yabancı sermaye tarafından kabul etmeyeceğini biliyoruz. Unutmayalım ki tüm demokratik hakların budanması sadece Türkiye sermayesinin değil tüm ülkelerde sermayeyi kontrol edenlerin politik temsilcilerinin yaptıkları şeylerdir. Çıkaracağımız sonuç şudur ki baş düşmanı darbelerken, ikincil olan sermaye partilerin politikaları konusunda halkı uyarmak konusunda faal olmalıyız. Özellikle halkın ileri kesimi içinde eğip bükmeden doğrudan sosyalizmin propagandasını yapmalıyız. Küçücük Ovacık ve sonrasında Dersim merkeze sıçrayan deneyimin, ülke çapında ezilen halk içinde neden bu kadar ilgiye mahzar kaldığı üzerinde çok fazla düşünmek gerekmez. Sonuçlarını yeteri kadar bilince çıkarıp yaratıcı politik çalışma ile devrim ve sosyalizm alternatifini yaymalıyız. Somut, uzun erimli, planlı, programlı bir çalışma strateji ile halk kitleleri içinde güç haline gelmek için şartlar uygundur. Fransa’da Sarı Yelekliler, İsviçre’de yüz binlerce kadının sokakları zapt eden hak arama eylemi, Sudan’da otuz yıldır halka kan kusturan El Beşir’in devrilmesi ve vuku bulan ve bulacak olan nice halk hareketinin verdiği mesaj yeni bir dünya, yeni bir yaşamdan başka bir şey değildir. Yeni yaşamı yaratıcı politika ve uygulamalarla halk kitlelerine götürmeli ve onlarla birleşerek devrimci sosyalist alternatifi güçlü şekilde devreye sokmaya çalışmalıyız.

Yusuf Ozan

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler