Takip Et

Analiz

İşgalci Saldırganlığa Karşı Her Türlü Mücadele Devrimci Görevdir!

Mesele, demokratik kazanımın yok edilmesi, ulus ve halkaların kan-katliam anaforuyla geleceksizliğe gömülmesi, insanın yok edilmesidir. Soruna bu açıdan yaklaşmak doğru olandır. İnsani sorumluluk, ilerici ve aydın olmanın sorumluluğu ve nihayetinde devrimci ve sosyalist olmanın sorumluluğu, ulus ve halkların kıyımına seyirci kalmakla bağdaşmaz. Demokratik cephenin kazanımlarının gerici saldırganlıkla yok edilmesine tahammül gösteremez. Kuşkusuz ki, haksız gerici savaş ve saldırganlıklara karşı kayıtsız kalmaz. Emperyalist gerici işgale karşı hiç kayıtsız olunamaz

Hâlihazırda Suriye devletini de ilgilendiren Rojava ya da Batı Kürdistan’a dönük bir işgal saldırganlığı kapıdadır. Emperyalist güçlerle gerekli anlaşmalar yapılmış, işgalci saldırganlık konseptinin somut içeriğinden genel muhtevasına kadar ayrıntılı plan-projeleri son kerteye ulaştırılmış ve askeri hazırlıklar son aşamasına gelerek gözle görülür hareketlere kadar gelmiştir. Bu tablodan işgal ve işgalin yaratacağı sonuçları hesaplayıp okumamak saflık olur. ‘’Şıpka geçidinde işler yolunda diyemeyiz.’’ Her gözün gördüğü, her aklın algıladığı ve ilgili gerici güçlerin açık beyanlarıyla işaret ettiği çıplak bir işgal saldırganlığı an meselesidir. Daha da gerçeği, süren işgalcilik daha ileri boyutlara taşınarak yeni işgal dalgalarıyla derinleştirilip yeni statüler, roller, pozisyonlar ve belki de sınırlar belirlenecektir… Bütün bunların katliam, kıyım ve acılar anlamına geldiğini ise söylemeye gerek yok. Emperyalist çıkarlar başta olmak üzere, yerel gericiliklerin-iktidarların çıkarları ya da gerici hesapları uğruna mazlum ulus ve halklar büyük dramlara gömülecek.

Rojava’nın emperyalist dalaş ve yerel gericiliklerin saldırgan politikalarıyla ikinci kez ve yeni bir kaderle yüz yüze olduğu ya da bırakılacağı muhtemeldir ve gelişmeler ışığında görülendir. Rojava kazanımları yitirilme tehdidi altındadır. Bu tehdit büyüktür. Rojava’da sağlanan demokratik gelişme ve elde edilen ileri-demokratik statü bu tehdidin hedefidir. Rojava’nın birinci kader dönemi küçümsenemez sonuçlarıyla tamamen ciddi ve fevkalade bir gelişmeydi. Sahiplenilip savunulması da değerli ve anlamlıydı. Şimdi, bu kader yeniden belirlenip kazanımlar yok edilmek istenmektedir. Kayıtsız kalmak benimsenemez. Demokratik ve ileri gelişmenin adı olan Rojava kazanımı her bakımdan demokratik, devrimci ve sosyalist cephenin kazanımı olarak değerlendirilebilir bir kazanımdır. Geliştirilmesi gereken ileri demokratik bir durumdur. Dahası, buradaki kazanımın geri alınması sadece kazanımın yitirilmesi de değil, bölgenin ilgili ulus ve halklarının kanını-çocuğuyla birlikte katliam ve kıyımdan geçirilmesi bakımından da anlam taşımaktadır. İşte bu duruma kayıtsız kalmak akıldan geçirilemez.

Yaşanmasına ramak kalmış işgal emperyalistlerin dahil olduğu veya belirleyici olduğu bir saldırganlık olsa da, bu işgal saldırganlının belirgin aktörü Erdoğan iktidarıdır. Türk hakim sınıflar iktidarına karşı sınıf savaşımı veren proleter devrimciler, mücadele ettikleri devlet burjuvazisinin işgal saldırganlığına karşı kesinlikle mücadele etmek sorumluluğu taşırlar. Bu aynı zamanda enternasyonalist tutum ve görevdir de…

Kürt ulusuna dönük düşmanlıkta sınır tanımayan, Kürde asla tahammül göstermeyen, acımasız düşmanlığı gerçekleştirdiği kıyımlarla tescilli olan Erdoğan iktidarı, işgal saldırganlığıyla siyasi iktidarını güvenceye alma kaygısıyla da bu saldırganlığa girişmektedir. Irkçı milliyetçi duyguları kabartarak arkasına alıp bu zemin üzerinde ayakta kalmayı amaçlamaktadır. Bu saldırganlığa karşı çıkmak her bakımdan hayati önem taşımaktadır. 

Rojava’da devrim hedefi ve görevi tamamen ayrı bir tartışmadır. Mesele, demokratik kazanımın yok edilmesi, ulus ve halkaların kan-katliam anaforuyla geleceksizliğe gömülmesi, insanın yok edilmesidir. Soruna bu açıdan yaklaşmak doğru olandır. İnsani sorumluluk, ilerici ve aydın olmanın sorumluluğu ve nihayetinde devrimci ve sosyalist olmanın sorumluluğu, ulus ve halkların kıyımına seyirci kalmakla bağdaşmaz. Demokratik cephenin kazanımlarının gerici saldırganlıkla yok edilmesine tahammül gösteremez. Kuşkusuz ki, haksız gerici savaş ve saldırganlıklara karşı kayıtsız kalmaz. Emperyalist gerici işgale karşı hiç kayıtsız olunamaz…

O halde işgal karşıtı direniş ve mücadele cephesinin örülmesi elzem görevdir. Bu direniş ve mücadele en geniş dinamiklerini birleştirme hedefi taşımalıdır. Aynı zamanda bu mücadele, yakıcı öneminden dolayı belli biçimlere sığdırılmadan her türden meşru mücadele araç ve biçimleriyle devreye koyulmak durumundadır. Yine bu mücadele sınırlara sığdırılmadan her alan ve coğrafyada değişik araç ve biçimlerle sergilenmek, örgütlenerek en geniş kitlelerle buluşturulmak durumundadır. Demokratik alan mücadeleleri küçümsenmeden harekete geçirilmelidir. Doğrudan devrimci tarza has olan mücadele biçimleri devreye koyulmak durumundadır. Emperyalist ve faşist işgalci saldırganlığa karşı mücadele her bakımdan meşrudur. Her mücadele biçimi ve aracıyla meşru ve gereklidir.

Sosyalistler, devrimciler, demokrat ve aydınlar bundan sakınamazlar. Görev işgale karşı direnmek, mücadeleyi geliştirerek yaymaktır. Bunun işgal karşıtı bir kampanya temelinde en geniş kesimlerle, en geniş mücadelelerle ve mücadele biçimleriyle hayata geçirilmesi somut devrimci görevdir. Somut siyaset ve politik mücadelenin önceliği bugün işgale karşı mücadeledir.

Gerici savaş ve işgale karşı çıkalım, katliamlara seyirci kalmayalım!…

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler