Takip Et

Ekoloji

“İklim Felaketi’ beklenenden de yakın”

Birleşmiş Milletler (BM) Afet Temsilcisi, ‘iklim felaketi’ için gelişmekte olan ülkeleri üzerinde daha derin etkileri olacağını belirtti. Gerekli önlemlerin alınmaması halinde yüz milyonlarca insanın iklimsel felaketlere bağlı olarak yerinden olacağı ve ekstrem doğa olaylarının insanın yaşam süresi üzerinde azaltım etkisi göstereceğinden endişe ediliyor

Birleşmiş Milletler iklim krizi felaketlerine uluslararası alanda az dikkat çekildiğini ve gelişmekte olan ülkeleri iklim krizinin derin etkilerine hazırlanması için acilen harekete geçilmesi gerektiğini duyurdu.

Mozambik’te yaşanan Idai ve Kenneth gibi siklon felaketleri ve Hindistan’ı kavuran kuraklık, dünya çapında manşetlere taşındı. Ne var ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, afet riskinin azaltılması konusundaki özel temsilcisi olan Mami Mizutori, ölüme, yerinden olmaya ve türlü acılara yol açan çok sayıdaki “daha az etkili olayın”, tahmin edilenden çok daha hızlı gerçekleştiğini ifade ediyor: “Bu, gelecekle ilgili değil, günümüzle ilgili,” diyor.

Uzun Vadeli Sorun Değil’

Temsilci, bunun, iklim krizine uyum sağlamanın artık uzun vadeli bir sorun olarak görülemeyeceği ve hemen şimdi yatırıma ihtiyaç duyulan bir durum olduğunun altını çiziyor; “İnsanların uyum sağlama ve dayanıklılığın geliştirilmesi hakkında daha fazla konuşması gerekiyor.”

Dile getirilen tahminler, iklimle bağlantılı felaketlerin ekonomik maliyetini yıllık 520 milyar dolar olarak belirtirken, küresel ısınmanın etkilerine dayanıklı ek bina altyapısının maliyeti, gelecek 20 yıl için toplamda yalnızca yüzde 2,7 ilâ 3 dolayında.

Mizutori şunları söylüyor: “Bu, (altyapı harcamaları söz konusu olduğunda) çok fazla bir para değil ama yatırımcılar bunu yeterince gerçekleştirmiyorlar. Dayanıklılığın, insanların bedelini ödeyecekleri bir ürün haline gelmesi gerekiyor.” Bu, konutlar, karayolu ve demiryolu ağları, fabrikalar, elektrik ve su şebekeleri gibi yeni altyapıların standart hale getirilmesi anlamına geliyor; zira şu anda sellere, kuraklıklara, fırtınalara ve aşırı hava olaylarına karşı daha az savunmasız haldeler.

Şimdiye dek, iklim krizi hakkındaki çoğu çalışmanın odak noktası “azaltma” idi; bu, sera gazı salımlarını azaltmakla ve iklim krizinin etkilerini hafifletmekle ilgili olan terimle karıştırılmamalı. Krizin etkilerine uyum sağlama sorunu, kısmen eylemciler ve bilim insanlarının yıllar boyunca insanların bu etkilere uyum sağlayabileceğimiz için salımları azaltmamız gerekmediği gibi yanlış bir algıya kapılacağından endişe duymaları nedeniyle, önemsenmeyen bir konu olarak ikinci sırada yer aldı. Ayrıca, salımlardaki azalma açık biçimde tespit edilebilse de dayanıklılığın uyarlanması ya da arttırılması sorunu daha da zor bir meseleydi.

Mizutori, böylesi tartışmalar için artık zaman kalmadığını söylüyor. Guardian’a verdiği demeçte, “Bir iklimsel acil durum ve iklim krizi hakkında konuşuyoruz; fakat bununla (etkilere uyum sağlama sorunu ile) yüzleşemezsek, yok olup gideriz,” diyor. “Dayanıklılığa yatırım yapılmaması riskinin sonuçlarına odaklanmamız gerekiyor.”

Düşük şiddetli felaketlerin büyük kısmı, insanların şiddetli hava koşulları hakkında erken uyarılara, ayrıca kuraklık veya selle mücadele söz konusu olduğunda suya erişim gibi daha iyi işleyen bir altyapıya sahip olmaları ve hükümetlerin hangi alanların en savunmasız olduğuyla ilgili daha yüksek bir farkındalık geliştirmeleri durumunda önlenebilir hale gelecek.

Doğaya Dayalı Çözümler Öncelikli Olmalı’

ABD ve Avrupa’da yaşanan en son ısı dalgasında çıkan orman yangınlarının gösterdiği üzere, karşımızdaki, yalnızca gelişmekte olan dünyayla sınırlı bir sorun değil. Zengin ülkeler de altyapılarını ve halkı felaketten koruma yollarını uyarlamak hususunda bir meydan okumayla karşı karşıya.

Mizutori, Mangrov bataklıkları, ormanlar ve su baskınlarına doğal engel teşkil edebilecek sulak alanlar gibi ‘doğaya dayalı çözümler’ öncelikli olmalı, diyor. Başka bir önemli sorun ise, insanları, planlı şehirlerden daha savunmasız biçimde yaşadıkları gayriresmi yerleşim birimlerinde ya da gecekondularda nasıl koruyacağınız. En savunmasız insanlar yoksullar, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve yerinden olmuş kişiler ve bu insanların birçoğu gayriresmi yerleşimlerde, en temel olanaklara bile ulaşamadan yaşıyorlar.

Özel Temsilci, bina standartlarına ilişkin düzenlemelerin iklim krizi açısından da güncellenmesi ve doğru biçimde uygulanması gerektiğini söylüyor. Mizutori’nin vurguladığı yönetişim sorunlarından biri, iklim krizi ve sera gazı salımları hakkındaki sorumluluğun genellikle ekonomi, çevre ya da enerjiyle ilgilenen bir bakanlıktayken, altyapı ve halkın korunması sorumluluğunun hükümetin başka bir bölümüne verilmiş olması.

Mizutori, “Risklerle ilgili daha bütünsel bir görünüme ihtiyacımız var” diyor.

* Yazının aslı  The Guardian  sitesinden Fiona Harvey adıyla yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Günün Haberleri

Ekoloji konulu diğer haberler