Takip Et

Makale

“Halkın ve Milletin Malı Deniz Yemeyen Keriz” Fikrinin Zikri ve Ayakkabı Kutularında Kapatılıp Araçlarda Patlayan Skandal…

“Görülüyor ki, AKP “halkın ve milletin malı deniz yemeyen AKP keriz” fikriyle, tamamen bu fikirle hareket etmiştir ki, bu fikrin zikri araç skandalında yalın biçimde resmolmaktadır. “Yerli ve millilikte” kimseye pabuç bırakmayan ve millet demagojisinden beslenip de millet demekten yorulmayan bu Erdoğan ve AKP’sinin, milletin paralarını nereye, ne için, kime ve nasıl kullandığının açığa çıkmasıyla milliyetçiliğinin safsatadan ibaret boş bir söylen olduğu ve milletten kastının sadece aile ve çanak yalayıcı çevresi olduğu da bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Milliyetçilere duyurulur…”

Ak olduğunu iddia eden AKP’nin, kara da değil, zifiri karanlık olduğu artık saklanamaz bir gerçektir. Hizmette övünç kaynağı olarak kullandığı, kullanarak manivela yapmayı başardığı ve üzerinde yükselerek iktidarlaştığı belediyeciliği veya belediyelerinin namlı icraatları ve gerçek yüzleri sadece kayyım darbesiyle iş başına getirilen kayyımların belediyeleri boşaltılıp borçlandırarak iş yapamaz hale getirmekle sınırlı bir yolsuzluk, talan ve yasadışı kullanım durumu değildir. Bütün belediyelerinin büyük rant alanları olarak ve tüm olanaklarıyla yandaşlara peşkeş çekildiği, akla gelmez cambazlıkların, hırsızlıkların, yiyiciliklerin ve hortumlamaların yapıldığı, AKP’nin arpalığı ve arka bahçesi haline getirildiği adeta bir skandallar bataklığıdır. Evet, ak olduğunu iddia eden AKP’nin ne kadar kara ve karanlık olduğu, öte taraftan halktan toplanan vergi ve belediyelerin gelir ve bütçesinin nasıl bir avuç aile ve yandaşa peşkeş çekildiği, dolayısıyla belediyesi, hükümeti, iktidarıyla Erdoğan AKP‘sinin talan ve hırsızlık batağında yüzdüğü, kaybettiği belediyelerle kanıtlanıp birlikte bir kez daha ortaya çıktı (Ortaya çıktı ki, İBB seçimlerinin yenilenmesinin arkasında yiyiciliğin örtbas edilme gayesi yatmaktadır…). Özellikle İBB’sinde dehşet verici boyutta açığa çıkan araç skandalı, Erdoğan ve AKP‘nin yolsuzluk, talan, hırsızlık ve hile oyunlarında ustalık dönemini tamamladığını göstermektedir. Ki, bu deşifre olanın sadece ‘‘buzdağının görülen ucu‘‘ olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Şayet kazımaya devam edilir ise, ranttan, talandan ve kirlilikten yayılan pis kokuların her vesileyle dalga dalga yayılıp bu kokuşmuşluktan beslenen AKP’yi yutacak bir kara deliğe dönüşeceği aşikardır…

Görülüyor ki, AKP “halkın ve milletin malı deniz yemeyen AKP keriz” fikriyle, tamamen bu fikirle hareket etmiştir ki, bu fikrin zikri araç skandalında yalın biçimde resmolmaktadır.  “Yerli ve millilikte” kimseye pabuç bırakmayan ve millet demagojisinden beslenip de millet demekten yorulmayan bu Erdoğan ve AKP’sinin, milletin paralarını nereye, ne için, kime ve nasıl kullandığının açığa çıkmasıyla milliyetçiliğinin safsatadan ibaret boş bir söylen olduğu ve milletten kastının sadece aile ve çanak yalayıcı çevresi olduğu da bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Milliyetçilere duyurulur…

Sistem dışına çıkarılıp ta takip dışı bırakılan araçlar objektif olarak gizlenmiş ya da gizlenmesi sağlanmaya çalışılan araçlardır. Peki neden sistem dışına çıkarılıp takipleri engellenmiştir? Muhtemelen rahat çalışıp kullanılmalarını sağlamak, nerede, nasıl ve niçin kullanıldıklarını saklamak için yapılmıştır. Yasal ve meşru biçimde kullanılmış olsa, sistem dışına çıkarılmasına gerek duyulmaz. Kim bilir bu araçların bazıları IŞİD-DEAŞ, ÖSO çetelerine hibe edilmiştir. Sadece aile ve yandaş şürekâya hibe edilmiş olamazlar ki, burada kullanılanlar zaten bilinmekte ve buraya hibe edilenlerin bu kadar sırra gömülmesine de gereksinim duyulmaz, duymazlar. En azından ÖSO çeteleri ve bu kapsamdaki gizli çalışmalarında kullandıkları güçlü olasılık olarak değerlendirilebilir. Bu, farazi değil, Erdoğan iktidarının sınıf karakteri, ideolojik dokusu ve siyasi gerçekliğine uygun olan bir olasılık gerçeğidir…

Erdoğan ve AKP’nin kendi tabanını rant üzerinden besleyip iktidardan devşirdiği ‘‘mükafatlarla” örüp örgütlediği giz değildir. Bunun için İstanbul gibi büyük şehir belediyelerin bütçeleri, imkân ve olanaklarının kullanıldığı, onların gerçeği olarak akla uygundur. Ayakkabı kutularına sığdırılmayan, odaları dolduran ve sıfırlanamayan paraların nereden geldiği de nereye gittiği de tahmin edilemez ya da bilinemez şeyler değildir. Tırlar nereye gidiyorsa paralar da oraya gidiyor. Hangi hesaplarda, vakıflarda vb. sıfırlanıyor idiyse, şimdi de oralara gittiği tahmin edilemez değildir…

Teşhir edilen araçlar, Erdoğan’ı, AKP’yi ve belediyeciliklerinin gerçek yüzünü teşhir etmektedir. Fakat teşhire dayanıklı yüz var Erdoğan, AKP ve tüm şürekasının. Öyle olmasaydı, Japon teknisyenin köprünün bir halatının kopması karşısında duyduğu sorumlulukla yaşamına fatura kesmesi kadar olmasa bile, biraz onurlu davranıp istifa ederlerdi, etmeleri gerekirdi. Ama ne çare… Bunların yüzü Manda derisinden. Onur mu? Bu ‘‘Yavuz hırsızlar‘‘ onu hiç bilmezler…

İyi de bunlar zaten gerçeklikleriyle yaşıyor, karşılaşıyor ve teşhir oluyor da normal insandan bekleneni gösteremiyor; peki toplumsal kitleler bu durumu nasıl kanıksıyor ki, son derece haklı ve tahammül edilemez gerekçelerin bulunduğu bu skandal karşısında gereken tepkiyi vermiyor, veremiyor, ne olsa da bir türlü vermiyor… Mesele onların kirliliği-yiyiciliği kadar, buna sessiz kalma gerçeğidir de. Onlardan beklenendir, kirlilikleri şaşırılacak bir sürpriz değildir. Ama onların kirliliklerine sessiz kalmak şaşılacak bir şeydir. Demokratik kültür ve aydınlanma düzeyi nispeten ileri olan toplumlarda bu yaşananların sadece yüzde biri yaşansa hiçbir sorumlu gibi ne hükümet ne de iktidar bir gün bile yerinde kalmaz-kalamaz. Lakin bizde öyle olmuyor. Oysa bizde de küçümsenemez bir aydınlanma ve demokratik mücadele birikimi ve kültürü vardır. Dolayısıyla bu sessizlik kanıksanacak bir durum değildir. Sorunun esası toplumsal kitlelerin kendiliğinden refleks göstermemesinde değil, devrimci güçlerin bu saklanamaz kadar çıplak suç ve skandallardan dahi yararlanma yeteneği gösterememesi, bu çelişkiler üzerinden gerekli teşhir propagandası yürüterek kitlesel tepkiyi örgütleyememesidir. Buradaki edilgenlik aşılmak durumundadır…

Erdoğan-AKP iktidarı yeni tartışmalar vb. açarak gündem değiştirip bu skandaldan sıyrılma taktiğine başvuracaktır. Muhalefet ve mücadele Erdoğan’ın yaratacağı gündemlerin peşine takılmamalı ve her gün yeni bir tartışmaya girerek güçlü muhalefet ve mücadele gündeminden kopmamalıdır. Muhalefet ve mücadele en yakıcı ve en uygun çelişki üzerinde yoğunlaşarak sonuç alıcı bir ısrar ve yönelime sahip olmalıdır. Başarı buradan çıkar. Her gün bir tartışma ve günden peşine sürüklenmek sonuç vermekten uzan bir mücadele olur. İktidarın zayıf karnı neresi ise oradan saldırma esas alınmalı, sistemli ve ısrarlı vuruşlarla zayıf karın deşilmelidir.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler