Takip Et

Makaleler

Faşizm Üzerine Kısa Bir Kritik: İktisatla Siyaset ve Öz ile Biçim Arasındaki Bağ

Özel mülkiyet sisteminin korunup sürdürülmesi sömürü ve talan çarkının sürdürülmesine bağlıyken, bu talan ve sömürü çarkının sürdürülmesi de siyasi sistem ve iktidarın gerici baskı, zor ve şiddete, ihtiyaç temelinde faşizme baş vurmasını ya da ona dayanmasını koşullar, gündeme getirir. Özel mülkiyetçi sistemlerin ayakta kalması ve kendisini sürdürebilmesi ancak bu durumda mümkün olur…

Kapitalizmin karakteri ve elbette emperyalist kapitalizmin karakteri bu nitelikteki sermayenin karakterinden bağımsız değildir. Günümüzde uluslararası sermaye niteliğine ulaşmış sermaye sistemi ve bunun yedekleri ya da uzantısı (acentesi, şubesi, yerelleşmiş ya da somutta biçimlenmiş her biçimi…) durumundaki sermaye sistemleri özünde aynı karakterdedir. Uluslararası tekelci sermayenin hükmetmediği, kontrol edip kendisine tabi kılmadığı tek pazardan, tek sermayeden ve bunların ekonomik-siyasi sisteminden söz edilemez. Bunun aksini iddia etmek, değil sermayenin uluslararası tekelci düzeyini, klasik emperyalizm çerçevesini anlamamakla eş değerdir.

Sermaye ya da ekonominin-iktisadın karakteri mutlak suretle siyasi sistemin karakterine damga vurur. Alt-yapının belirleyiciliği, ekonomik sistemin siyasi sistemi belirleyeceğini anlatır. Kısacası, siyasi üst-yapı ekonomik alt-yapıdan tecrit değildir, onun yansımasıdır. Elbette siyasi üst-yapının da belli şartlarda belirleyici olduğu inkâr edilemez. Ne ki, üst-yapının belli şartlarda belirleyici olması, genel olarak alt-yapının belirleyici olduğu gerçeğini çürütmez, yadsımaz.

Sermayenin temel karakteri genişlemek, yayılmak, büyümek, durmaksızın artmak ve sürekli dinamik olma şeklinde ifade edilebilir. Sermaye bütün bu dinamizmi sergilerken kendi ihtiyaçlarından hareket eder. Daha fazla kar, daha fazla talan-sömürü ve daha fazla nüfuz… Bu uğurda karına kar katmak, nüfuzuna nüfuz katmak için en acımasız, en barbar ve en ağır şartlarda bir baskı ve sömürü çarkına ihtiyaç duyar, bu çarkı kurarak egemenliği ya da nüfuzunu büyüttüğü oranda girilmemiş bir Pazar, bir tek toprak parçası bırakmaz. Bağımsız bıraktığı bir Pazar, bir ekonomi, bir sermaye ve siyasi sistem ya da iktidar bırakmaz. Bunun tersi doğasına aykırı olduğu gibi, bu doğasına uygun olarak nüfuz edinip bunu büyütmesi eğilimine de aykırı olur. Ya en acımasız baskı ve sömürüye dayalı talancı, işgal ve ilhakçı barbar çarkını sürdürür ya da daralıp küçülmeyi, nüfuz kaybederek sömürü-talan imtiyazından vazgeçmeyi kabullenir. Sermaye her şartta birincisini tercih ederek özel mülkiyetçi karakterine uygun sömürü, talan, kar hırsıyla hareket eder. Bu, sermayenin değişmez eğilimi, genel tutumudur.

Tam da burada, sermaye ihtiyaçlarına cevap olmayan siyasi sistemleri biçimlendirerek kendi karakterine uygun hale getirir. İhtiyaçlarına yanıt vermeyen siyasi sistemi tereddüt etmeden değiştirir. Baskı, sömürü ve talan çarkı, istisnasız olarak siyasi sistemde-iktidarda tesis edilir ya da orada karşılık bulur. Siyasi çark, ekonomik çarkın ürünü olarak biçim alır.

Bu zeminde biçimlenen ya da karakter edinen siyasi sistem ya da iktidarlar, bir kere bu karakteri edindikten sonra ve siyasi sistemi-nüfuzu-erki elinde tuttukları sürece ekonomik alt-yapıyı siyasi sistemlerine uygun olarak tahkim edip dizayn ederler. Ekonomik alt-yapının siyasi sistem ve iktidarlarının ihtiyaçlarına cevap vermediği durumlarda ekonomik sistemi düzenleyerek baskı çarkına uygun hale getirirler. Aksi halde sistemlerinin krizi ve çöküşü önlenemez. Özel mülkiyet sisteminin korunup sürdürülmesi sömürü ve talan çarkının sürdürülmesine bağlıyken, bu talan ve sömürü çarkının sürdürülmesi de siyasi sistem ve iktidarın gerici baskı, zor ve şiddete, ihtiyaç temelinde faşizme baş vurmasını ya da ona dayanmasını koşullar, gündeme getirir. Özel mülkiyetçi sistemlerin ayakta kalması ve kendisini sürdürebilmesi ancak bu durumda mümkün olur…

Bu ne demektir ne anlama gelir? Siyasi sistem ve iktidarların baskıcı, yasakçı, despotik, faşist karakterde tüm egemenci ve otoriter nüfuz biçimlerine başvurmaları, bu karaktere uygun niteliklere sahip olmaları anlamına gelir ki, bu, sermayenin kar-sömürü ihtiyacına oturan genel eğilim ve karakterinden bağımsız mütalaa edilemez. Bu anlamda sermaye egemenliğinin genel olarak baskıcı, barbar ve zorba olduğu, özünde faşist eğilim taşıdığı söylenebilir. O halde, özü gerici baskıya, barbarlığa, zor-şiddete, kan-katliama, talana, ilhak-işgale ve gerici savaşlara oturan sermaye iktidarları ve siyasi sistemlerinin özünde faşist eğilim taşıdıkları, faşizmden beslendikleri, faşizmi uyguladıkları ve uygulayacakları inkâr edilemez çıplak gerçektir. Bu siyasi sistem ya da iktidarlara dönük somutta faşizm tespitinin yapılması, sadece somutta uyguladıkları yönetim biçiminde değişiklik gösterir, nüanslar taşır. Ama özleri itibarıyla, özel mülkiyete dayanan, bugün uluslararası tekelci niteliğe ulaşmış olan sermaye sistemleri ve bu sermayenin yerellerdeki uzantısı olan siyasi sistem veya iktidarların hepsi istisnasız olarak gericidir, bağrında faşizmi barındırırlar. Bu özlerine karşın, yönetim biçiminde, sadece bunda, gerek ekonomik-siyasi şartlara-koşullara bağlı olarak ve gerekse de bu şartlardaki ihtiyaçlarına burjuva demokrasisi gibi değişik yönetsel biçimlere giderler, uygularlar…

Faşizmin genel tanımı yapılırken, büyük tekelci sermayenin en ırkçı, en şoven, en azgın ve en saldırgan kesiminin ideolojidir denmektedir. Bu tanım esasta doğrudur. Ve bu tanım yukarıda sermaye iktidarları-siyasi sistemleri için yaptığımız ve sermayenin genel karakterinden bağımsız ele almadığımız genel tanımlamayı reddeden değil, bilakis destekleyendir. Burjuva demokrasisinin uygulanması, bu iktidarların içinde faşist eğilim taşıdıklarını yadsımayacağı gibi, ihtiyaç duyduklarında ve hatta faşizmi uyguladıkları ve uygulayacakları inkâr edilemez gerçektir. Hangi sermaye sistemi ve siyasi iktidarı özel mülkiyete dayalı sömürü ve talan imtiyazı uğruna baskıya, şiddete ve faşizme başvurmaktan imtina eder, etmektedir? Genel karakterleri itibarıyla büyük sermayeyi veya bu sermayenin yereldeki çıkarlarını koruyup temsil eden hangi iktidar özünde ya da genel prensipte şoven, ırkçı, saldırgan değildir? Olmaması sermaye ve egemenliğinin karakterine aykırıdır. Ancak bunların belli tarihsel koşullarda ve yine sermayenin büyük çıkarlarına bağlı olarak burjuva demokrasileriyle yönetmeyi tercih edip burjuva demokrasisini uyguladıkları da bir gerçektir.

Bütün bu gerçekler, bizlerin gerici, burjuva sınıf iktidarlarına karşı mücadelede dikkate alması gereken ve mücadele biçimlerini belirlememizi gerektiren unsurlardır. Dolayısıyla, sermaye sınıflarının siyasi sistem ve iktidarlarına karşı verdiğimiz siyasi iktidar uğruna mücadelemiz, genel prensipte ve istisnasız olarak devrimci zor-şiddet esasına göre karakter edinmek durumundadır. Bu asla karartılamaz temel bir ilkedir. Ama somut biçimde, bu sermaye sistemlerinin uyguladığı yönetim biçimine göre taktik-siyasi pozisyon almak da temel ilkeye bağlı olarak benimsenmesi gereken somut bir yöntem-bir biçimdir. Biçimde uygulanan siyaset, politika, strateji vb. temel ilke ve esası ortadan kaldırmaz, yok saymaz.

İlke içerik, siyaset, taktik, strateji biçimdir. İlke devrimin zora-şiddete dayanma zorunluluğudur, siyaset, strateji gibi unsurlar ise bu ilkenin hangi biçim ve yollarla uygulanacağı meselesidir. Strateji, taktik, siyaset gibi unsurlar esasta somut toplumsal ve siyasi koşullardan yola çıkar, biçimlenirler. Ve siyasi iktidarın hangi yol-yöntemle alınacağını-alınabileceğini tarif ederler. Ama ilke tamamen farklıdır. İlke, izlenecek bütün bu yol-yöntemlerin ana yönelim ve doğrultusunu tayin eder ki, bu doğrultu siyasi iktidarın son tahlilde zor ilkesine dayanarak alınmasında anlam bulur. Değişik biçim ve yöntemlerin uygulanması tamamen mümkün olup, bütün bunların nihayetinde devrimin zora dayalı gerçekleşmesi ilkesine bağlanması, ona hizmet etmesine endekslenir. İlke, devrimin-siyasi iktidar savaşımının devrimci zora dayanmasıdır. İlke, siyasi iktidarın ele geçirilmesinin temel yasasıdır; siyasi iktidar alınacak mı, alınmayacak mı, alınacaksa bu nasıl mümkündür ya da alınmasının kaçınılmaz şartı nedir? İşte bu devrimci zordur! İlkedir, ilke budur. Zira, zorla almadan lütfedilmez iktidar.

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler