Takip Et

Makale

Eleştiride somut ve objektif olmanın yolu doğru bilgiye sahip olmaktan geçer…

Eleştiri ve bundaki fikrin doğru ya da yanlış olabileceği gerçeği, düşünce ve bilgi diyalektiği bilimi kadar, nereden bakıldığı ve hangi bakış açısıyla bakıldığıyla doğrudan ilgili bir durumdur. Nereden bakıldığı şu demektir; meselelere bakarken/eleştirirken hangi bakış açısıyla eleştiriyorsunuz, bakış açınız nedir, ideolojik-politik terminolojiyle söylersek sağdan mı, yoksa soldan mı ya da objektif mi, yoksa öznelci-sübjektif mi bakıyorsunuz sorusuna yanıt vermek demektir…

Becerilebildiği oranda her meseleyi basit-anlaşılır dille ve sadece politik beceriye sahip kafaların değil, biz ‘‘a-politik‘‘ kafaların da anlayabileceği yalın dille anlatılması bizler için yeğdir. En azından pratik sorun ve meselelerde, dolambaçlı değil direk, soyutlayarak değil somut, ‘‘teorik‘‘ değil olguyla konuşmak her zaman yararlıdır. Bunu yapabilirsek ne mutlu bize!

‘‘Her şeyin başı dürüstlüktür!‘‘

Bazen beli belirsiz ve hedefsiz olan eleştiriler ve söylentilerle karşılaşmaktayız. Belli bir amaç ya da hedefle algı yaratmaya dönük çabaların özü eleştiriye denk gelmese de bunlar eleştiri olarak belirli ya da ulaşabildiği çerçevede bir etki yaratıp bu çevre içinde olumsuz bir atmosfer yaratmaktadır. Bunun daha da kötüsü, malum hedeflerle algı yönetmeye dönük yaratılmak istenen ve belli biçimde yaratılan atmosferin, art niyetsiz ve hatta kendi çevremizi etkilemesi gerçeğidir. Ateş başka yerlerde yakılırken, kazan kendi çevremizde kaynamaktadır. Kazanın burada kaynaması veya kaynatılmasına kayıtsız kalamayız…

Genel olarak eleştiri haktır, görevdir, geliştiricidir; önüne engel koyulamaz, baskı altına alınamaz. Lakin bu, her eleştirinin doğru, yapıcı, eğitici ve geliştirici olduğu anlamına gelmez. Eleştirinin doğruluğu anlamına gelmeyeceği gibi, doğruluğuna ve yanlışlığına bakılmaksızın da muhakemesiz kabul edilmesi anlamına hiç gelmez.

Eleştiri doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir. Her eleştiri doğru ya da her eleştiri yanlış değildir. Doğruda yanlışlar, yanlışta doğrular vardır. Mutlak doğru ya da mutlak yanlış yoktur. Şeyler etkileşim halindedir, zıtlar belli şartlar dahilinde birlik içindedir, mücadele içindeki karşıtlar birbirine dönüşebilirler. Hiçbir şey mutlak olmadığı gibi, hiçbir bilgi de tamamlanmış mutlak bir bilgi değildir. Bilgi sonuçlanmamış olup, sonsuz gelişme helezonunu izleyen bir süreçtir. Bu sürece dahil olan her bilgi, her düşünce tamamlanmamış olup değişim ve gelişime-ilerlemeye tabidir. Gelişme ve çelişki yasası bunu izah eder…

Eleştiri ve bundaki fikrin doğru ya da yanlış olabileceği gerçeği, düşünce ve bilgi diyalektiği bilimi kadar, nereden bakıldığı ve hangi bakış açısıyla bakıldığıyla doğrudan ilgili bir durumdur. Nereden bakıldığı şu demektir; meselelere bakarken/eleştirirken hangi bakış açısıyla eleştiriyorsunuz, bakış açınız nedir, ideolojik-politik terminolojiyle söylersek sağdan mı, yoksa soldan mı ya da objektif mi, yoksa öznelci-sübjektif mi bakıyorsunuz sorusuna yanıt vermek demektir…

Doğru eleştiri, doğru bakış açısı ve bunu besleyen doğru bilgi ile mümkündür. Genel eğilimin basıncı veya eleştirilerin baskılanması altında kalarak, oluşturulan görüş, hasıl edilen tavır ve eleştiri tarzı eksik ve yanılgılara açıktır. Genel atmosferin eğilimi doğru-yanlış terazisinde mütalaa edilmeden doğru kabul edilirse, bu bilgi ve bilimin yolundan sapma anlamına geleceği gibi, doğru-yanlış ayrımı yapılmaksızın eleştiri gücüne teslim olmak, dolayısıyla güce boyun eğme tavrına denk gelerek yanlışa sürükler. Doğru bilgiye sahip olmak doğru eleştiri yürütmede belirleyici ise, eleştiriye konu olan şeyin ayrıntılı olarak incelenmesi, geniş perspektifle ele alınması ve eleştirinin mukayese edilmesi izlenmesi gereken yöntemdir. Aksi halde her eleştirinin peşine takılarak seçici davranmadan o eleştiriye ortak olmak kaçınılmaz olur. Bilgiye ve bilime sadık olmak, doğru bilimsel tutumdur… Doğruya bağlı kalmak ise, yenilmez kuvvet ve güçtür, bilerek doğruyu çarpıtmak ise, bir etik sorundur… Eleştiride somut ve objektif olmak eleştirinin amacına uygundur. Tersi eleştiriyi kötüye kullanmaktır…

‘‘Bilim bir dürüstlük işidir!”

Doğru eleştiriye varmak için doğru bilgiye sahip olmak şarttır. Doğru bilgi nereden gelir ya da nasıl elde edilir? Bilindiği gibi, bilginin iki biçimi ve üç kaynağı vardır. Dolaylı bilgi ve direk bilgi, bilginin biçimleridir. Sınıf mücadelesi, üretim mücadelesi ve bilimsel deney, bilginin üç kaynağıdır. Bütün bilgiler bu kaynaktan doğar. Bir de bilginin nitelikleri vardır. Bunlar, somut bilgi ve soyut bilgi biçimleri olarak ikiye ayrılır. Bunlara, algısal bilgi ve akli-ussal bilgi olan bilgi biçimlerini de bilginin elde edilişinin iki biçimi olarak eklemek gerekir. Ayrıca bilginin iki durumu (niteliği de denilebilir) vardır; evrensel bilgi ve özgün olan bilgi (ya da genel ve özel bilgi) …

Bilgi ve bilginin bilim aşamasına varma süreci bu temel argümanlardan beslenir ve bu argümanlarla izah edilebilir. Bilginin kaynakları olarak ortaya koyulan üç kaynak dışında tek bir bilgiden bahsedilemez, bilginin başka kaynağı yoktur. Ve bilginin doğruluğu, doğru elde edilişi, doğru kullanılması, ona sadık kalınması vb. de, yine yukarıda ifade ettiğimiz bilgi süreçleri, nitelikleri, biçimleri vb.den bağımsız ele alınamaz. Bunlar dışında elde edilen ve kullanılan ya da icat edilen bilgiler, eleştiriler, savlar kesinlikle çürüktür. Bilimsel tutumun dürüstlük özelliği, kullanılan bilgi ve bilime karşı sorumluluk tavrıdır, eleştirinin doğru bilgiye dayanıp dayanmadığına dönük duyulan sorumluluktur da.  Bilim dürüsttür, onda yalana-dolana, hile ve entrikaya, sahtekarlığa yer oktur…

Bilginin kaynakları konusunda yukarıda ustalardan aldıklarımıza itiraz edilemeyeceği kanaatindeyiz. Dolaysıyla ister eleştiride olsun ve isterse başka bir şeyde olsun, sadece bu üç kaynaktan çıkan bilgilere dayanmak esas ve zorunludur. Bunlar dışında, çeşitli kaygı ve amaçlarla temelsiz biçimde ortalığa serpilen düşüncelere itimat etmemeliyiz, edilemez de. En azından bu bilgilere kuşkuyla yaklaşıp, doğruluk ve yanlışlıklarını araştırıp netleştirmek ve ondan sonra bunları baz almak, gerekli olan bilimsel tutumun sorumlu tavrıdır…

Sosyal pratikte kanıtlanmamış olan ve henüz pratik tecrübelerin sistematik doğrulamasına nail olmamış olup teorik düzeyde kalan bilgi, soyut bilgidir. Bilginin soyut bilgi olması ya da teorik bilgi olması onun yanlış olduğu anlamına gelmez ama pratikte sınanarak kanıtlanması gerektiği anlamına gelir ki, bilginin tam bir bilgi olması için, sadece bir pratikte kanıtlanması da değil, onlarca-yüzlerce pratik tecrübe tarafından doğrulanması gerekir.

Somut bilgi, uzun tarihsel dönemlerden süzülerek bura pratiğinde sınanarak ispatlanmış ya da doğruluğu kanıtlanmış olan bilgidir. Samut bilgiye dönüşmüş olan şey, somut gerçekte karşılık bulan ve burada olgu ve güç haline dönüşmüş olan bilgidir; bizzat pratik-maddi olan bilgidir… Bilgi özünde soyut bir kavramdır. Ancak, pratiğe dökülerek ve burada maddi güce dönüşerek somut bilgi halini alır. Tasarı, plan, düşünce, strateji, siyaset vb. soyuttur. Ama bunlar uygulamaya konulup pratikte maddi güce dönüştüklerinde artık somutturlar…

Dolaylı bilgi, bizzat kendi pratiğimizden elde etmediğimiz ama başkalarının pratik ve tecrübelerinden çıkan ve bizlere ulaşan bilgidir. Araçlar ve aracılarla ya da taşıyıcılarla ulaştığımız bilgidir, bizzat kendi deneyimimizin sonucu değildir. Fakat bilginin dolaylı olması yanlış olduğu veya ona mutlak suretle şüpheyle yaklaşmamız gerektiği anlamına gelmez. Aksi halde, sadece kendi deneyim ve pratiğimizde elde ettiğimiz bilgiye inanır ve yalnız onu doğru bilgi olarak kabul ederdik ki, bu durumda dar deneyci olurduk. Ve böyle olsaydık tarihi kendimizle başlatıp kendimizle bitirirdik, bütün tarihi inkâr ederdik… (Okuduğumuz bilgi, duyarak edindiğimiz bilgi vb. dolaylı bilgidir mesela…)

Dolaysız(direk-doğrudan) bilgi ise, başkalarına gerek kalmadan, bizzat kendi tecrübemiz ve pratiğimizden elde ettiğimiz bilgidir. Dolaylı bilgide olduğunun tersine, doğrudan yaptıklarımızla ve yaşayarak elde ettiğimiz veya öğrendiğimizle sınırlı bir bilgidir dolaysız bilgi. Açık ki, sadece bu bilgiye dayanmak bilim dışıdır, sığdır ve yeterli değil sorunludur… Kendi pratiğimizden öğrendiğimiz kadar, başkalarının pratiğinden de öğrenmek durumundayız. Tersi formel mantıktır, dar deneyciliktir. Bilgi diyalektiği ve tüm diyalektik yöntemden kopmaktır… (Bardağı kırarak elde ettiğimiz onun kılabilir olduğu bilgisi ya da grev yaparak sonucunda kazandığımız hakların direnilerek kazanılacağı şeklinde çıkardığımız bilgi vb. dolaysız bilgidir örneğin…)

Algısal bilgi, nesne ve şeylerin, olay ve olguların vb. yaşanmasıyla, görülmesiyle, dışsal-görüntüsel incelenmesiyle elde edilen ilk bilgidir. Gördüğümüz ve dokunduğumuz obje, hissettiğimiz ve duyduğumuz olaylar hakkında bir fikir ediniriz. İlk algıladıklarımızla sınırlıdır bu fikir. Görsel ve algısal incelemeyle elde edilen kaba bilgidir burada elde edilen. Ve bu henüz yetersiz ve eksiktir; kesinlikle tamamlanması gerekmektedir. Devreye girmesi gereken ussal bilgi-akli bilgidir…

Akli-ussal bilgi, bilginin ilk evresi olanalgısal bilginin diyalektik bilim çerçevesinde derinleştirilerek, olgu ve olayların iç-dış ilişki ve bağıntılarıyla, iç-dış çelişkileri ve etkileşimleriyle, oluş nedenleri ve sonuçlarıyla, özel ve genel yanlarıyla, görünen ve görünmeyen yüzleriyle vb. incelenip bilimsel-teorik temele oturtulup mümkün olan en gerçek bilgi düzeyine vardırılması veya gerçeğe en yakın bilgi düzeyine ulaştırılması sürecidir; bilginin bu niteliğe taşınmasıdır akli bilgi…

Evrensel (ya da genel olan) bilgi; sınıflara ve sınıf ideolojileri ve felsefelerine göre ayrılsa, lokal-yerel veya özel ve özgün olmayan ama genel olarak geçerli olan ve dünya ölçeğinde insan tolumu ve sınıflara mal olan ‘‘ortak‘‘ ya da ayrı sınıf karakteri taşıyan bilgidir. Ya da insan toplumunun gerçeği olan sınıflara ayrı ayrı olarak ait veya belli durumlarda bu sınıflara ayrımsız ortaklıkta ait olan, coğrafya ve sınır ötesi geçerliliğe sahip olup tüm dünya sathında kabul gören bilgidir. (Proletarya ve emekçi yoksul dünyanın kendisine has bilim ve bilgisi, burjuvazi ve bilumum gerici sınıfların da kendisine has bilgi ve ‘‘bilimi‘‘(felsefesi, düşüncesi, siyaseti, kültürü…) vardır ve bunlar iki ayrı evrensel bilgiyi ya da ‘‘bilimi‘‘ ifade eder. İkisinin de evrensel ölçekte kabulü vardır. Zira her iki sınıf da ideolojileri ve felsefeleri de evrenseldir… Bilim ve bilimsel geçerlilik anlamında felsefi bir tartışma yürütülürse, elbette burjuvazininki gerçek bilim değildir, bilimsel geçerliliğe sahip değildir. Ancak bu tartışma dışında burjuvaziye ait olan da evrenseldir. Çünkü burjuvazi de evrenseldir. Her iki sınıf da evrenseldir…) Bilginin bir sınıf için geçerli olmaması onun evrensel karakterini yok etmez. Dünyanın her parçasında olmak koşuluyla ve belli bir sınıf tarafından da kabul görmüş olsa da o bilgi evrenseldir; isterse her sınıf benimsemesin ya da bir sınıf benimsemesin… Tek bir sınıf tarafından da benimsenmiş olsa da eğer dünyanın her coğrafyasında aynı sınıf tarafından benimseniyor ise, o bilgi evrensel bilgidir… 

Özel-özgün (ya da genel-evrensel olmayan) bilgi; evrensel-dünyasal geçerlilik ve kabul görmemiş olduğu halde, belli bir coğrafya, belli bir somut koşul ve durum için vb. geçerli olan bilgi özgün ya da özel bilgidir. Belli bir yer için geçerli olan ama başka bir yer veya somut koşul için geçerli olmayan bilgidir.

Ne var ki, özel bilgi ile genel bilgi arasında mutlak ve kesin bir uçurum ya da kopukluk yoktur. Tersine bilgi diyalektiği genel bilgi ile özel bilgi/özel bilgi ile genel bilgi arasında bir bağın olduğunu gösterir ve bunların mutlak biçimde bağımsız olmadıklarını ispatlar. Dahası, özel bilgide genel bilginin, genel bilgide de özel bilginin olduğunu söyler. Bilgi diyalektiğinde özelden genele, genelden özele doğru gidilmesini veya bu bağın takip edilmesini öğütler. Çünkü, bilgi son tahlilde özel-özgün ya da genel-evrensel niteliğe sahip olsa da her bilgi bir yerden çıkar ve sonra yayılıp genelleşir veya genelleşmez ama her halükârda çıkan bilgi esasta bir sınıf karakteri taşır, aynı çelişkilerden türer veya bahis konusu üç kaynaktan doğar ki, bu bilgi arasında kesin ve mutlak sınırlar çekmek mümkün olmaz. Ve eğer genel bilgi özele inmez ise ya da özel bilgi genelle ilişkilenmezse o bilgi bilimsel özellikten yoksun kalır. Zira, özel bilgi sadece belli somut koşulları itibarıyla özellik taşır ama genel muhteva da genel bilimin yasalarını takip eder, etmek zorundadır. Aynı şekilde genel bilgi, bazı somut koşul-durum dışında kalan özgünlükler itibarıyla özelde geçerliliğini genel olarak kaybederse o bilgi genel olma özelliğini de yitirir…

Sonuç olarak, ileri sürülen eleştiriler, tavır ve tutumlar, görüş ve düşünceler bilgi diyalektiğine ait olan bu zincirin her halkasına uygun biçimlenmek ve bu zincirden esin almak durumundadır. Bu diyalektik tutarlılığa sahip olmayan hiçbir eleştiri ve hiçbir tutum bilimsel doğruluk zeminine oturamaz, elbette itibar edilemezdir. Daha da önemlisi, kulaktan dolma bilgilerle iddialarda bulunmak, bunları baz alarak eleştiri yürütüp bunlar ışığında hareket etmek hatalıdır. Özellikle sorumsuzca ve bazen de niyetli-kasıtlı olarak ortalığa saçılan bilgi kirliliğine ortak olmamak önemlidir. Bilginin doğruluğu teyit edilmeden, araştırılıp soruşturulmadan peşinen doğru kabul edilmesi yanlıştır, hatalara yol açar, temelsiz eleştirilerin yürütülmesine düşürür. Sağlam bilgiyle hareket etmek doğru olandır…

Evet dar-deneyci değiliz ama bu duyduğumuz dolaylı edindiğimiz her bilginin doğru olduğu manasına gelmez. Ampirik bilgiyle keskin eleştiri ve iddialarda bulunmak manasına hiç gelmez.

Algısal bilgiye değer veririz ama onu akli bilgiye çıkarmak durumundayız. Bunun için her duyduğumuz veya edindiğimiz bilgiyle hareket edemeyiz. O bilgiyi akıl ve diyalektik bilim süzgecinden geçirerek somutlamak ya da doğrulayarak tam bilgi düzeyine ulaştırmak durumundayız. Eleştiri ve tutumlarımızda bilginin bu biçim ve niteliklerini dikkate alarak sağlam zemine ulaşmak durumundayız…

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler