Takip Et

Analiz

Dünya 5’ten Büyüktür ama Türkiye- Kuzey Kürdistan Ulus ve Halkları ‘Ben’den Küçüktür

Erdoğan ve iktidarının sınıf niteliği, yönetim biçimi ve gerçekleştirdiği katliamlar, uyguladığı faşizmle ve elbette emperyalizme göbekten bağımlı olup emperyalist çıkarların bekçiliğini yapma göreviyle kanıt ve tanık gerektirmeyecek kadar çıplak bir komprador tekelci burjuva ve siyasi sistem niteliğiyle faşisttir; açık faşizmle ünlenmektedir

Sınıf, örgütlenmiş ya da örgütlenmemiş de olsa, esasta üretim araçları ve özel mülkiyet karşısındaki pozisyonu itibarıyla belirlenen, parçası olarak oluşturduğu toplumsal yapıda yöneten ya da yönetilen(egemen ya da egemen olmayan) durumuna uygun olarak ayrılan sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi toplumsal kategoridir. Çağımızın iki temel sınıfı, burjuvazi ve proletaryadır. Çözülmüş olan sınıfların kalıntıları, ara katman ve tabakaları mevcut olsa da, başlı başına sınıf olan burjuvaziyle proletaryadır. Proletarya ile burjuvaziden egemen sınıf burjuvazidir. Toplumsal sistemleri, bu sistemlerdeki ekonomiyi, siyaseti, üretimi, üretim tarzı ve ilişkilerini belirleyen ve denetiminde tutan dünya toplumsal sistemini elinde tutma imtiyazını gasp etmiş olan bu sınıftır. İşçi sınıfı ve geniş emekçi kitleler burjuvazinin baskı ve sömürüsü altındadır. 

Sınıflara bölünmüş toplumların temel çelişkisi sınıf çelişkisidir. Sınıf çelişkisinin esas yönü burjuvazi, tali yönü işçi sınıfıdır. Bundandır ki, toplumsal gelişme ve ilerlemeleri denetleyerek kontrol eden, toplumsal alt-yapı ve üst-yapıya damgasını vuran, bilimsel gelişme ve pozitif bilimlere yön veren ve nihayetinde günümüzdeki gelişmişlik düzeyiyle toplumların nasıl yaşayacağına ve hatta tek tek insanların ne yiyip ne giyeceğine adeta karar veren bu sınıftır; burjuvazidir. Burjuvazinin çok uluslu tekeller niteliğine ulaşmış dünya burjuvazisidir.

Her sınıfın kendine has ideolojisi, kültürü, siyaseti, ahlakı ve değerleri vardır. Burjuvazinin de proletaryanın da sınıf niteliğinden beslenen kendine özgü karakteri vardır. Bu karakter, kabaca, sınıfın üretim ve paylaşımdaki durumunda ya da toplumsal üretim ve zenginliğin üleşiminde, bu üretimde temsil ettiği yerde, bencil ya da kolektif nitelikteki sınıf çıkarlarında, sınıf niteliği ve amaçlarında, sömürü ve baskı karşısındaki tutumunda, en nihayetinde insana bakış ve insanın hak ve özgürlüklerine yaklaşımda açığa çıkar ve buralardan edinilir.

Proletaryanın karakteri sağlam, nitelikli, dürüst-ahlaklı, tutarlı, ilkeli ve devrimcidir. Burjuva karakter ise bunun tam zıttıdır. İki sınıfın karakteri siyaset ve kültürlerine doğrudan yansır ki, kültürleri, ahlakları ve siyasetleri maddi-manevi üretimlerinden bağımsız değildir.  Bilhassa onu yansıtır. Bu üretimin toplamının ideolojik yansıması onun kültürünü oluşturur. Siyasetleri ise, hem oradan feyz alır ve hem de orayı biçimlendirir…

Devrimci siyasete karşın, burjuva siyaset iki yüzlü ve sahtekarcadır. Gerçeği gizlemek, çarpıtmak ve özel mülkçü bencil burjuva menfaat ve egemenliklerini korumak siyasetlerinin hedefidir. Demagojiktir, pragmatisttir, ilkesizdir siyasetleri. Kirlidir, çürüktür, kokuşmuştur. Yalan, manipülasyon ve hile-entrika siyasetlerinde vazgeçilmez biçimidir. ‘’Amaca giden her yol mubahtır’’ anlayışı burjuva siyasetin besleyici temel felsefesidir.

Erdoğan ve tüm şürekâsı emperyalizme bağımlı iktidar niteliğinde olup, komprador tekelci burjuva sınıf mensupları ya da aktörleri durumundadır. ‘’TC’’ devleti ve iktidarını temsil eden komprador tekelci burjuva sınıfların bir kliği, baştaki kliği durumundadır. Emperyalizme bağımlılığı sürdüren, ülke zenginliklerini emperyalizme peşkeş çeken ve iktidar menfaatleri için bu zenginlikleri talan etmekle birlikte, özelleştirmeler politikası altında emperyalist ya da uluslararası zengin sınıflara satan bir avuç hain pozisyonundaki bir iktidardır. Bu iktidarın başında tek adam sultasıyla duran Erdoğan’dır. Halklarımızı azgın sömürü ve barbar faşist baskı altında, açlık ve sefalete gömen, Kürt ulusu ve diğer azınlık ve ezilen inanç kesimlerine milli, mezhepsel baskı ve zulüm uygulayan, katliam ve kıyımları uygulayan Erdoğan iktidarı ve bizzat Erdoğan’dır.

Erdoğan ve iktidarının sınıf niteliği, yönetim biçimi ve gerçekleştirdiği katliamlar, uyguladığı faşizmle ve elbette emperyalizme göbekten bağımlı olup emperyalist çıkarların bekçiliğini yapma göreviyle kanıt ve tanık gerektirmeyecek kadar çıplak bir komprador tekelci burjuva ve siyasi sistem niteliğiyle faşisttir; açık faşizmle ünlenmektedir.

Bütün bu çıplak gerçeğe karşın, ‘’yerli-milli’’ demagojisi, konjonktürel koşullar ve reel politikte ABD karşıtlığı üzerinden pirim yapma hilesi, ‘’Dünya 5’ten büyüktür’’ popülist reklamcılık riyakarlığı gibi bir dizi manipülatif argümanla gerçek yüzünü saklamaya dönük iyi bir burjuva siyaseti yürütüp, din-inanç sömürüsünden de nemalanarak büyük bir toplumsal kitleyi uyuşturup yedeklemektedir. Oysa ‘’dünya beşten büyüktür’’ diyen Erdoğan, Türkiye-Kuzey Kürdistan haklarının iradesini yok sayarak, onları tek adam sultası faşizmine mahkum ederek, Kürt ulusunun demokratik iradesini hiçe sayıp çiğneyerek, gerektiğinde yaptığı seçimleri ve seçim sonuçlarını yok sayıp keyfiyetçi ve hukuksuz diktatörlüğüne feda ederek vb. vs. tüm yönetim ve uygulamalarıyla, objektif olarak ‘’Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları ve Kürt ulusu ile diğer azınlık ve inançlar benden küçüktür’’ demektedir. ‘’Dünya beşten büyüktür ama Türkiye-Kuzey Kürdistan benden küçüktür’’!? İşte Erdoğan’ın portresi özlü olarak budur.

Uyutulmuş geri toplumsal kitlelerin Erdoğan’ın manipülasyon, yalan, demagoji ve hilelerine kanması biraz da olsa anlaşılabilir. Fakat siyasette kişiliksizliği temsil eden Bahçeli’nin ve aynı kulvarda kulaç atan Perinçek’in Erdoğan’a kanması hem anlaşılmaz ve hem de olası değildir. Bunların ikisi manipülasyon ve demagojiden dolayı aldanmak değil, sınıfsal ve siyasi çıkarlarına bağlı bilinçli tercihtir. Erdoğan’ı anti-emperyalist göstererek onun gemisinde yer almayı öğütleyen Perinçek, siyasi karakterini ve faşist niteliğini ifşa etmekten de öteye, kişiliksiz, ilkesiz ve burjuva pragmatist siyaset ve bencil çıkarların kölesi durumuna geldiğini de utanmadan deşifre etmektedir. En azından burjuva muhalefet ve bu cephesindeki pozisyonuna uygun davranması gerekirken, faşist Erdoğan iktidarının tetikçiliğini üstlenmekten geri durmamaktadır. Erdoğan’ın ABD, AB ve Rusya emperyalistleriyle ilişkileri, onlara bağımlılıkları ortadayken, Perinçek denen unsur tarihsel profiline uygun olarak Türk hâkim sınıfları ve onların Erdoğan iktidarının şakşakçılığını yapmakta, iktidar pastasından pay almak için yaltaklanmaktan beis duymamaktadır. Duymamaktadır çünkü bu onun ideolojik-siyasi çizgisinin faşist niteliğinden ve temsilciliğine soyunduğu burjuva sınıf karakterinin dışa vurumudur. Sahtekâr siyasetle Erdoğan’ın emperyalist Rusya’ya yanaşmasını anti-emperyalistlik olarak atfetmekte, emperyalizme karşı mücadele eden Edoğan’ın Türkiye gemisinde olmayı yeğleyerek utanmaza bunun çağrısını yapmaktadır. Perinçek işte budur; ırkçı-şoven Türk milliyetçisi faşist bir unsurdur. Ondan daha fazlası beklenemezdi.

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler