Takip Et

Perspektif

Direniş ipotek altına alınamaz bir haktır ama bilinçli önderlik çizgisine muhtaçtır…

Direnişin tarihsel haklılığı, meşruluğu ya da zorunluluğu kadar onurlu bir duruş olduğu üzerine fazla söze gerek yoktur. Ancak direnişin biçimleri, koşulları, hedefleri, başarısı ve başarısızlığı somut bir meseledir ki, bu konular tarih boyunca her dönem doğru-yanlış/haklı-haksız zeminde tartışma konusu olmuş, olmak durumundadır da. Bu tartışma yürütülmeden direnişin somut haklılık ve meşruluğu, somut hedef ve başarısı, izleyeceği yol ve biçimleri yerli yerine oturtulup bu paydaşlarda zafere taşınması sağlanamaz. Direnişin zaferi ya da yenilgisi bu unsurların objektif olarak incelenip değerlendirilmesiyle-dikkate alınmasıyla ve son tahlilde bu analiz ve tespitler ışığında direnişe verilecek biçimle vb. alakalıdır.

Gerici olan her şeye karşı çıkıp direnmek onurlu ve saygın tavırdır. Gerici baskıya karşı direnmek meşru haktır. Bunda hiç bir safsataya yer yoktur. Emperyalist kapitalist gericiliğe, bunun uzantısı durumundaki yerel gericiliklere, her türden egemen gericiliğe, faşizme ve bunların sınıfsal temsili durumundaki burjuva ve bilumum gerici sınıflara, bu sınıfların kurumsal baskı aracı olan devlet, iktidar ve ordu-polis-hapishaneler gibi tüm baskı ve egemenlik biçimleri ve araçlarına karşı direnmek meşrudur, haktır, devrimcidir. Direnişten söz edildiği yerde mutlaka onun karşıtı ve koşullayanı gerici baskı vardır ki, direnişi meşru ve devrimci kılan temel budur…

Direniş ve direniş hakkı, hiçbir yetkiye tabi olmadığı gibi, bir unvan ya da tarif edilmiş bir kesime da has değildir. Dolayısıyla direniş tavrı veya direnme hakkı, kesinlikle ipotek altına alınamaz bir tavır ve haktır. Direnen veya direnmek isteyen her insan, hangi çalışma ve meslekten, hangi vasıf ve unvandan, hangi görev ve faaliyetten, hangi konum ve kariyerden olursa olsun baskıya karşı ya da direnmeyi gerektiren uygulama ve şartlara karşı hiç bir sebebe takılmadan direnir. Direnişin gerçek muhtevası ve tabanı bu zeminde karşılık bulur; her kesimden aydın-ilerici-demokrat-devrimci-sosyalist birey, halk güçleri ve toplumsal kitlelerden meydana gelir… Aydın ve sanatçıların imza eylemleri, Belediye başkanlarının rantçı-talancı belediye anlayışını teşhir etmeleri, Gurup Yorum’un tutuklanma şartları ve koşullarını protesto eden eylem ya da açlık grevi direnişi gibi… Özcesi, sadece profesyonel/yarı-profesyonel devrimciler, devrimciliği meslek edinmiş ya da yaşam tarzı edinenler değil, bilinçli–bilinçsiz her meslekten baskı mağduru halk kitleleri ve toplumsal yığınlar ile sınıfsal kategorilerden devrimci sınıf mensupları, bunlardan kopuk olmayan aydını, sanatçısı, gazetecisi, akademisyeni, işçisi-issizi-köylüsü, emekçisi memuru direnişin tabanıdır. Neden aydın direniyor, neden sanatçı direniyor şeklinde bir münakaşa yürütülemez. Bilakis, neden aydın ve sanatçı direnmiyor münakaşası anlamlı ve doğrudur… Aydını, sanatçısı, gazetecisi, entelektüeli olmayan bir direniş kesinlikle noksandır ve direnişimizin bu kesimlerle birleşmek durumundadır…

Özellikle tutsaklık koşullarında bulunan ve bu koşulların acımasız baskı ve uygulamalarına maruz kalanlar açısından direniş tavırları değil, direnmemeleri muhakeme edilebilir ki, buralardaki direnişin meşruluğu kadar, zorunluluğu da reddedilemez çıplak gerçektir. Halk kitlelerinin baskıya, sömürüye, yasağa, gaspa, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa dayanan gerici toplumsal sistem ve bu sistemin siyasi arenaya yansıyan faşist baskılarına karşı verdikleri yaşam mücadeleleri başlı başına bir direniş iken, ‘‘elitlerin‘‘ ya da belli niteliklerin direniş tavrı dışında tutulması veya direnişin zorunluluğundan men tutulması düşünülemez… Bu bağlamda, halka direnmesini söylemek doğru ama ondan önce söyleyenin direnmesi mutlak bir şarttır. Bu anlamda hiç bir yetenek, özellik veya özgünlük direniş dışında tarif edilemez…

Niçin direniyor-mücadele ediyorsunuz diye sorulamaz ancak niçin direnmiyor-mücadele etmiyorsunuz diye sorulabilir.

Gerici sınıflar, toplumsal sistem ve iktidar biçimleri egemen varlıklarını sürdürdüğü müddetçe direniş tavrı zorunlu, şart ve geçerlidir, bir o kadar da onurlu ve saygındır; insani bir hak ve devrimci duruştur. Çünkü bu sınıfların varlığı, baskı, sömürü, işkence, katliam demektir; hiç şüphesiz ki, savaş, mücadele ve direniş gerekçesidir. Ve çünkü baskıya, sömürüye, zulme başkaldırmak insanlık onuruna sahip çıkan insanlık görevi ve insanlığın köleleştirilmesi karşısında insanlığın özgürlüğü uğruna omuzlanan tarihsel sorumluluktur… Direnenler kazanır, direnmeyenler kaybeder. Onurlu yaşam ile köle yaşam arasındaki zorunlu bir tercihtir tarihsel direniş… Ama unutmamak gerekir ki, bilinçli bir tercihtir de…

Direnişteki bilinç ya da bilinçli direniş; sağlam gerekçelerle açıklanmış, hedeflerini belirlemiş ve koşullarla birleşmiş ve objektif şartlarla biçimlenmiş olan tamamen devrimci, tamamen sınıfsal, tamamen siyasi bir tavırdır. Nihayetinde strateji ve taktiklerle bezenmiş bir siyasettir…

Nasıl bir direniş ve ne için direniş sorusu yanıtlanması gereken temel bir sorudur. Ki, direnişin başarısı, isabetli direniş biçimleri ve direnişin bilinçli yönetilmesi ancak bu soruya doğru yanıt vermekle mümkündür…

Direnişin tarihsel haklılığı, meşruluğu ya da zorunluluğu kadar onurlu bir duruş olduğu üzerine fazla söze gerek yoktur. Ancak direnişin biçimleri, koşulları, hedefleri, başarısı ve başarısızlığı somut bir meseledir ki, bu konular tarih boyunca her dönem doğru-yanlış/haklı-haksız zeminde tartışma konusu olmuş, olmak durumundadır da. Bu tartışma yürütülmeden direnişin somut haklılık ve meşruluğu, somut hedef ve başarısı, izleyeceği yol ve biçimleri yerli yerine oturtulup bu paydaşlarda zafere taşınması sağlanamaz. Direnişin zaferi ya da yenilgisi bu unsurların objektif olarak incelenip değerlendirilmesiyle-dikkate alınmasıyla ve son tahlilde bu analiz ve tespitler ışığında direnişe verilecek biçimle vb. alakalıdır. 

Burada küçük bir parantez açarak direniş olgusuna başka bir açıklama daha getirmek yerinde olacaktır. Direnişin iki biçimde ele alınması veya tarif edilmesi mümkündür. Bu bakımdan direniş argümanı tek düze kavranamaz, statik ele alınamaz. Genel hedef, görev ve şartlar bütününde billurlaşan direniş ve somut hedef, görev ve şartlarda vücut bulan direniş… Bu iki direniş yelpazesi ve biçimi hiç şüphesiz ki, ayrı ele alınmak durumundadır.

Direniş, genel bir kavram olarak geçerlilik taşımakla birlikte, somut direniş olarak nispeten dar bir geçerlilik de taşır. Yani, geniş manasında direniş genel olarak baskının olduğu her yer ve devam ettiği her zaman geçerli olup meşru iken, bir de direnişin genel koşullar içinde somut şartlara ve hedeflere göre biçimlenmiş hali vardır. Dolayısıyla direniş, genel ve somut muhtevada, genel hedefler veya somut hedefler bakımından ele alınabilir, alınmak durumundadır. Bu, direnişin bilinçli olarak ele alınıp yürütülmesi ve hedefleri doğrultusunda başarıya taşınması anlamına gelir. Aynı zamanda direnişi somut şart ve hedeflerle ya da genel şart ve hedeflerle ele alıp biçimlendirilmesi anlamına gelir.

Genel şartlar ve hedefler bağlamındaki direniş genel bir mücadele sorunudur. Fakat somut şart ve hedefler bağlamındaki direniş ise, özel hedef ve şartlarla koşulludur ya da bu hedeflerin başarılması ve şartların değiştirilmesi sorunudur…

Somut direniş, konu edindiği şartlar veya hedeflere endekslidir. Buradaki görevini tamamlayıp somut şartları değiştirip hedeflerini gerçekleştirdiğinde, bu direniş somut görevini tamamlamış, zafere ulaşmış demektir. Dolayısıyla bu direnişin söz konusu şart ve hedeflerle koşullu veya sınırlı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Somut direniş değil de, genel direnişten bahsedilecekse, bu, genel koşul ve hedeflere endekslidir ki, bu direnişin başarısı ve miadı mücadelenin genel başarısıyla sınırlıdır ve bu, genel bir mücadele sürecidir. Genel direniş ve mücadelenin hedefleri ne ise, miadı da odur, o hedef ve şartlarla koşulludur…

Direnişin biçimlerindeki bu ayrışım(iki biçim), dikkate alınması şart olan bir noktada daha özel anlam kazanır. Ki bu, son derece önemlidir. 

Genel direniş başlı başına stratejik bir mesele ve süreçtir. Genel direnişten kastımız, genel mücadeledir, dolayısıyla devrim sürecidir. Devrimin gerçekleşmesi, siyasi iktidarın burjuvaziden zorla alınması, gerici sınıflar devleti ve iktidarının devrimci zor yoluyla yıkılmasıdır. Hedefleri, şartları, görevleri vb. bu genel içerikte ifade bulur. Dolayısıyla bu direniş veya mücadele bu biçim ve nitelikte ele alınıp yürütülür, bunlara göre pozisyon alır. Hatta bu uzun seyirde belli şart ve koşullarda çeşitli taktiksel manevra ya da süreçler gündeme gelebilir, toparlanıp güç biriktirerek daha büyük atılımlara geçmek üzere hazırlık süreçleri vb. devreye girebilirler. Devrim mücadelesi karşısında yenilgiler alarak gerileyen karşı-devrimci sınıflar manevralar yaparak devrimin gelişmesini durdurma, devrimi teşhir etmek amacıyla belli safsatalara başvurma veya barış gibi taktik manevralara sarılma siyasetlerini devreye koyabilir. Öte taraftan devrimin de belli şartlarda soluklanma, güçlerini toparlayıp tahkim etme, burjuvazinin başvurduğu demagojiyi boşa düşürerek onu halk kitleleri ve tüm kamuoyu önünde teşhir ederek gerçek yüzünü gösterme, dolayısıyla onun taktik manevralarını devrimci siyaset-taktiklerle boşa düşürme anlamında bazı taktiklere başvurabilir, taktik siyaset bağlamında ‘‘barış‘‘ ve görüşmeler süreci yürütebilir… Bu taktiksel süreçlere karşın, genel devrim mücadelesi stratejik bir süreç olarak devrimin gerçekleşmesine endeksli bir rota izler veya siyasi iktidar yönelimine bağlı genel karakterini korur. Bunda bir sapma ve yönelim kabul edilemez. Hangi taktiksel siyaset devreye girip çıksa da, nihayetinde devrimin gerçekleştirilmesi stratejik bir aşama ve merkezi görev-hedef olarak geçerli kalır. Kısacası, bu mücadele-direniş siyasi iktidar hedefine ulaşarak görevini tamamlar ya da yeni devrimci görevler önüne koyar… Bunu hiç bir teori, hiç bir çizgi, hiç bir gerekçe sulandırıp rotasından alıkoyamaz…

Fakat somut direniş esasta taktik bir sorun ya da süreçtir. Somut direnişten kastımız, genel şartlar içinde gündeme gelen kimi somut-özgün-özel çelişki veya şartların öne çıkardığı ihtiyaçlar temelinde belirli bir hedef ve göreve göre biçimlenmiş, bunların gerçekleştirilmesiyle sınırlı direniş-mücadele biçimidir. Bu anlamda genel direniş karşısında somut direniş taktik bir süreçtir; hedefleri bakımından da görevleri bakımından da şartları bakımından da böyledir. Zira somut direniş-mücadele somut hedef ve görevler çerçevesinde biçimlenen, bu anlamda da görev ve hedefleri mevcut şartlara göre saptanıp biçimlenmiş, genel direniş-mücadeleye oranla daha dar ve sınırlı muhtevaya sahiptir. Bu, son derece olağan ve rasyoneldir; anlaşılabilir yalın bir gerçektir. Örneğin, tutuklama yasal ve hukuki değildir. Buna karşı bir direniş-mücadele verili(yo)r. Ya da HES’lerin yapımının durdurulmasına karşı direniş-mücadele edili(yo)r. Bu somut konulu bir direniş ya da mücadeledir. Dolayısıyla hedefi somut ve dardır. Bu hedefe ulaşıldığında direniş fiilen bitmiş olur, çünkü direnişin gerekçesi ortadan kalkmış olur… Ama genel direniş-mücadele de hedef ve görev bu kadar dar değildir, başarı bu kadar kolay ve kısa süreli bir iş değildir…

Peki direniş biçimleri arasında bu ayrımı yapmanın önemi nedir? Bu ayrışım, direnişin başarısında, ele alınmasında, sürdürülmesinde, biçiminde, araç ve yöntemlerinde doğrudan etkileyici olduğu için önemlidir. Çünkü genel direniş-stratejik mücadele de, başarı veya yenilgi genel şartlar ve durum açısından ele alınarak değerlendirilir ve genel hedef ve görevler bağlamında ele alınarak doğrultu ve yönelim belirlenir. Mücadelenin-direnişin niteliği, süresi-süreci, yöntemleri, araçları ve biçimleri buna uygun olarak karakter edinir… Kazanma-zafer meselesi bu genel çerçeve görevleri ve hedeflerinde mütalaa edilir-edilebilir. En önemlisi de, stratejik direniş-mücadelede esasta bir yenilgi yoktur; stratejik açıdan yenilgi ve yenilginin kabul edilmesi bu direniş-mücadelenin özüne aykırıdır. Elbette stratejik mücadelede de taktik yenilgiler, örgütsel yenilgiler vardır. Ancak bu yenilgiler stratejik mücadele açısından geçicidir. Stratejik mücadele de yenilgi alınmadığı-kabul edilmediği ve mümkün olmadığı için yaşanan taktik yenilgiler de geçicidir… Ama tamamen taktik direniş-mücadelede yenilgi vardır ki, bu taktik bir yenilgidir ve böyle de kabul edilir. Elbette buradaki yenilgiler de geçici olabilir. Ama yalın ya da tamamlanmış bir yenilgi de olabilir. Örneğin, HES’lere karşı direniş-mücadele, HES’lerin engellenmeyerek yapılmasıyla sonuçlanıp yenilgi alabilir, bu süreç tamamlanabilir. Ya da memur emekçilerinin Toplu İş sözleşmesi Görüşmelerinde ücretlerin talep ettikleri rakamlarla belirlenmesinde sergiledikleri direniş-mücadele işverenin-iktidarın belirlediği ücretle sonuçlanabilir. Burada bir yenilgi alınmıştır ve bu tamamlanmış bir süreçtir artık. Ta ki bir dahaki yeni TİS görüşmelerine kadar…

Taktik direniş-mücadeledeki yenilgiler doğrudan mevcuttaki somut şartlara, duruma ve andaki güç durumuna-dengesizliğine vb. vs. bağlıdır. Ve o ana, içinde bulunulan o sürece ait sınırlı-parça bir yenilgidir. Fakat stratejik direniş-mücadele somut şartların, andaki durum ve güçler arası dengenin ötesinde bir derinliğe sahiptir. Somut durumda geçici ya da örgütsel yenilgiler alınsa da genel bir yenilgi-stratejik bir yenilgi yoktur, ondan söz edilemez… Bilinçli direniş veya direnişin bilinçli özelliği tamamen direniş önderliğinin yeteneğidir. Başarıya götürecek olan da, yenilgiyi derinleştirmeden atlatmasını bilen de bu yetenektir…

Taktik direniş-mücadelede yenilgi alınabileceği tespit edilip öngörülebilir ve buna uygun taktiksel manevralara başvurulur, yenilgi olasılığına veya durumuna uygun pozisyon alınır, alınması benimsenir. Eğer başarı için yeterli ve gerekli şartlar yoksa ve yenilginin alınması kesin ya da esas ihtimal ise, bu taktik-somut direnişin-mücadelenin daha fazla tahribatlar ve ağır sonuçlara taşınarak söz konusu yenilgiyi daha fazla derinleştirip ağırlaştırmanın anlamı yoktur. Kazanılamayacak direniş-mücadelenin kuru iradecilik ısrarıyla sürdürülmesi doğru önderlik değildir… Başarı veya yenilgi, salt bizlerin iradesi dahilinde değil, genel konjönktürel şartlar ve somut şartlarla birlikte, muhatabımızın olanak ve gücüne de bağlıdır. Doğru önderlik, şartları bütünlüklü değerlendirerek tavır ve siyaset geliştirmede önem kazanır…

Özellikle sınırlılıklar içinde ve tamamen aleyhte olan şartlarda sürdürülen ve hedefleri dar alana sıkışık demokratik görevle sınırlı olan direnişlere stratejik görev ve misyon yüklemek hatalı olmakla birlikte, tamamen haklı sonuna kadar meşru olan bu direnişler, yenilgiye mahkum edilircesine gösterilen öznelci ısrar, salt iradeci yaklaşım ve salt kahramanlık ekseninde sürdürülen sol sübjektif hatalı önderlik çizgisi güdümünde başarıyla tanıştırılamazlar… Kapsamı ne olursa olsun yenilgiyle sonuçlanmış her direniş-mücadele, isterse kahramanlık destanları yazsın ve kısa vadede motivasyon etkisi göstersin, son tahlilde yenilgi gerçeğine uygun olarak orta-uzun vadede demoralizasyon etkisi yaratır. Bunun tersine küçük, taktik, demokratik zeminde de olsa kazanılacak bir başarı her bakımdan moral üstünlüğü yaratarak direnişlere dayanak olur. Bundandır ki, taktik direnişler-demokratik mücadeleler de olsa yenilgi alınması güçlü olan direnişlerden nispeten sakınmak ama kazanım-başarı elde edilebilecek direnişleri tercih edip esas almak doğru mücadele-direniş ve siyaset yönelimidir…

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler