Takip Et

Analiz

“Çözümünü içinde barındırmayan bir tek çelişki, bir tek sorun yoktur!”

“İçinde çözümünü barındırmayan bir tek sorundan bahsedilemez!” Her çelişki çözümünü de barındırır. Her şeyin bir çözüm yolu-metodu mutlaka vardır. Çözümsüz bir tek şey, bir tek sorun ve bir tek çelişki yoktur. Şarttır ki, doğru çözüm metoduna ve bu metodu uygulayacak güç ve iradeye sahip olmak, gerekli gayret ve çabayı sarf etmek, yani çalışmak istisna tanımaz düzeyde gereklidir.

Her şey ve her süreç çelişkiden ibarettir. Zıtların birliği budur. Var olan her şey bu kanuna tabidir ve bunun ürünü ya da görüngüsüdür. Bunun dışında bir varlıktan, bir oluştan ya da ‘’yaradılıştan’’ söz edilemez. Çelişki varlıkların-şeylerin özü, temelidir. Çelişkisiz şeyden, süreçten ve gelişmeden bahsedilemez. Tek’lik yoktur. Çelişen yanlardan ibaret bütün vardır. Çelişmenin bir tarafı yoksa ikinci tarafı da yoktur. Dolayısıyla çelişmeden de, varlıktan da, şeyden de söz edilemez. Yaşamdan, canlı-cansız doğadan, evrenden de…

O halde çelişkilerin çözümünden söz etmenin de anlamı yoktur, anlamsızdır denilebilir. Var. Çelişkilerin çözümü, çelişkileri ortadan kaldırmaz. Somut çelişki durumunu çözer ama başka bir çelişki çözülen bu çelişkinin yerini alır. Dolayısıyla çelişkilerin çözümü, yeni çelişkileri gündeme getirmekle birlikte, çelişkinin başka bir niteliğe evirilerek-dönüşerek başka şeylerin ve süreçlerin gündeme gelmesi itibarıyla anlamlıdır. Kısacası, çelişkilerin çözülmesiyle bir şey başka bir şeye dönüşmüş olur ki, anlamlı ve değerli olan budur, gelişmeyi, ilerlemeyi sağlayan da budur. Çelişkinin çözülmemesi şeylerin aynı kalmasıdır ki, bu diyalektiğe tamamen aykırıdır. Şeyler çelişki halindedir ve daima değişime uğrarlar, değişim içindedirler. Bu diyalektiğin kendiliğinden işleyişidir. Dünyayı yorumlamakla kalmayıp değiştirme pratiğini esas alan Komünist devrimciler veyahut diyalektik ve tarihi materyalistler kendiliğinden işleyen diyalektiği, devrimci diyalektiğe uygun müdahale metotlarıyla-gücüyle bilinçli bir rota ve yönelime sokarak değişimi hızlandırırlar. Tarihin ilerleyen tekerleğini hızlandırır ve bu gelişime uygun sonuca taşımakta rol oynarlar. Bunun siyasi mecrada karşılığı, toplumlar tarihini devrimci yolla değiştirip ilerletme eylemi olan devrimdir. Devrim eyleminin bilimi sınıflar mücadelesi bilimidir…

Soyut felsefi sözler etme maksadında değiliz ama bilimlerin çatısı olan felsefe olmaksızın da çelişkilerin çözülmesi, çözüm yöntemlerinin bulunup kullanılması, çelişkili yaşamın anlaşılıp açıklanması ve toplumların değiştirilerek ilerletilmesi sağlanamaz. Tam da bu sebeple, omuzladığımız devrimci sınıf mücadelesi ve bunun görevlerinin yerine getirilmesi, bu görevleri yerine getirmenin mümkün olan biçim ve yol-yöntemlerini, bilinç ve davranışımızı izah etmek için, karşı karşıya olduğumuz sorun ve zorlukları izah ederek değiştirme eylemimizin olanaklı olduğunu konu etmekteyiz, etmek gerekmektedir.

Zor Olan Aynı Zamanda Kalay Olandır

Hiç bir şey zor, hiç bir şey kolay değildir. Her şey zor ve her şey kolaydır. Eğer saçmalamaksa bu hakkımı kullanarak zor olanın aynı zamanda kolay olduğunu iddia ediyorum. Zor da göreceli, kolay da görecelidir. Bir şeyin zor olması, sadece o şeyin özelliklerinden ibaret değildir ya da o şeyin niteliğinden ileri gelmemektedir. Zor olanın teması ne ise, onun kadar, bu tema karşısında müdahale gücü olan insan iradesinin meseleyi ele alış yöntemi, meseleyi kavraması ve onun somut ya da genel özelliklerini dikkate alan yaklaşımlarla meseleyi açıklayıp istediği rotaya sokma çabasıyla da ilintilidir. Meselenin zor ya da kolay olması bu bütünlük içinde tarif edilebilir. Dolayısıyla, muhtelif konu her ne ise, onun zorluğu ya da kolaylığı, onun iç çelişkisi ve özellikleriyle birlikte, ona müdahale eden gücün nesnel yaklaşımları ile somut tahlil-tespitlerine bağlı olarak anlam kazanır ya da kolaylığı ve zorluğu belirlenir. Zor’un da kolay’ın da göreceli olması bu sebeple doğrudur.

Şayet müdahale gücü olan sizler-bizler, önümüzdeki görev veya sorun karşısında, ne yapacağımızı, nasıl davranıp hangi yöntemi kullanacağımızı bilmiyor ve tabii olan gayreti-çabayı göstermiyorsak, karşı karşıya olduğumuz sorun her ne olursa olsun zor bir iş-şey olarak karşımızda durur. Ama bunun tersine, gerekli tahlil-tespiti yapıp, gerekli çabayı somut duruma uygun ve doğru yöntemlerle gösteriyor ve uyguluyorsak, karşımızdaki sorun her ne olursa olsun kolay bir işe-şeye dönüşür. ‘’İçinde çözümünü barındırmayan bir tek sorundan bahsedilemez!’’  Her çelişki çözümünü de barındırır. Her şeyin bir çözüm yolu-metodu mutlaka vardır. Çözümsüz bir tek şey, bir tek sorun ve bir tek çelişki yoktur. Şarttır ki, doğru çözüm metoduna ve bu metodu uygulayacak güç ve iradeye sahip olmak, gerekli gayret ve çabayı sarf etmek, yani çalışmak istisna tanımaz düzeyde gereklidir. Bir sitil sütü yalnızca iki kaşık yoğurt-maya bütünüyle yoğurda çevirir. O süte değil iki kaşık, tonlarca bal koysanız da o süt yoğurda dönüşmez…

Bir şey neden zordur? Bir şeyi gerçekleştirmek, başarmak neden zor olur? Bir, o şeyin kanunlarını, genel ve somut özelliklerini bilemediğimizden dolayı zordur. İki, o şeyin dinamikleri, gücü ve muhtevası büyüktür, köklü ve dayanıklıdır ya da karşısındaki kuvvete karşı ileridir… Üç, o şeyi yenmek, değiştirmek veya gerçekleştirip başarmak için, o şeyin genel ve özgül özelliklerine uygun bilimsel ve somut yetersizliklerimiz vardır ve doğru yöntemler kullanmamaktayız. Dört, o şeyi yenmek-değiştirmek ya da başarmak için gerekli olan diğer şeylerle birlikte, gerekli olan çaba ve çalışmayı pratik olarak ortaya koyamıyoruz… Bütün bunlarda olması gerekeni yaptığımızda o şeyin zor olması ortadan kalkıp kolay bir şeye döner-dönüşmüş olur.

Kırk sene devrim, siyasi iktidar ve mücadelesi desek de, eğer buna uygun çalışmaya, örgütlenmeye, eyleme geçmiyorsak, siyasi iktidar mücadelesi boş laf olmaktan ileri geçmez. Ve eğer eyleme geçmiyor gerekli çalışmayı yürütüp örgütlenmiyorsak, devrimci örgütlenme söz olmaktan ileri gitmez. Söz ve eylem birliğinin anlamı tam da burada açığa çıkar…

Örgütsel olarak güçlenip ilerlemek istiyorsak, çok basit olarak örgütlenme çaba ve çalışmalarını pratikleştirerek somut gayrete dönüştürmemiz gerekir. Bunu yapmaksızın onlarca sayfa yazılıp çizilse de, okunup analiz edilse de bir arpa boyu yol alınmaz. Önümüzde bize rağmen ve bize de ait veya bizim yol açtığımız ama aşılması da gereken sorunlar olduğu halde, iş yapmadan, pratiğe girişmeden, eyleme geçmeden, somut çaba göstermeden bu sorunların aşılmasını bekleyebilir miyiz? Kuşkusuz ki, hayır. Nasıl aşılacak, nasıl çözülecek sorunlar? Kendiliğinden mi? Hayır. Çalışarak, somut çaba göstererek, pratiğe girerek çözebiliriz. Başka bir tılsım yoktur. Tüm tılsım insanın emeğinde, çabasında ve çalışmasındadır. Elbette doğru metotlar kullanmasındadır vb vs…

Sütü yoğurda dönüştürecek iki kaşık maya, karşı karşıya olduğumuz sorunları aşmak için gerekli olan doğru yöntemlerle sergilenecek ‘’basit’’ çalışma-çabadır. Bu çaba ve çalışma sergilendiğinde süt yoğurda dönüşmüş, karşı karşıya olduğumuz sorunlar yığını aşılmış olur. En azından mevcut biçimi açısından aşılmış, çözülmüş olur. Materyalistlerle idealistler arasındaki temel fark, birincilerin yorumlayarak açıklayıp değiştirme pratiğiyle ilerlemeye inanmaları, ikincilerin ise kader ve yazgı diyerek değiştirme iradesini reddetmesi biçimindeki kendiliğindenciliktir.

Gücün zayıflığı, koşulların elverişsizliği gibi gerekçeler esasta çürüktür. Nasıl ki, iki kaşık maya sütün iç çelişkileri üzerinde değiştirici etkiye sahip olabiliyorsa, öyle de küçük ve zayıf örgütsel güçle somut çelişkilere uygun çalışmalarla değiştirme etkisi yapılabilir. Doğru metot ve gerekli çabanın gösterilmesi elzem olandır… Nesnel durum lehimizedir. Çelişkiler elverişli zemin sunmaktadır. Kitleler baskılardan bıkıp çıkış ve umut aramaktadır. O halde isabetli örgütlenmeler, isabetli politikalar ve isabetli yöntemlerle çalışmak, mevcut durumu değiştirmek için askeri yeterlilikte bir gereksinimdir.

Bir aylık yürütülecek yoğun çalışma-örgütlenme pratiği kampanyası verdiği sonuçlarla ikna edici olacaktır… Başka söz gerek yok… 

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler