Takip Et

Makale

Bir Kez Daha Savaş Partisi Üzerine…

Her devrimin ana sorunu siyasi iktidardır. Devrim ile karşı-devrim arasında vuku bulan çatışmanın tamamı, siyasi iktidar ve egemenlik sorununu karara bağlama ana temasıyla hepten acımasız tabiata sahiptir; kesinlikle amansızdır

Komünistler Savaşı Kutsamaz,
Savaşı Ortadan Kaldırmak İçin Savaşırlar
!

Komünist ya da proleter devrimci niteliğe sahip partinin, yakın hedef bağlamında siyasi iktidar uğruna giriştiği savaşımda bir politik savaş partisi özüne oturması, bu nitelik ya da karakterde örgütlenmesi, alelade bir tercih ya da bir rastlantı değildir. Uzlaşmaz sınıf çelişkileri ve köklü sınıf düşmanlığı ekseninde cereyan eden sınıflar çatışması/sınıf mücadeleleri doğasının tezahürü olarak doğan ihtiyaç, bilumum gerici sınıf iktidarlarının siyasal dayatması ya da gerici zora dayalı örgütlenmelerinin devrimci zor-şiddeti koşullamasının ürünü olup, nesnel şartlarla bilimsel sosyalizm teorisinin tutarlı uyumuna dayanan tamamen bilinçli bir yönelimdir.

Her örgüt-örgütlenme bir ihtiyacın ürünüdür. Her devlet bir baskı örgütüdür. Her devlet istisnasız bir sınıf damgası taşır ve bu devlet kesinlikle bir sınıfın egemenlik ihtiyacından doğar, o ihtiyacı karşılar. Gerici sınıfların ihtiyacı gerici çıkarlarının korunmasıdır. Devletleri, bu gerici egemenlik ve ihtiyaçlarını korumaya vb. dönük, tepeden tırnağa gerici olup, bir baskı ve zor örgütü olarak örgütlenir. Ceberuttur, zora dayanır. ‘’Gerici olan her şey aynıdır; vurmazsan yıkılmaz.’’ Her devrimin ana sorunu siyasi iktidardır. Devrim ile karşı-devrim arasında vuku bulan çatışmanın tamamı, siyasi iktidar ve egemenlik sorununu karara bağlama ana temasıyla hepten acımasız tabiata sahiptir; kesinlikle amansızdır. Kimin kazanacağını karara bağlayacak olan son tahlilde silahlı savaştır. Bu savaş kanlı ve yıkıcıdır. Gerici savaş haksız savaş kategorisinde, devrimci savaş haklı savaş kategorisindedir. Zorun zorla alt edilmesi devrimin mantığıdır. Devrim bir şiddet hareketidir. Devrimin(devrimci sınıfların) yıkmakla yetinmeyip, yıkma ve inşa etme eylemini iç içe bir süreç olarak ele alıp yürüttüğünü de eklersek, bu savaşın karşıt sınıflar açısından ne anlam taşıdığını ve nasıl ele alındığını yeterince ifade etmiş oluruz. Devrim eskiyi yıkarken yeniyi inşa ederek ilerler… Sadece yıkmak ama inşa etmemek, sadece savaşmak ama ne için savaştığını bilmemek; işte bu anarşizmin tarifidir, proleter devrimcilerin ve devrimin işi değil…

Komünistler, savaş hayranı-sevdalısı ya da savaşı kutsayanlar değil, nesnel koşulların açığa çıkardığı gereksinim ve gerici sınıfların dayatmasından doğan zorunluluktan savaşa başvuranladır, başvururlar. Haksız savaşlara karşı devrimci savaşları propaganda eder, asli ve tarihsel görev edinir, tereddüt tanımayan kararlılıkla en ağır bedelleri göğüsleyerek yürütürler. Bu savaşı, doğrudan ezilip sömürülen sınıfların kurtuluşundan başlayarak tüm insanlığın özgürlüğü/büyük özgürlükler dünyasına varan amaç-lar uğruna verirler. Toplumların ilerletilmesi ve tarihin ileriye dönen çarkını hızlandırmak için ona devrimci yoldan iradi müdahalede bulunma görevi ve sorumluluğuyla savaşır, savaşı bizzat başlatırlar. Dayatılan gerici savaşa karşı haklı devrimci savaşa başvurmalarından dolayı Komünistler suçlanamaz, savaş suçluları ilan edilemezler. Komünistler, savaşları ortadan kaldırmak için savaşırlar. Savaşın heyecan ve romantizmini his etseler de, bir macera olarak değil, tarihsel akışın doğru orantılı gelişimine etkide bulunmak için savaşırlar. Özel mülk dünyasının tasfiye edilip, yerine, ‘’Herkesten emeği kadar, herkese emeğine göre’’ ve son tahlilde ‘’Herkesten emeği kadar, herkese ihtiyacı kadar’’ şiarının üzerine yazıldığı bayrağı dikmek için savaşır, savaşım verirler. İnsanın insan üzerindeki her türden baskısına son vermek için savaşırlar… Hepsi bu.

Her devlet bir baskı ve zor örgütüdür. Bunu uygular. Devletin varlık gerekçesi budur, ortaya çıkışı da buradandır. Gerici sınıflar örgütü-devleti devrimci sınıflar üzerinde, sosyalist ya da devrimci sınıflar devleti de gerici sınıflar üzerinde bir baskı ve zor aracıdır. Gerici zorun devrimci zorla alt edilmesi temel bir prensiptir. Bunu reddeden Komünist devrimci olamaz. İki zor örgütünün doğası şiddeti barındırır. Bunu inkâr eden de Komünist olamaz. Karşılıklı olarak zora dayalı örgütlenmiş sınıfların mücadele doğası esasta silahlı savaş ve şiddete dayalı savaşım doğasıdır. Bunu bilmeyen sınıflar çatışmasında devrede kalamaz, devrim arenasında yaşayamaz…

Siyaset Silahlara Kumanda Eder, Silahların Siyasete Kumanda Etmesi Salt Askeri Bakış Açısıdır

Siyasi iktidarı (ve daha ilerisini) hedefleyen Komünist devrimci nitelikteki siyasi partilerin siyasi savaş partisi özüne uygun örgütlenmesi sınıflar mücadelesi kanunu tarafından açıklanır, tarif edilir. Uzlaşmaz karşıtlık taşıyan sınıfların arasındaki çelişki, çelişkinin bu uzlaşmaz niteliğine bağlı olarak zor ve şiddete dayalı olarak çözülür. Burada uygulanan zor ve şiddet olgusu, genel silahlı mücadele veya silahlı savaşım biçimlerini kapsar. Savaş bunun üstün biçimi ama hepsi değil, sadece bir biçimidir.

Silahlı mücadele genel bir zor-şiddet kapsamıdır, savaş bunun bir türü ya da halidir. Savaş, reel olarak ordu örgütlenmesi veya biçimi üzerinden yürütülür. Komünist parti önderliğinde yürütülür, dolayısıyla parti örgütlenmesi esasına bağlı olarak ya da parti örgütlenmesi dışında diğer örgütlenmelerde ordu örgütlenmesi esastır. Parti belirli şartlarda/koşullarda ordu içinde ve ordu biçiminde örgütlenir. Ordu örgütlenmesi, dolayısıyla savaş örgütlenmesi, Komünist parti örgütlenmesinin (belirli tarihsel ve toplumsal siyasi koşullar içinde) esası da olsa, hepsi değil, bir biçimi, bir parçasıdır; ona tabidir. Parti orduya, siyaset savaşa/silahlara komuta eder. Silahların/savaşın partiye komuta etmesi kabul ve tasavvur edilemez. Tersi salt askeri bakış açıdır. Savaşın esas görevi askeri mecradaki görevlerdir. Ve savaş, partinin genel siyasi çizgisine bağlı biçimlenen askeri-siyasi görevlerini gerçekleştirmek üzere kullandığı bir yöntemdir. Kuşkusuz ki, savaş, siyasetin en yüksek ve silahlarla yürütülmesi biçimidir. Ancak siyasetin tümü değildir. Çelişmelerin belli bir aşamasında, belli bir niteliğinde devreye giren siyaset tarzı ve mücadele biçimidir. Partinin özünde bir savaş örgütü karakterine sahip olması ya da savaş örgütü olarak örgütlenmesi ayrı bir şey, partinin somutta savaş biçiminde örgütlenip mücadele etmesi ayrı şeydir…

Partinin savaş dışındaki görevleri, örgütlenmeleri, çalışmaları, savaş koşulları dışındaki tarihsel önemdeki varlığı veya devamı, savaşın geçerli olduğu veya belli tarihsel koşullarda somutta savaş örgütü olarak örgütlenmesi gerçeğinin dışında, örneğin sosyalist devlet dönemi veya egemen olduğu toplumsal süreçlerdeki örgütlenme niteliği, görevleri, aksiyonları vb. vs. düşünüldüğünde; partinin savaş ve siyasi devrim sürecini önderliği altında yürütüp esasta tamamladığı ve sosyalizmin geliştirilmesi-ilerletilmesi görevinin öne çıktığı, konjönktürel koşulların sosyalizm lehine genel bir eğilim izlediği ileriki şartlarda partinin rolü ve ödevleri vb. vs. düşünüldüğünde; bu partinin sadece bir savaş partisi olarak tanımlanmasının onun siyasal ve tarihsel tüm içeriğine ihanet olduğu su götürmez gerçektir. Buna ayak direyenin ufku savaşla sislidir…

İdeolojik-Siyasi Çizgi Tayin Edicidir

Her silahlı mücadele, her silahlı eylem, her şiddet, her baskı ve zor unsuru, doğrudan ya da klasik bir savaş hali değil, bir savaşım biçimidir. Her silahlı şiddete, her silahlı eyleme, her baskı-zor-şiddet eylemine savaş demek, savaş konusunda yalın kat görüşe sahip olmaktır, savaştan anlamamaktır. RAF ya da Kızıl Tugaylar’ın yürüttüğü fokocu silahlı mücadele ve silahlı eylem tarzına savaş demek(eğer denirse) gibi… Kuşkusuz bunlar da ister Anarşist sapma olsun, ister küçük-burjuva radikalizmi biçiminde maceraperest ve fokocu olsun, son tahlilde silahlı savaşım-silahlı mücadele yürütüyorlardı. Ama buna başlı başına savaş değil, ancak silahlı savaşım ya da silahlı mücadele denilebilir. Bu gerçekliklerine karşın, bunlara birer politik savaş örgütü demek yanlış olmaz. Politik savaş örgütü olmasının kıstası sadece savaş tarzına indirgenmez, devrim-siyasi iktidar mücadelesinde silahlı mücadele ya da zor esasına dayanan savaşım tarzını benimsemesi ya da savaşı hemen veya belli bir aşamada veya son tahlilde öngörmesi politik savaş partisi olma gerçekliğini karartmaz.

Politik savaş partisi/Komünist partisi karakterinin savaşı aşan veya savaşa indirgenemeyecek kapsamdadır.  Genel ideolojik-siyasi çizgide ele alınmasının, yani ideolojik-siyasi çizginin belirleyici olduğu noktasındaki vurgularımız, RAF ve Kızıl Tugaylar örneği tarafından desteklenmektedir. Ki, onları başarısız sona taşıyan veya faşizm tarafından katledilip ağır hapislere çarptırılmasına uzanan yenilgileri, silahlı mücadele yürütmelerinden değil, silahlı eylem hayranlığı da denilebilecek ya da eylemi amaçlaştıran anarşist ve Fokocu ideolojik-siyasi çizgilerinden de kaynaklanan ve son tahlilde faşist saldırganlığın sonucudur. Faşizm koşulları ile Fokocu-maceracı ideolojik-siyasi çizginin toplamı yenilgi ‘’kaderini’’ hazırlamış, koşullamıştır. O halde söylenebilir ki, Komünist partisinin savaş örgütü olarak örgütlenmesi ne kadar hayati ise, ideolojik-siyasi çizgisi de en az o kadar hayati, belirleyicidir. Tayin edici olan Komünist Parti niteliği ve çizgisidir. İdeolojik-siyasi çizgi tayin edicidir…

***

Diğer meseleye gelince, burjuva demokrasisinin özünde ve son tahlilde faşizm olduğunu söylemiştik. Yönetim biçimi olarak uygulanan burjuva demokrasisinin gerektiğinde faşist yönetim biçimine dönüşeceğini onun ana karakterinin vb. gereği olarak ifade etmiştik. En tutarlı burjuva demokrasisi bile, faşizme ihtiyaç duyar, duyduğunda bunu uygulamaktan imtina etmez, etmemiştir de. Bunda şaşılacak bir şey yok. Dolayısıyla RAF ve Kızıl Tugayların maruz kaldığı akıbet fevkalade değil, sınıflar çatışmasının tabiatıdır. Tehdit boyutu faşizmi devreye koyar ya da ‘’rıza toplum yaratma’’ işlevi olarak daha az saldırgan yönetim biçimi uygular. Burjuva demokrasisi, sosyal devlet gibi burjuva safsataların sınıf hareketini frenleme, sus paylarıyla sınıf hareketini yanılgılara iterek düzene entegre etme ve hatta Bonaparitst türevlerle sınıflar mücadelesini anlamsız gösterme çabalarından ibaret olduğu açıktır. Bunda kafa karışıklığına düşmek, sınıf bakış açısından ve devrimci çizgiden kopmaktır. Ancak burjuva demokrasilerin sürekli olarak faşizm uyguladığını/yönetimde faşizm uyguladıklarını söylemek gerçeğe aykırıdır. Savaşı, savaş yöntemine başvurmayı faşizm koşullarıyla şartlamamız genel bir doğru olmakla birlikte, Almanya’da İtalya’da gerçekleştirilen faşist katliamlar faşizmin devrede olduğunu göstermektedir. Burjuva demokrasisi yönetiminin faşist yönetime dönüştüğünü ifade etmektedir; burjuva demokrasisinin faşist özüne uygun davrandığını göstermektedir. Silahlı mücadele şartları dayatılmadan silahlı mücadeleye başvurmak, savaş koşulları dayatılmadan savaşa başvurmak somut koşullara göre örgütlenmemek demektir. Eğer silahlı mücadele ve savaş örgütlenmesi dayatılıyor ve bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyorsa orada faşizmden bahsetmek kaçınılmazdır. Burjuvazi baştan sona gericidir, devrimci temelde gelişerek siyasi iktidarı hedefleyen sınıf mücadelesi ve hareketine karşı faşizme başvurması onun gerici sınıf iktidarını koruma-sürdürme çabasıyla gerici zora başvurma biçimindeki köhnemiş doğası gereğidir. Bu şartlarda Komünist devrimci parti pek tabii olarak savaş örgütü olmayı aşan genel ideolojik-siyasi muhtevasıyla, bu çizgi muhtevadan bağımsız olmayan savaş örgütü olma karakterinin de devamı olarak, somut örgütlenmede de-mücadelede de savaş örgütü biçimde örgütlenir. Ama aynı karakter ve muhtevaya sahip (politik savaş partisi) siyasi parti, silahlı mücadele ve devrimci zor esasına göre stratejik örgüt-örgütlenme karakterine karşın, faşizmin uygulanmadığı ve burjuva demokrasisinin uygulandığı koşullarda silahlı mücadele temelindeki stratejik örgütlenmesine rağmen, somutta savaş örgütlenmesi ve mücadelesi biçimine başvurmaz.

Yukarıdaki tartışmamıza dönersek; politik savaş partisi genel tanımı için her somut durumda klasik savaş hali içinde olmayı şart koşmak ve zora dayalı mücadele ve örgütlenmeyi bu nitelikten saymamak, aynı zamanda savaş ile silahlı mücadele ve zor-şiddet biçimlerini aynı torbaya koymak doğru değil, hatalıdır.

Devrim, devrimci zor yoluyla gerçekleştirilir. Devrimci zor değişik biçimler alır. Bazen savaş, bazen silahlı ayaklanma, bazen genel silahlı mücadele, bazen barikat direnişleri-savaşları, bazen Sosyalist Halk savaşları, bazen işgal karşıtı direnişler, bazen genel grev, bazen düzenli-bazen düzensiz orduların savaşı, bazen şehir silahlı mücadeleleri, silahlı ayaklanma ve eylemleri, bazen köylük bölgelerdeki silahlı mücadele ve bunun özgün biçimi gerilla savaşı… Hepsi devrimci zor unsurları, biçimleri veya türleridir. Devrimci zor bütün bu biçimleri kapsar. Genel silahlı mücadele argümanı da bu değişik biçimleri anlatır. Savaş bu biçimlerden iridir; esası da olsa, son biçimi de ilk biçimi de olsa, genel anlamıyla silahlı mücadele ya da devrimin zor ilkesinin tek karşılığı değildir. Bu ayrımı yapmamak silahlı eylem hayranlığından muzdarip olma anlamına geleceği gibi, savaşı indirgemeci mantıkla yanlışa yorumlamak, çarpıtmaktır. Savaşın sulandırılması burada filizlenir… (Varsın ‘’derinlikleriyle’’ övünenler olsun, varsın ‘’kurucu zor’’ argümanı ezber edilerek bir türkü dışındaki türkülere kapalılığa meşrep edilsin ve varsın mayamız bizlere satılmaya çalışılarak ‘’savaş örgütü’’ jargonu slogan tutuculuğuyla çiğnenip bizlere eleştiri yapılsın, isterse Kuantum fiziğinde ne kadar bilgili olunduğu kibir reklamı olarak teşhir edilsin ve hatta ‘’başkalarını küçümseme ahmaklığına düşülüp’’ ‘’basitliğimiz’’ meze edilsin, ve isterse siyasi parti ile savaş partisi karşı karşıya konularak ‘’savaş partisi’’ naralarıyla bizlere meydan okunsun, dahası özeleştirel yaklaşımımıza karşın ‘’saygısızlık’’ deme ‘’erdemi’’ gösterilsin; yine de bizler ‘’savaşı savaşarak öğrenenler’’ olarak, siyasetin silahlara kumanda etmesi ilkesinden sapmadan, savaşmak için savaşanlar olmadan, savaş partisi karakterinin siyasi parti karakterinden koparıldığı ve öne çıkarıldığı salt askeri bakış açısının ürünü ucube yaklaşımla ‘’hareket her şey, amaç hiçbir şey’’ gizli bilincine sahip olan eleştirilere karşı keskin devrim bilincimizin verdiği mütevazılıkla ‘’saygısızlığa’’ devam ederek, sadece kulağa hoş gelen keskin slogancılık ve devrimcilik kılıfı altında savaşı sulandıran yüzeysel fikirlere katılmadığımızı bin kere tekrarlayacağız…)  

Silahlı mücadele ve biçimlerinin kullanılması, Komünist devrimci parti/örgütün bir politik savaş partisi olmasını yadsımaz. Devrimin zora dayalı gelişmesini ret anlamına da… Siyasi savaş partisi, sadece savaş biçimini kullanan değil, savaş biçimi gibi, silahlı mücadele ve biçimlerini veya devrimci zor-şiddeti öngörerek buna uygun siyasi iktidar perspektifine sahip olan partidir de. ‘’Silahlı mücadele devrimin temel biçimidir.’’ ‘’Çin’de silahlı mücadele özünde köylü savaşıdır. …’’ ‘’Silahlı mücadele siyasi çizginin önemli bir unsurudur.’’ Komünist otoriteden aktardığımız bu satırlar, Komünist partinin savaş örgütü olma karakterini sadece savaş örgütü/örgütlenmesi biçimine indirgeyen anlayışı yıkar; çünkü devrimin temel biçimini silahlı mücadele olarak koyarken, Komünist partinin savaş örgütü karakterini/devrim örgütünün karakterini silahlı mücadele kapsamında ele alarak açıklamaktadır. Savaşın silahlı mücadelenin bir biçimi olduğunu teyit ederek, Komünist partinin silahlı mücadele temelinde devrimin zora dayalı örgütlenmesini sadece savaş veya her koşulda savaş, bu zorun tek biçiminin savaş olmadığını, aksine savaşın bu zorun bir biçimi olduğunu kanıtlar…

Savaş Belli Nitelikteki Çelişkiyi Çözme Metodudur

Savaş, söz konusu düşman sınıflar arası iktidar mücadelesinde ifade bulan çelişkinin çözüm biçimlerindendir. Savaş, kanlı siyasettir; siyasetin silahlarla yürütülmesi veya siyasetin en üstün biçimidir. Ama tek biçimi değil. Savaş partisi karakterine karşın, bu karakterdeki partinin görevi ya da niteliği, savaş süreciyle, savaş biçimiyle ve savaş göreviyle sınırlı değil, savaş şartları dışındaki süreçleri ve görevleri kapsayandır. Sınıflar arası çelişkinin devrim vasıtasıyla devrimci sınıflar lehine çözüldüğü şartlarda, bu çelişki keskin sınıf savaşımlarına tanık olma ihtimali-esas olasılığı taşısa da, iktidarlaşmış proleter ya da devrimci sınıfların ilgili çelişmenin esas yönü haline geldiği somut gerçek veya süreçte savaş devreden çıkar. Savaşın konusu siyasi iktidardır. Siyasi iktidar alındıktan sonra, sınıflar mücadelesi daha da keskinleşerek sürse de bu sürecin genel karakteri savaş değil, savaşı da yadsımayan sınıflar arası mücadele-savaşımdır. Bu, söz konusu devrimci sınıf partisinin siyasi savaş örgütü olma gerçeğini aslen ortadan kaldırmaz ama somut örgütlenmede-biçimde bir savaş partisi olarak pozisyon almaz. Siyasi-ekonomik sistemin inşası ve devletin bütünlüklü örgütlenmesi esas görev olur. Parti savaştan ziyade başka işlev ortaya koyar burada. Bunu yadsımak Komünist devrimci partinin muhtevasını daraltmaktır. Bizzat silahlı savaş yürütmeden de söz konusu partinin yapısal-temel-stratejik karakteri yine savaş partisidir. Ama bu, o partinin bütün karakteri değildir.

Parti devrimden iktidara, iktidardan devletin inşasına ve oradan kendisi de anlamsızlaştırarak ortadan kalkmasına uzanan tarihsel sürecin stratejik unsuru, temel aracıdır. Savaş ise, çelişmelerin belli bir niteliğinde devreye girip bu çelişmeyi çözme metodudur. Parti savaşı bir yöntem olarak kullanır. Savaş, Partinin önderliği altında yerine getirdiği tarihsel rol ve görevlerin tamamında değil, siyasi iktidarın alınması kadar ciddi derecede büyük ve bunda tayin edici bir rol oynar ama sadece tarihsel sürecin tarif edilen kesitinde oynar, uzun tarihsel sürecin hepsinde değil…

‘’Sadece Bir Güle Sahip Olanlar Her Şeyi Diken Görürler.’’

Konu bağlamında söylediklerimiz, asla genel olarak Komünist devrimci partinin özünde veya temelde bir siyasi savaş partisi karakterine karşı çıkma değil, bu partinin her somut koşulda savaş biçimini esas alıp almayacağı, savaşı uygulayıp uygulamayacağı noktasıdır. Gerici sınıf iktidarlarının zora dayalı olarak yıkılması ilkesi, proleter veya devrimci iktidarların zora dayalı olarak kurulması, gerici sınıflar devletinin devrimci zorla yıkılması, buna alternatif devlet biçimimizin bu zor hüneriyle kurulması prensiplerinde bir itiraz ve karşı görüşümüz yoktur, olmadı da. Bizlerin dediği şey, zorla yıkmak ve zorla kurmak değişmez derecede geçerli, doğru ve temel bir ilke ama savaş biçiminin her somut şartta geçerli yöntem olmadığı doğrusudur. Genel karakter ya da nitelik ile somutta edinilen nitelik ve biçimin farklı şeyler olduğu gerçeğidir.

Tersini ispatlamak için aktarılan paragrafta ifade ettiklerimiz, aktarana tanıklık yapmamaktadır. Paragrafa objektif ve bütünlüklü olarak bakıldığında neye itiraz ettiğimiz, ne söylediğimiz ve güttüğümüz kaygı açıkça görülüp anlaşılmaktadır. Paragrafın genel mantığı veya anlatmak istediği gözden kaçırılarak sadece içindeki ifadelere atfen yapılan cımbızlama işlemi de ispatlama zorlamasına yetmemektedir. ‘’Savaş Partisi ama Nasıl?’’ başlıklı ilk yazımızdan aktarılan paragrafta şunları söylemekteyiz:

“Nedir savaş partisi? Savaş partisi, savaşa göre örgütlenen, mücadele ve örgütlenmesini savaş esasına göre biçimlendiren siyasi parti demektir. Bu mücadele ve örgütlenmesini her şart ve koşulda böyle ele alan değil, belli şartlara ve koşullara bağlı olarak böyle ele alandır. Faşizmin uygulanmadığı koşullarda bu parti somut örgütlenmede bir savaş partisi değil, olağan bir siyasi parti olarak örgütlenir. Son tahlilde savaşı öngörüp esas alsa da, somut durumda veya mücadele ve örgütlenmesinin belirli aşamasında savaş partisi biçiminde değil, diğer esaslar biçiminde ele alır. (…) Faşizmin devrede olmayıp burjuva demokrasisinin geçerli olduğu koşullarda başından itibaren silahlı mücadele içinde örgütlenmek hatalı-sol, diğer esaslara göre örgütlenmek doğrudur.”

Birinci olarak, dediğimiz gibi bu yazımız ilk olan yazıdır. Bu yazıda her hangi bir polemik yürütmüyorduk. Genel olarak ‘’savaş partisi’’ kavramının doğru anlaşılması kaygısıyla bu kavramın hatalı-yanlış yorumlanması varsayımından hareketle ve tamamen ‘’içe dönük’’ bir makale olarak kaleme aldık. Tüm meramımız KP niteliğinin sadece savaşla anılması veya savaşa indirgenmesi zeminindeki muhtemel hatalı-eksik anlayışların düzeltilmesi, doğru fikrin geliştirilmesine dönük çabaydı. Yürüttüğümüz bu tartışmada, siyasi savaş partisinin reddedilmesi değil, hem kavramın doğru içeriğiyle kavranması ve hemde siyasi savaş partisi nitelemesinin her şartta savaşın uygulanacağı şeklinde yorumlanamayacağı, dolayısıyla belli şartlarda savaşa başvururken, belli şartlarda savaşa başvurmayacağını vb. vs. anlatmaya çalıştık…  Altını çizmekte fayda var ki, bu tartışmayı yürütürken her sözü ince eleyip sık dokuma gereği duymadan, temel kaygımız veya meramımız olan meseleyi, yani ‘’savaş partisi’’ kavramının salt savaş partisi algısıyla indirgenmesi, genel içeriğinin daraltılması veya hatalı yorumlanması şeklindeki sol-sığ algının yanlışlığını ortaya koymaya çalışmaktı.

İki; dolayısıyla bazı kavram ve ifadeleri özensiz kullanma, tam olarak açıklama şeklinde dikkatsizliklerimiz olabilir. (Siyasi iktidar partisi deme yerine ‘’siyasi parti’’ deme gibi… Ki, olağan siyasi parti olarak örgütlenir dememe, bunun ne demek olduğu sual ediliyor; şu demek; esasta savaş yürütmeyen, hatta esasta silahlı mücadele yürütmeyen ama uzun süreli barışçıl mücadele içinde örgütlenip güç biriktiren ve iktidarı ayaklanma yoluyla -zorla!- ele geçirme biçiminde örgütlenen bir Komünist parti örgütlenmesi demektir!) Fakat, asla iddia edildiği gibi ‘’siyasi iktidar partisi mi savaş partisi mi’’ biçiminde bir ikilemi karşı karşıya koyarak birinden birini reddetme ve birinden birini benimseme anlayışına sahip olmadım, ifade etmedim.

‘’Siyasi iktidar partisiyiz’’ derken, partimizin (KP’nin) sadece savaş partisine indirgenemeyeceği-öyle anlaşılıp algılanamayacağını ifade ettim ve bu partinin siyasi iktidar partisi olduğunu, buna bağlı olarak görev ve işlevlerinin olduğunu anlatmaya çalıştım, ifade ettim. Ki tüm bunları söylerken, savaş ile bahis konusu diğer görev ve işlevlerin karşı karşıya konulması bilincine sahip olmadım, o tarzda da ifade etmedim. Yalnızca, partimiz sadece savaş partisi olarak savaş içeriğiyle daraltılamaz, zira partinin iktidarı, devleti ve buna has tüm işleri örgütleme, yürütme görevi vardır şeklinde açıklamaya çalıştım. Elbette savaş ile ele alınacak ve savaş dışında ele alınacak görevler vb. vardır. Ama bu, diğer görevlerle savaşı mutlak karşı karşıya koyma olarak da anlaşılamaz. Savaş bu görevlerin yürütülmesinde bir unsurdur. İktidarın alınması için esas unsur olmakla birlikte, KP’nin diğer görevlerinin yürütülmesinde, diğer işlev ve misyonunda somut bir araç değildir… Genel mantık ve anlayışım ya da ifadelerim bu çerçevede olmasına karşın, somut olgu ve ifadelerden hareket etmeyi tercih etmeyen eleştiri yazısı, zorlama çıkarsamaları veya ‘’niyet okuma’’yı tercih etmiş ve benim ‘’siyasi iktidar partisi mi savaş partisi mi’’ ikiliğine düştüğüm biçiminde iddiada bulunmuştur. ‘’Savaş partisi’’ kavramının dar ve hatalı yorumlanışı konu edinip, partinin sadece bir savaş partisi olarak anlaşılması-algılanmasının hatalı olduğunu izah etmeye çalışırken, partinin bu darlığa hapsedilemeyeceği, başka görev ve işlevlerinin olduğunu açıklamam, ‘’siyasi iktidar partisi mi savaş partisi mi’’ ikiliğine düştüğüme, siyasi partinin bilinen görevleriyle savaşı karşı karşıya koyduğum anlamına getirilmek istense de, gelmez.

Savaş birçok görev ve işlevi yerine getiren siyasetin bilinen niteliğidir ve esasta da iktidar meselesini çözen bir işlev ve görev ifade etmektedir. Savaş genel olarak siyasi iktidar-devrim partisinin yürüttüğü birçok görevi ve hatta görece esas görevi yerine getirirken, KP savaş dışında ve savaş sonrasında olmak üzere bir dizi görevi üstlenip yerine getirir. Sosyalist devletin inşası ve buna dayalı tüm eğitsel, siyasi, ekonomik, kültürel vb. vs. sorun ya da görevleri yürütür. Savaşın tali olduğu, en azından aktüel olmadığı sosyalist devrim sonrası veya sosyalist iktidar dönemde de varlığını koruyarak tayin edici görevler yürütür ve roller oynar. Bunlardan farklı sonuçlar çıkaran varsa, o onların kendi sorunudur. Lenin, ‘’Uzlaşmaz karşıtlık ile çelişme, asla bir ve aynı değildir. Sosyalizmde birincisi ortadan kalkar, ikincisi kalır.’’ derken, Sosyalizm koşullarında uzlaşmaz karşıtlıkların ortadan kalkacağını öngörerek, bu görüşünün tutarlılığı zemininde objektif olarak savaş metodunun da geçerli olmadığını anlatmış olmaktadır ve elbette çelişmenin devam ettiğini söylerken de bir savaşımın-mücadelenin gündemde olduğunu açıklamaktadır. Böylece, Sosyalizmde savaşın esas bir örgütlenme olmamasına karşın, Komünist partinin var olduğu-olacağını söyleyerek, bizlerin Komünist partisinin salt savaş partisi olarak tanımlamasının sorunlu olduğu görüşünü desteklemektedir… 

Üç; yukarıda yazımdan yapılan aktarmada da görüleceği gibi, ‘‘Faşizmin uygulanmadığı koşullarda bu parti somut örgütlenmede bir savaş partisi değil, olağan bir siyasi parti olarak örgütlenir.‘‘, yani açık savaş biçimi dışındaki silahlı mücadele ya da devrimin zor ilkesine dayalı bir Komünist parti, bir siyasi iktidar için devrimci nitelikte devrim partisi olarak örgütlenip mücadele eder demekteyim.

Özcesi genel niteliğinde-karakterinde değil, somut örgütlenmede bir savaş partisi dışında, olağan(siyasi iktidar mücadelesi veren komünist devrimci!) bir siyasi parti olarak örgütlenir. ‘‘Somut örgütlenmede‘‘ derken, somut koşullara uygun olarak yöntemde savaş biçimini benimseyen pratik-somut örgütlenme yöntemini uygulamaz, savaş yöntemini mevcut somut koşulda uygulamayan, barışçıl veya başka her hangi bir yönteme göre (genel silahlı mücadele ve biçimleri gibi) örgütlenir demekteyim. Yeterince açık ki, Partinin stratejik konumlanması ve örgütlenmesinden değil, taktik-somut örgütlenmesinden bahsetmekteyim. Dahası, örgütlenmesinden bahsetmekteyim, genel karekterinden değil. Bu sözlerimden veya bu tartışmadan(özellikle de bütünüklü olarak yürüttüğüm tartışma toplamından) Komünist devrimci partinin savaş partisi karakterini yadsıma sonucu çıkmaz, çıkarılamaz. En lehte yorumla, varsayım olarak her türlü haklılığını kabul etsek bile, en fazla yanlış ifade ettiğim-ifadelerimin yanlış olduğu iddia edilebilir. Ötesi anlamsız ve boştur…

Eleştirmek İçin Eleştirmek mi, Öz eleştiriye Değer Vermek mi?

Eleştiren dostumuzun derdi buysa, yani ispatlamak istediği bu kadar ucuz idiyse, yorulmasına gerek yoktu. ‘‘haklılığını‘‘   hakaretamiz dil kullanma hakkı olarak kullanmaya hiç gerek yoktu. Öz eleştiri yaptığım gibi, bir kez daha centilmen olmayı yeğler, ‘‘sen doğrusun, ben yanlışım‘‘ derdim, hiç gocunmadan, ego yapmadan… Özeleştirim üzerine oynamaya çalışmak ise hiç etik değildi. Bilerek yaptığımı formel mantıkla ispatlarken, bu bilerek hedeflediğim dostumu, bilerek ve eril dil kullandığım şeklinde kışkırtmalarla çatlaklara oynamasına hiç gerek yoktu. Siyaset alanı düz değil. İdeolojik mücadele ve sorunlar apaydınlık pürüzsüz zeminler değil. Bu alandaki münakaşalar tek düze gitmediği gibi, belli çeperlerdeki ideolojik tartışmalar da sonsuz alicenaplıkla yürümüyor. Bildiğim görüşlere, sol anlayışlara, bu anlayış ve görüşlerin örgütsel tutumlarına vakıf olduğum için, tartışma yöntemimi de bu zeminde ve elbette belli bir hukukumuza dayanan rahatlığa göre kullandım. Dolayısıyla bu zemindeki fikir ya da tutumlara sert eleştirimi bilerek yaptım, bilmeden değil. Bilmediğim şey muhatabımın Hevi olduğuydu. Eril-egemen üslup mu? Tartışma götürür bu… Yaşayarak öğrenmenin ve bilerek ve görerek konuşmanın, iddialı konuşmadan daha yerinde olacağını düşünüyorum. Her şeye karşın, o masum dostumdan da özür dilediğimi hatırlatmayı ‘‘zul saymam‘‘, hatırlama zahmetine davet ederim. Azarlayan kibirli üslubun bu ‘‘eril‘‘ üsluptan çok da masum olmadığı da bilinmek durumundadır… ‘‘Nalıncı keserinin‘‘ elden bırakılmasını öneririz…

Hevi’nin yine formel mantık hüneriyle, beni kasten ‘‘hata biliçsizce yapılandır diyor ama sandığı dostuna dönük kabul ettiği bu hatalı yöntemi kullanıyor; dolaysıyla biliçli yapıyor‘‘ demekte, bunu ispatlamaya çaılışmaktadır. Zaten sandığım dostuma olan hukukum gereği dilimi sert, yöntemimi kaba tuttum diyerek, bunu özeleştirimin geçtiği yazımda alenen söylemiştim. İspata gerek yok. Zira inkar yok, ikrar var. Lakin,  hatalar üzerine yaptığım genel izahat ayrı bir şeydi, somut hatam üzerine yaptığım açıklama ayrı… İkisini birleştirerek okkalı sonuca varma gayreti geçer not almaz. Genel çerçevde hatanın bilinçsizce yapılan olduğunu söyledim bu birinci doğru. Somut meselede, sandığım dostuma da, Hevi‘ye de kullandığım hatalı-kaba-sert dil ve üslup nedeniyle özeleştiri veriyorum dedim, bu da ikinci doğru. İki doğrudan bir yanlış üretmek, kime has olursa olsun, tam da ‘‘fecaatin‘‘ mihengidir. Hevi’nin çabası taktire şayan iken, yaptığı ise edasına aykırı… ‘‘Dağ fare doğurdu.‘‘

Demokratik kültürümüz, demokratik normlarımız, demokratik niteliğimiz esasta laf götürmez kadar yeterlidir. Kıyasa gerek olmayacak kadar iddialı ve ileridir. Eleştirilere karşı da, farklı görüşlere karşı da… Ancak Polyanacı ya da Mevlanacı da değiliz! Yöntemimizi başta ilke ve amaçlarımıza, sonra da muhatap olduğumuz yöntemlere göre biçimlendirir, sorunun niteliğine uygun olarak kullanmaktan imtina etmeyiz… Özeleştirimde kabul ettiğimin ötesinde esasta bir sorun görmüyorum yaklaşımımda.

Somutta Savaş Biçiminde Örgütlenip Mücadele Etmek Faşizmle Alakalıdır

Dostumuz Hevi Devrim’in yazımdaki değerlendirmelerimi eleştiren birinci yazısında esas sorun gördüğü nokta, Savaş Partisi gerçeğini faşizm koşullarıyla açıklamamdı. İkinci eleştiri yazısında da bu sorun ideolojik eleştirinin esasını korurken, ikinci yazımda yorumladığı anlayışımı derinleştirdiğim üzerinedir. Verdiğim yanıt yazımda faşizm şartı ile açıkladığım anlayışın arkasında olduğumu ifade ettim. Fakat, benim arkasında durduğum ya da her iki yazımda da ifade ettiğim şey, Hevi’nin yorumlayarak vardığı sonuçtaki gibi değil, bilakis savaş partisi karekterindeki stratejik örgütlenme hususunu reddetme değil, somut-taktik örgütlenmede (somut durumda, her koşulda) her zaman bir savaş örgütlenmesi biçiminde örgütlenmeyeceğidir.

Asıl meramımın da, bir Komünist Partisini salt savaş partisi derekesine indirgeyen indirmeci anlayış ve yaklaşımların taşıdığı sınırlılıklara işaret etmekti. Savaş partisi karaakterindeki stratejik örgütlenmeye karşı çıkış babında beyanım olmadığı gibi, böyle bir tartışma da yürütmedim. Komünist partinin savaş örgütü olma gerçekliğini, silahların siyasete kumanda etmesi şeklindeki salt askeri bakış açısıyla kavrayan yaklaşım ve anlayışlara, yine Komünist partinin askeri yanını, niteliğini, görev ve hedeflerini öne çıkararak, sanki siyasi iktidar hedefinden vb bağımsızmış gibi, yalnızca bir savaş örgütü kavrayışıyla bahseden, dolayısıyla Komünist Partisini askeri görev ve nitelikle sınırlayıp, onun ideolojik, siyasi, ekonomik, askeri, örgütsel, kültürel, sanatsal, toplumsal proje rolü, amaca uygun araç, ilke ve amaçlara bağlı edindiği görev ve karakter vb. vs. vasıflarını hiçleştiren ya da gölgeleyen salt askeri bakış açısına sahip yaklaşımların/anlayışların eleştirisi babında yazıp tartışma yürüttüm. Hevi benden alıntılar yaparak benim savaş partisi mi, siyasi parti mi ikiciliğine düştüğümü vb. vs. ispatlamaya çalışsa da, yazdıklarım ona tanıklık yapmıyor. Komünist Partinin savaş örgütü tanımındaki hatalı algıyla siyasi vb özelliğinden bahsederken, bunları karşı karşıya koymuyor ama aynı zamanda bire bir aynı olduklarını da kabul etmiyorum. ‘‘Bu yüzden, denilebilir ki siyaset kan dökülmeyen savaş, savaş ise kan dökülen siyasettir.‘‘ (Mao) Siyasetle savaşın örtüştüğü, aynı zamanda ayrıştığı, siyasetin kanlı ve kansız olarak farklı biçimlerinin olduğu, siyasetin savaş savaşın siyaset olduğu denilebilir…

***

Komünist Parti, sadece savaşan değil, teori yapandır, siyaset üretendir, ideoloji ve ilkeleri koruyup temsil edendir. Savaşa bunlar yön ve içerik verir. KP’nin bu fonksiyonları görülmeden, onun savaş partisi olmasından söz etmenin bir anlamı yoktur, olmaz da. Pratiğe yol veren teoridir. Savaşa yön veren siyasettir, teoridir.  Komünist parti ve amaçlardır. Komünist partinin sadece savaş örgütü olarak algılanması veya salt savaş örgütlenmesine indirgenmesi bütün  bu açılardan sakat ve sorunludur. Savaş, Komünist partisinin baş vurduğu bir yöntemdir. Partinin bütün niteliği savaş değildir. Savaş örgütü karakterinde stratejik örgütlenmeyi temsil etse de, o savaştan, savaş örgütünden çok daha başka anlamlar da taşımaktadır. Örneğin, toplum ile doğa arasındaki çelişkinin çözümü gibi… Burada üretim savaşı geçerlidir ve üretici güçlerin geliştirilmesiye bu çelişki çözülür, siyasi savaşla değil… Savaşı, her nitelikte güçler yürütür. Ama bu savaş onları her zaman devrimci yapmadığı gibi, gericilerin savaşı olarak da savaş örgütünden söz edilebilir. Özcesi, tartıştığım meselelerden biri, KP niteliğinin, karekterinin yalnızca bir savaş örgütü olarak ortaya konması, diğer karakter ve görevlerinin, rol ve işlevinin gölgelenmesi konusudur… Komünist partiyi salt savaş partisi olarak tanımlayan anlayışlar, savaşın ortadan kalkmasından sonra objektif olarak Komünist partiyi de ortadan kaldırma handikapıyla yüz yüze olan anlayışlardır. Komünist partiyi mutlak katılıkta savaşla tekleştirmek katıksız bir tekçiliktir. Komünist partinin farklı işlev, görev ve örgütlenmede somut nitelikleri ya da somut örgütlenme nitelikleri vardır. Bunlar tek şeyde birleştirilemezler. Tekçilik bilime aykırıdır. ‘‘Tek yanlılık demek, sorunlara bütün yanlarıyla bakmamak demektir. Örneğin, …. Sadece proletaryayı kavramak burjuvaziyi kavramamak,… sadece tek tek parçaları kavrayıp bütünü kavramamak, … sadece kusurları kavrayıp başarıları kavramamak, … sadece gizli devrimci çalışmayı kavrayıp açık devrimci çalışmayı kavramamak vb. demektir.‘‘(Mao) Maalesef ki, Hevi dostumuz analitik olmanının kaşısında tekçi ve tek yanlıdır; sadece savaşı görmekte ama diğer şeyleri görmemektedir ya da kendince yakaladığı zayıf halkada katı durarak mahkum etme hevesiyle tek yanlılığı tercih etmektedir.

Diyalektik Felsefe mi?

Düalizm-ikicilik eleştirisi ise, gerçek dışı ve temelsizdir. Savaş ile siyaset hem aynıdır, hem de ayrıdır. Bunu diyalektik söylemektedir. Diyalektik tam da budur. Analitik olmak tam da budur. Her evrenselde özel, her özelde evrensel vardır. Bunun gibi, siyasetin kanlı olan savaş biçimi ve kansız olan savaş biçimi vardır. Siyaset tekdüze ve mekanik değildir. Savaş partisi muhtevası ile siyasi partinin genel muhtevasının bir ve aynı olmadığını söylemek ikicilik değil, tarihi materyalist diyelektiğin ta kendisidir. ‘‘Savaş savaştır‘‘ demek ‘‘a a’dır‘‘ demek gibi kaba metaryalist felsefe ve yöntemdir. Savaş barışı da içinde barındırandır. Savaş siyaseti de barındırandır, siyasetin bir biçimi olandır. Savaştan bahsettiğimiz gibi, siyaset cihetinden de bahsettik. Savaşın ne olduğunu söylemekle birlikte, siyasetin ne olduğunu da söyledik. Komünist partinin savaş örgütü olduğunu da söyledik, siyasi yanını da söyledik. Bu düalizm değil, düpe düz diyalektik tutumdur. ‘‘A diyen B’yi de demek zorundadır.‘‘ (Lenin)

Lenin; ‘‘… bir nesneyi gerçekten tanıyabilmek için onu bütün yanlarıyla, bütün ilişkileriyle ve bütün ‘detaylı ilişkileriyle‘ ele alıp incelememiz lazım. Gerçi bunu hiç bir zaman tam olarak gerçekleştiremeyiz, ama bir nesneyi  bütün yanlarıyla ele almaya çalışmak yanılgılara ve katılığa karşı  bir güvencedir.‘‘ demişti. Hevi’nin savaş partisi söylemindeki katı ısrarı, Komünist partinin bütün yönleriyle ele alınmasının yanılgılara karşı taşıdığı güvenceyi ortadan kaldıran yaklaşımdır. 

Lenin yoldaşın diyalektik kavrayışıyla örtüşen Mao yoldaşın diyelektik kavrayışı da şöyle der. ‘‘Her hareket biçimi kendi içinde kendi özel çelişmesini taşır.  Bu özel çelişme, bir şeyi başka bir şeyden ayıran özel niteliği oluşturur. Bu, iç nedendir; … Doğada birçok hareket biçimi vardır: Mekanik hareket, ses, ışık, sıcaklık, elektirik, ayrışım, birleşim vb. Bütün bu biçimler birbirine bağlıdır, ama her biçim özünde öbürlerinden farklıdır.‘‘  Savaşla siyasetin hem aynı, hem de ayrı şeyler olduğunu söylerken ve Partinin savaş ötesi görevlerinden bahsederken, ikicilik eleştisiriyle karşılaştık. Lenin ve Mao yoldaşlara ne denilecek merak konusu…

‘‘… çelişmenin özelliğini incelemezsek, bir şeyi başka şeylerden ayıran özel niteliği saptanamaz, …, bir şeyi başka bir şeyden ayrıt edemez ya da bilim alanları arasına sınır çekemeyiz.‘‘ Savaşı siyasi partiden, siyasi partiyi savaştan ayırmanın anlamı sadece onların ayrı ayrı özelliklerini incelemekle mümkündür. Siyasi partiyi bütünlüklü olarak incelemezsek, onu savaştan ayıran özel niteliğini göremeyiz. Savaşın özelliğini incelemezsek, savaşı siyasi partiden ayıran özel nitelğini saptayamayız. Ne yaparız? Her şeyi aynı torbaya koyarız, siyasi partiyle savaşı bir ve aynı görür, özel niteliklerini anlayamayız. Tıpkı…

‘‘İnsan ancak bir çok farklı şeyin özel niteliğini öğrendikten sonra genellemeye geçebilir ve şeylerin ortak niteliğini öğrenebilir.‘‘  Savaşla siyasi partinin ayrı ve aynı nitelkleri bilinmeden parti hakkında katı nitelik tanımında bulunma gibi… Tıpkı, eril eleştirisindeki iddialı tutum gibi…

Sonuç olarak; Devrim, üç silahı talep eder; Parti, Ordu, Cephe!… Komünist Partinin önderliği hepsinde gerekli bir ihtiyaçtır. Savaşın görevleri esasta düşmanı askeri açıdan yenmektir. Bu siyasi görevden bağımsız değildir. Askeri görevler ve hatta savaşın omuzladığı siyasi görevin bir kısmı, KP’nin tüm görevleri değildir. Bunları tekrarlar pahasına defalarce ifade ettik. Daha fazla tekrara gerek yok.

Hevi Devrim’in yaptığı gibi, ben de her nokta ve virgülü ele almaktan imtina ediyorum. Evet polemik iyidir ama meselelerin özü üzerinde durmak yeterlidir. Sık tekrarlarımla okuyucuyu yorduğumun farkındayım. Anlayışlarına sığınıyorum…

Üstüne alınana; düelloya girmektense anlamaya çalışmak iyidir. Jargon kesmektense mütevazı olmak çok daha iyidir.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler