Takip Et

Makale

‘’Bir Kaşık Suda Fırtınalar Koparmak’’

Tanımlanmayan şey yoktur. Her şey tanımlanmak durumundadır ama bu tanımlamada özen gereklidir. Olgu ya da düşüncenin doğru tarif edilmesi için bu özen şarttır. Felsefede, siyasette ve günlük yaşam pratiği içinde kavramların kullanılması aynı özeni eşit olarak yansıtmaz, değişkenlik gösterir…

Tartışma veya eleştiri realitesi dikkatle incelendiğinde, tartışma veya eleştiriye konu olan meselelerin bir kısmı felsefi, teorik, ideolojik, siyasi zeminindeki anlayışlardan kaynaklanırken, bir kısmı da kavramlar, tanımlar ve tarifler üzerinden gelişir. Bundan kavramlarla anlayışları birbirinden bağımsız şeyler olarak gösterdiğimiz veya öyle anladığımız sonucu çıkarılmamalıdır. Pek tabii ki, kavramlarla anlayışlar arasında doğrudan ve sıkı sıkıya bir bağ vardır. Anlatmak istediğimiz şey, kavramlar üzerine yürütülen tartışma ve eleştirilerin kimi durumlarda abartıya vardırıldığı ya da tipik bir anlayış problemi olmadığı halde salt kullanılan kavramın yorumlanabilir olmasına veya ifade edilmek isteneni tam olarak ifade edememesine bağlı olarak ciddi eleştirilerin yürütülüp bir anlayış sorunu olarak sunulmasının taşıdığı mübalağadır. Yoksa, kavramları anlayışlardan tecrit etmek ya da kullanılan kavramları önemsiz görmek gibi bir düşünceye sahip değiliz. Bilakis, kavramlar ve kavramların yerli yerine kullanılması reddedilemez bir gereksinimdir.

Her kavram nesnel bir gerçeğin karşılığıdır. Karşılığı olmayan kavram yoktur. Kullanılan her kavram bir anlam taşır. Bir durumu, bir olguyu, bir fikri, bir objeyi vb vs tarif eder. Tarif edilmiş her şey kavramdır. Kavramlaşmış her şey de tarif edile-edilebilen ve edilmiş olandır. Karşılıksız, boş ve anlamsız bir kavram yoktur. Kavramların kullanılması bu bakımdan önemlidir. Özenle kullanılması kadar, isabetli-doğru kullanılması da gereklidir. Gereklidir çünkü, tanımlamadan tanıyamaz-tanıtamayız. Tanımlanmayan şey yoktur. Her şey tanımlanmak durumundadır ama bu tanımlamada özen gereklidir. Olgu ya da düşüncenin doğru tarif edilmesi için bu özen şarttır. Felsefede, siyasette ve günlük yaşam pratiği içinde kavramların kullanılması aynı özeni eşit olarak yansıtmaz, değişkenlik gösterir…

Siyaset alanında da kavramlara gösterilmesi gereken özene has bu durum aynılıkla ve hatta daha büyük önemle geçerlidir. Ne var ki, siyasette durum biraz farklılaşır, karmaşıklaşır. Çünkü siyaset mevcut duruma, mevcut durumdaki çelişkinin çözümüne ve mevcut durumda tespit edilen öncelikli ihtiyaçlara odaklanır. Genel siyaset açısından karmaşaya düşmeyen yalın tanımlama rutini değişmese de somut-taktik siyasette tanımlama belli sınırlılıklar alarak ya da taşıyarak değişiklik gösterir. Siyasette sadece kavramların kullanılması değil, bu kavramların izahı-açılımı-anlamı vb konu edilir. Ve burada kavramlar bazen dar içeriğiyle, bazen geniş içeriğiyle kullanıldığı gibi, bazen de yoruma dayalı olarak kullanılır. Kullanılan bu kavramların bazen birden fazla karşılığı olur, bazen de kavramın karşılamakta yetersiz kalıp yoruma muhtaç olduğu haller olur… Karmaşa dediğimiz şey bu değişken durumudur ki, burada tanımlama esasen somut durumu açıklamaya vb dayanır, dolayısıyla genel durumu tanımlamakta zayıf kalır-kalabilir.

Günlük basit yaşamda tanım ve kavramları kullanmak nispeten kolay, sadedir. Ama felsefe, siyaset ve sosyal süreçlerde kavramlar bu kadar sade-yalın değildir. ‘’Kaza oldu’’ demek, kullanılan kaza kavramı nedeniyle bir eleştiriye neden olmaz esasta. Dağ kavramına karşı çıkıp dağ ifadesi-tanımlaması ile Bulut’un anlatıldığı şeklinde bir tartışmaya rastlanmaz örneğin. Yağmur’un başka bir şey olduğu biçiminde bir tartışmaya günlük yaşamda tanıklık yapmak imkânsız derecede zordur… Ama sosyal süreç veya siyaset sahasında durum bu kadar sade değildir. Kitlelerin büyük eylem-hareketlerine, ayaklanma demek mümkün mü? Elbette. ‘’Ayaklanma’’ denilen-denilebilen aynı şeye bir başka siyasi yorum ve değerlendirmenin ‘’direniş’’ tanımlaması yapması, yani başka bir kavramı kullanması tamamen mümkündür. ‘’Devrim’’ kavramının karşılığı veya anlattığı şey genel olarak ortak kabul gören bir tanımlamadır. Fakat devrim kavramının kullanıldığı alan son derece geniştir; kimi ‘’Rojava devrimi’’ derken, kimi buna ‘’devrim’’ dememektedir, kimi ulusal devrim derken kimi de sosyal devrim demektedir… Felsefede ise, kategoriler çok daha fazla, durum iyice karmaşıktır. Bir şey hem odur hem de o değildir; ‘’masa’’ bir saniye önceki masa değildir. ‘’Bardak’’ bardaktır ama aynı zamanda camdır…

Bu durum neyi işaret eder? Felsefi tanım ve kavramları ayrı veya kendi alanında, siyasi-sosyal kavramları kendi alanında, günlük basit yaşama ait kavramları da bu alanda kullanmayı… Lakin, bu seçicilik her zaman aynı titizlikle izlenmez. Zira günlük basit yaşamla siyaset-sosyal yaşam ve kuşkusuz ki, felsefe içiçe geçmiş ayrıştırılamaz bir bütündür. Günlük yaşamdan siyaseti veya felsefeyi çıkarmak olası değildir. Dolayısıyla, bu alanlara özgü özellikler taşıyan kavramların günlük yaşamda veya siyasette kullanılması doğal olarak belli bir probleme-karmaşaya neden olur-yol açar. Yanılmıyorsak Marks söylemişti; ‘’Hinliğine yorumlarsak Marksizm’le Marksizm’i mahkûm edebiliriz’’ diye… İşte Marks’ın muhtevası temelinde alıntılandığımız bu ifadesi yukarıda anlatmaya çalıştığımız ‘’karmaşayı’’ doğrulayan ya da onunla çakışandır.

Özellikle eleştiri yürütmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar tam da bu karmaşa zemininden faydalanmakta ve bazen de Marks’ın ifade ettiği yorumlama tarzını tercih etmektedirler. ‘’Devrim’’ desen ‘’neden silahlı devrim demedin’’, ‘’devrimci’’ desen ‘’neden Komünist demedin’’, ‘’ezilen’’   desen ‘’neden sömürülen demedin’’, ‘’siyasi iktidar mücadelesi’’ desen ‘’neden devrim demedin’’, ‘’mücadele-savaşım’’ desen ‘’neden savaş demedin’’, ‘’savaş’’ desen ‘’neden silahlı savaş demedin’’, ‘’gerici sınıf’’ desen ‘’neden burjuvazi demedin’’ vb. şeklinde yürütülen yığınca eleştiri vardır ki, bu eleştiriler öyle dil ucuyla yapılan tarzda da değil, ciddi siyasal meseleler olarak inatçı tartışmalara ve hatta sayfalar dolusu yazılara konu olan ciddi derecede yürütülmüş/ele alınmıştır. Bir kavramla revizyonist, tasfiyeci vb. damgalarının vurulduğunu söylersek abartmış olmayız… Bu hem dünün sorunuydu hem de bugünün sorunudur.

Özcesi, her eleştiri kabuldür ve eleştiri haktır. Kavramlar da kesinlikle bu eleştiriye tabidir. Eleştiriye tahammül etmek demokratik kültür gereğidir. Doğru ve gereklidir. Bütün bunlarda sorun yok. Fakat eleştiriyi sakız edip içeriğini, önemini zayıflatan, gereksiz abartılara vardırılan, dörtdörtlük ve mükemmeliyetçilik ile kurgulanıp hiçbir esneklik tanımayan, objektif ve gerçekçi olmaya asla tenezzül etmeyen, ‘’pire’yi deve yapan’’ vb. şeklindeki bozuk eleştiri tarzı düzeltilmek durumundadır. Bu sorun dünüyle bugünüyle genel bir sorundur ya da eksikliktir. Doğru eleştiri kültürünün oturması her bakımdan gereklidir.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler