Takip Et

Kent-Ekoloji

Bilim insanları ekolojik tahribatın “savaş suçu” sayılmasını talep ediyor

Irak Savaşı buna çarpıcı bir örnek sunuyor. ABD’nin 2003’te Irak’a yaptığı askeri saldırıdan yıllar sonra, bilim insanları tükenmiş uranyumdan kaynaklanan kirlenmeler de dahil olmak üzere ortaya çıkan çevre kirliliğini ülkenin hızla kötüye giden sağlık koşullarının muhtemel bir etkeni olarak araştırmaya başladı

Savaşan devletler genelde çatışmanın insani maliyetlerini düşünmekle o kadar meşgul ki savaşın doğaya verdiği zararları düşünemiyorlar.

Savaş suçlarını düşündüğümüzde aklımıza genellikle rehin alma, mahkumlara işkence etme veya çocuk askerler gelir. Şimdi bir grup bilim insanı bu listeye başka bir madde eklemek istiyor: çevreye zarar vermek.

Dünyanın dört bir yanından önde gelen 24 bilim insanı tarafından imzalanan ve bu hafta Nature dergisinde yayınlanan açık mektup hükümetleri ordularının savaş bölgelerinde meydana getirdiği çevresel zarardan sorumlu tutacak yeni bir Cenevre Sözleşmesi için çağrıda bulunuyor.

Mektupta “Hükümetleri biyoçeşitliliği korumak için kesin önlemler almaya çağırıyoruz” deniyor. “Ve savunma sanayi faaliyetlerinin etkisinden daha fazla sorumlu tutulmalı.”

Bilim insanları bu talepleri iki nedenden dolayı dile getiriyor. İlk olarak, Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Hukuk Komisyonu, savaş sırasında doğayı güvende tutmak için hali hazırda yürürlükte olan 28 prensibin nasıl genişletebileceğini tetkik etmek için 8 Temmuz’dan 9 Ağustos’a kadar sürecek bir toplantı düzenliyor. Söz konusu tarihler, teşebbüsün bir parçası olarak yeni bir Cenevre Sözleşmesi’nin gerekliliğini kamuya açıklamak için bu mükemmel bir zaman.

İkincisi, gezegenimizin acilen müdahale edilmesi gereken bir biyoçeşitlilik kriziyle karşı karşıya olduğu giderek daha da bariz hale geliyor. Mayısta önemli bir BM raporunda 1 milyon türün tükenme tehlikesi altında olduğu tespit edildi. Bitkilerden kuşlara,kuşlardan memelilere bütün canlı türlerinin “son 10 milyon yıldaki ortalamanın onlarca, yüzlerce katından daha yüksek” bir hızla ortadan kaybolduğu belirtildi. Ve bunun sebebi, savaş dahil olmak üzere, insan etkinlikleri.

Savaşan devletler genelde çatışmanın insani maliyetlerini düşünmekle o kadar meşgul ki savaşın doğaya verdiği zararları düşünemiyorlar. Bu bir bakımdan anlaşılabilir olabilir ancak anlaşılabilir olması bunun yine de bir hata olduğunu değiştirmiyor zira savaşlar çevreyi mutlak surette mahvediyor. Ve doğa acı çektiğinde biz insanlar da bunun ceremesini çekmeye meyilliyiz.

Irak Savaşı buna çarpıcı bir örnek sunuyor. ABD’nin 2003’te Irak’a yaptığı askeri saldırıdan yıllar sonra, bilim insanları tükenmiş uranyumdan kaynaklanan kirlenmeler de dahil olmak üzere ortaya çıkan çevre kirliliğini ülkenin hızla kötüye giden sağlık koşullarının muhtemel bir etkeni olarak araştırmaya başladı. Brown Üniversitesi Savaşın Bedelleri Projesi’nden (Costs of War Project) araştırmacılarına göre “kanserdeki artış, doğum kusurları ve diğer sağlık durumları savaşla bağlı çevresel zarar ve toksinlerle ilişkili.”

Araştırmacılar askeri üs atıklarının yanık çukurlarında imha edilmesinin “asker ve sivilleri tehlikeli düzeyde kirletici maddelere” maruz bıraktığını ve askeri araçların kaldırdığı tozun miktarının “servis üyelerinin tozun içinden soludukları toksinlerin solunum bozuklukları ile ilişkilendirilecek” kadar çok olduğunu ekledi.

Savaş yaban hayatına da acımasızca zarar veriyor.

Geçen yıl Nature dergisinde yayınlanan geniş kapsamlı bir araştırmaya göre Afrika’da savaş sırasında fil benzeri büyük hayvanların sayısı yüzde 90’a varan oranlarda düşebilir. Örneğin, Mozambik’teki bir ulusal park, ülke 15 yıl boyunca süren iç savaştan geçerken vahşi hayvanlarının yüzde 90’ını kaybetmişti.

Geçen yıl yayımlanan bir başka araştırma Kuzey Afrika’nın dünyanın en büyük çölüne ev sahipliği yapan Sahra-Sahel bölgesine odaklandı. Araştırmanın bulguları “hali hazırda devam eden doğal yaşam katliamının sebebinin bölgedeki yükselen istikrarsızlık olduğuna dair kanıtların arttığını” gösteriyordu. Libya’da 2011 iç savaşından sonra kaçak yollarla daha fazla ceylan öldürüldü ve Mali’de 2012’deki ihtilafın ardından öldürülen fil sayısı arttı.

Savaş bölgelerinde hayvan ölüm oranlarının yüksek olmasının çeşitli nedenleri var. Bazı durumlarda savaş sırasında ülkeye daha fazla silahın yayılması yasa dışı avlanmanın artmasıyla sonuçlanıyor. Genelde bu durum kaynak sıkıntısı çeken hükümetlerin doğal kaynakları korumayı öncelikli kılacak araçlara sahip olmamasından kaynaklanıyor. Bazense aşırılık yanlıları ve kaçakçılar bir zamanların ücra bölgelerini kontrol altına alma çabasıyla bu bölgelere akın ederek aslında hayvanların özgürce dolaştığı alanları insanlara açıyor. Bu etkenlerden birkaçı bir savaş bölgesinde aynı anda rol oynayabilir.

Şimdi Nature mektubunun imzacıları uluslararası hukukun, doğal kaynaklar da dahil olmak üzere vahşi yaşamı korumasını ve hayvanları avlamak için kullanılan ateşli silahların yayılımını kontrol altında tutmasını istiyor.

Hükümetleri savaş esnasında çevreye zarar vermekten cezai anlamda sorumlu tutacak yeni bir yasal aygıt için aslında 20 yıldır çağrı yapılıyor. Guardian’ın bildirdiği üzere:

Bu alandaki çalışmalar 1991’de geride kalan toprakları yakarak Kuveyt’ten çekilen Irak ordusunun 600’den fazla petrol kuyusuna ateş açmasının ardından 1990’ların ortasında başladı. Ama fikrin kökeni en azından ABD ordusunun milyonlarca hektar ormanı temizlemek için Agent Orange’ı (çn. kimyasal bir gaz) kullandığı ve böylece insan sağlığı ve yaban hayatı için korkunç sonuçlara yol açtığı Vietnam Savaşı’na kadar dayanıyor.

Yine de şu ana kadar Cenevre Sözleşmeleri’nin sayısı 4’te sabit kaldı (sahadaki yaralı ve hasta silahlı kuvvetlerini; denizdeki yaralı, hasta ve kazazede silahlı kuvvetlerini; savaş tutsaklarını ve sivilleri korumayı amaçlıyor). Çevreyi korumak amacıyla beşinci bir Sözleşmenin eklenmesi için yapılan çağrılarsa hep ihmal edildi.

Gelecek ay Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun toplantısı sona erdiğinde bu durum nihayet değişecek mi? Özellikle de doğanın kendi yasal haklarını hak ettiği fikrinin son yıllarda gördüğü rağbet düşünülürse bu mümkün görünüyor. Nature’daki mektuba imza atan Zoological Society of Londan’dan Sarah Durant Guardian’a verdiği röportajda iyimser bir ton benimsedi.

“Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin bu tedbirleri uluslararası hukukun parçası olarak yüceltip kabul edeceklerini umuyoruz” dedi.

Bu yalnızca tehdit altındaki türlerin korunmasına yardımcı olmakla kalmayacak. Aynı zamanda geçim kaynakları uzun vadede çevre tahribatının bir zayiatı olarak ellerinden alınmış kırsal toplulukları, çatışma sırasında veya sonrasında fark etmeksizin, destekleyecektir.

Kaynak: Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

Günün Haberleri

Kent-Ekoloji konulu diğer haberler