Takip Et

Makale

Ayhan Bilgen’e birkaç soru ve cevap

HDP- SMF ittifak görüşmelerinin nasıl başlayıp hangi aşamada bittiğini, SMF’nin bağımsız davranma seçeneğini hangi aşamada devreye soktuğunu kamuoyu biliyor. Çünkü SMF, halka karşı açık olma ilkesel anlayışı gereği bu süreci bütün şeffaflığıyla kamuoyuna açıklamıştır. Bütün bunları Sayın Bilgen bilmiyorsa bir kez daha kamuoyuna deklere etmekte sorun yoktur

Yakın zamanda çıktığı Yol TV’deki bir röportajında kendi yaklaşımlarını ortaya koyan Ayhan Bilgen, Dersim’de TKP çatısı altında seçime katılan Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) adayı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun durumuna ilişkin ilginç cümleler kurdu.

Bilindiği üzere genel seçimlerde HDP ittifakı olarak seçimlere katılan SMF,  hâlihazırda da ittifak gücü olarak pozisyonunu koruduğu halde bu 31 Mart yerel seçiminde HDP ile yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması nedeniyle Dersim merkezde ve ilçelerde TKP çatısı altında seçime girmeyi kararlaştırdı. Bu tercihi nedeniyle Ayhan Bilgen’in Sosyalist Meclisler Federasyonu ve onun merkezdeki belediye başkan adayı Fatih Mehmet Maçoğlu hakkında söyledikleri, onun entelektüel kapasitesiyle çelişmesi bir tarafa, sadeleştirmeye muhtaç karmaşık cümlelerdir.  Söz konusu cümleleri kurmaya neden olan gazetecinin sorusu gayet açıkken Bilgen sorunun açıklığına uygun açık cevaplar vermek yerine ezilenlerin cephesinde tanımlanmış bir siyasal partinin ahlaki sorumluluğuna da gölge düşüren iddialarda bulunmuştur. Gazeteci ‘’Maçoğlu’nun adaylığı üzerine sürmekte olan tartışmanın fazla uzadığını düşünmüyor musunuz?’’ diyor ve esasen Bilgin’den bu tartışmaları sonlandıracak cevap bekliyor. Ancak Bilgen verdiği cevapla hem sorunu karmaşık hale getiriyor hem de ittifak gücü olan SMF’ye karşı hiçte iyi olmadığı okunabilecek öznel yaklaşımlarını bu cümlelerin arasına sıkıştırmayı benimsiyor. Ve SMF-HDP görüşmelerini kastederek “bu süreç iyi yönetilmemiş olabilir” demekle akla uygun bir cümle kurduktan hemen sonra kaotik cümle kuruluşuna geçerek SMF’yi hedefleyen ithamlarda bulunuyor.

Bilgen’deki karmaşa

Soru Dersim ve Maçoğlu hakkında sorulmuş olmasına rağmen; “Başka ihtimallerin doğuyor olması kaygı vericidir…” diyor

“Siz Maçoğlu’ nu sordunuz ama ben DSP üzerinden biraz daha… “

“Havuz medyasının bu kadar reklam yapması, yer vermesi, pohpohlaması, hangi hesap üzerinden oluyor düşünmek lazım.‘’

“Yaptığınız işler, iddianız pirüpak olabilir, ama kimin işine yarıyor…” diyor.

“Kayyum atanmış bir şehirde eğer siz ortak irade koymasanız başkalarının şirinleştirdiği… ‘’

‘’…Herkes bu ülkede bu kadar rahat komünist olarak tarif edemiyor. Birileri gözaltına alınıyor, öldürülmeye çalışılıyor. Ama beni manşetlere taşıyorlarsa var bunda bir hinlik…”

Özetle böyle diyor Ayhan bilgen.

Aslında Sayın Bilgen ilk kurduğu cümlenin istikametinde devam edebilseydi ezilenlerin gerçekleri açığa çıkarmak ve halka gerçekleri göstermek amacına gölge düşüren bu cümleleri kurmaktan kendini azat kılabilirdi ancak yapamadı. Onun bu başlangıç cümlesini devam ettirdiğimizde Bilgen’in karmaşık cümleler yoluyla yarattığı sisli havada almak istediği sonucun ölü bir sonuç olduğu da rahatlıkla görülür.

HDP- SMF ittifak görüşmelerinin nasıl başlayıp hangi aşamada bittiğini, SMF’nin bağımsız davranma seçeneğini hangi aşamada devreye soktuğunu kamuoyu biliyor. Çünkü SMF, halka karşı açık olma ilkesel anlayışı gereği bu süreci bütün şeffaflığıyla kamuoyuna açıklamıştır. Bütün bunları Sayın Bilgen bilmiyorsa bir kez daha kamuoyuna deklere etmekte sorun yoktur. Özeti şu;

Sosyalist Meclisler Federasyonu tüm devrimci demokrasi güçleriyle olduğu gibi HDP ile yapılmış görüşmeleri ve sonuçlarını bütün açıklığıyla kamuoyuna sunmuş mudur? Sunmuştur.

Bu görüşmelerde SMF, HDP’ye ”Dersim merkezde parti HDP, aday bizden olsun” demiş midir? Demiştir.  HDP’nin cevabı, “Dersim bizim kırmızı çizgimizdir, bunu tartışmıyoruz, parti de aday da HDP olacak” demiş midir? Demiştir.  

Bunun üzerine SMF “Dersim’de SMF, HDP, EMEK Partisi ve varsa başka devrimci demokratik kurumlar bu adayları ortak bir havuza atarak ön seçim yapalım. HDP çatısı altında çıkan adayın arkasında hep birlikte duralım.” Önerisini sunmuş, HDP yine tartışma gereği görmeyerek “kırmızıçizgi” sinde ısrar etmiş midir? Etmiştir.

Bir aylık zaman diliminde HDP-SMF irtibatında gerçekleşen dört görüşmenin sonucunda herhangi bir esnemenin olmaması nedeniyle her iki kurum da kendi bağımsız iradesi doğrultusunda davranmaya karar verirken SMF bu karar aşaması ve gerekçelerini de kamuoyuyla paylaşmış mıdır? Paylaşmıştır.

Ve Sayın Ayhan Bilgen, SMF tüm bu görüşmelerin seyri ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaştıktan bu güne kadar HDP’nin bu açıklamalara karşı bir itirazı da olmadığına göre, nasıl oluyor da “kuzu kurt” hikâyesine hayat buldurmaya kitlenmiş bir algı tünelinin gönüllü yolculuğuna çıkarken bir parti sözcüsü olduğunuz gerçekliğini unutuyorsunuz?

Daha konuşmanızın başlangıcında “süreç iyi yönetilmemiş olabilir” derken bunun sorumluluğunun kimde ya da ‘esas olarak’ kimde olduğuna dair de bir cümle kurma sorumluluğunuz da varken bundan imtina ettiniz. Ezilenlerin odaklanmaya meylettiği bir siyasi partinin sözcüsü olarak en azından soruna ilgi duyan kamuoyunun yakından bildiği ve haberdar olduğu bu gerçekliği kabul etmiyorsanız bile onları olduğu gibi aktarmak varken neden ‘kötü’ demek bile az gelen en kötüsünü yapıyorsunuz? “Böyle bir atmosferde başka ihtimallerin doğuyor olması” endişeniz bizim duyduğumuzdan daha derinlikli de olabilir. Ancak iki demokrasi gücünün birbirleriyle yarışırken sistem partilerinden birinin aradan sıyrılacağı ise endişenizin kaynağı, iktidar partisinin böyle bir şansı olmadığını sizde iyi biliyorsunuz. Bu konuda bir sorgulama yapma sorumluluğu duyuluyorsa eğer endişelendiğiniz ihtimalin kapısını açmaktan sorumlu olan partinin HDP olduğunu unutmamanız gerekirdi. Zira kırmızı çizgiyi SMF değil HDP çekmiş ama o çizginin sadece SMF’ye çekildiğini ise sonrası gelişmeler yeterince açık etmiştir.

Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun Ovacık örneğinde simgelenmiş yerel yönetim anlayışına ve uygulanmasına itirazda bulunacak bir gerekçe bulamadığınız; “yaptığınız işle iddianız pirüpak olabilir” cümlenizde tanımlandığına göre, aynı anlayışın Dersim merkeze taşınarak kent belediyeciliğinin halk meclisleri yoluyla sürdürülmesinde duyacağınız endişe ne olabilir ki? SMF belediyecilik anlayışında toprağı zehirden, tohumu genetiğiyle oynanmış olanından ayrıştırılması sadece ilaç ve tohum tekellerinin çarkına çomaktır. Üreticiyi tefeci, tüccar ve aracıdan; kenti rantçı yapılaşmadan ve betonlaşma kirliliğinden arındırma hedefi ancak kapitalist rantçılığın karşısında duruştur. Halkın olan hakkın halka parayla satılmasına karşı temel gereksinmelerinin ücretsiz karşılanması bürokratik devlet çarkındaki hırsıza, rüşvetçiye karşı duruştur. En temel yaşam hakkı için devlete yalvarır hale getirilen; makarna, şeker, yağ için devletin dilencisine dönüştürülen, iş verme karşılığında oyu alınarak otoriteye kul ettirilmiş, kent ve köy emekçisini üretime yönlendirerek, onları üretimin her türünde desteklemek yoluyla yoksulları onurlarının, insani değerlerinin ve emeğinin sahibi yapmanın neresi yanlıştır?  Bu yerel yönetim pratiğinden sizi rahatsız edecek şeyin ne olduğunu da keşke söyleseydiniz Sayın Bilgen.  

Devrimci demokratik güçlerin örgütlü olduğu Dersim gibi bir bölgede yerel yönetim adaylığında demokrasi güçlerinin birbirleriyle yarışmasının doğallığından bağımsız olarak sistem partilerinden birinin mevcut koşullarda aradan sıyrılmasının realitesi yoksa da bir olasılıktır, bu doğrudur.  Ama eğer bu olasılık dâhilindeki riskin gözetilmemiş olması ise eleştiri konusu yapılan, o zaman neden eleştirilecek taraf olarak SMF’nin önerilerini dikkate almayan siz olmuyor da SMF ve adayı Maçoğlu eleştiriyi aşan bir karalamanın muhatabı yapılıyor? Buna mantıklı ve gerçekler tarafından doğrulanabilir bir cevap verilmedikçe sizler, kurt ve kuzu hikâyesinde sözü edilen kurdun rolünü oynamakta olan taraf olduğunuz görünümünden kurtulamazsınız.

Egemen sistemin temsilcileriyle aynı dili kullanmak

Sizin YOL TV’deki bu demecinizle aynı zaman diliminde Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın nerdeyse sizin kurduğunuz karmaşık cümle formuyla benzer gevelemeler üzerinden SMF’nin yerel yönetim çıkışını marjinalleştirme gayretini, devletin tutumu olarak okumak gerekirse -ki öyledir- ittifak gücümüz olan ve demokrasi cephesinin çatı partisi olarak milletvekili genel seçiminde de iki dönemdir ittifak olduğumuz HDP’nin sözcüsü olan sizin, SMF ve Maçoğlu’nu devletin kanatları altındaki bir proje olarak imaja büründürmenizi ‘zihin bulanıklığı’ olarak geçiştiremeyiz.  Bundan daha esaslı hedefiniz, SMF’yi marjinalleştirmektir. Siz, iddianız üzerinden, SMF ve Maçoğlu’nu halkın çıkarlarına ve değerlerine aykırı bir ilişki içinde olduğumuz algısını üreterek halkın SMF ile kurduğu güçlü devrimci bağı çözmek maksadını güdüyorsunuz. Vatan partisi, Akit, Sabah gazetesi ve Engin Ardıç da SMF ve Maçoğlu’nu Maoizmi, kırsal örgütlenmeyi önceleyen stratejisini hatırlatma üzerinden devletin saldırı ve şiddetini halkın hafızasında diri tutmak yoluyla sistem partilerine mahkûm etmeyi amaçlıyor.

Ama Sayın Bilgen ne halkın cephesinde olan sizin bizi “devletin gölgesine girdiğimiz” yönlü iddianızın bir gerçekliği var ne de Vatan Partisi ve Engin Ardıç’ın devletin yüzeydeki ve derindeki sözcüleri olarak SMF’yi bir yerlerle ilişkiliymiş gibi lanse ederek saldırılara hedef haline getirmesinin etmesinin bir gerçekliği var. Bu ortak paydada beliren gerçeklik SMF’nin Dersim’de yerel yönetime ulaştırılmaması uğraşıdır. Devlet SMF’nin yerel yönetimde ortaya koyduğu belediyecilik anlayışı ve pratiğinin Ovacık’tan aşağı inmesini istemiyor. Ovacık örneğinin kente ulaşması durumunda Dersim’de sistem partilerinden hiç birinin şansının olamayacağını biliyor ve dolayısıyla bu korkuları anlaşılabilir. Ancak anlamakta zorlandığımız şey demokratik bir ittifak gücünün sözcüsü olarak sizin, SMF’nin Dersim yerel yönetiminde irade olmasına aynı korkuyla yaklaşmanızdır.

Sayın Bilgen “Yaptığınız işler, iddianız pirüpak olabilir” cümlenizle kabul ettiğiniz gibi halka hizmet biçimimize bir eleştiriniz olmadığına göre neden “kime hizmet ettiğine bakmalı” diyorsunuz? Lütfen herkesin anlayacağı bir açıklıkla bu durumu izah ediniz. Siz daha siyaseti bilecek yaşta değilken ilham aldığımız Kaypakkaya; Kürtlerin kimlik, dil, ulusal irade için verdiği mücadelenin kanla bastırılmasını meşrulaştıranların “şu Kürt isyanında İngiliz’in şunda Fransız’ın parmağı vardı” iddialarını siz de bize karşı dillendirirken, bunlara karşı duran Kaypakkaya’nın verdiği cevabı da bugün biz size vermek durumunda kalıyoruz. Kaypakkaya her ulusal harekete emperyalistlerin ilgi duymasının doğal olduğu gerçekliği üzerinde Kürtlerin kırılmasına karşı çıkıyor ve ulus olmaktan gelen hakları için verilen mücadelenin hiçbir gerekçeyle bastırılamayacağını söylüyordu. Zira her tür çatışmayı olduğu gibi uzlaşmayı üreten de şeyin bağrındaki çelişmedir.  Yani o zaman İngilizlerin bu zamanda da Amerika’nın veya başka bir gücün Kürtlerin direnişine duyduğu ilgi nasıl ki Kürtlerin direnişini koşullayan doğal çelişmeleri ortadan kaldırmıyorsa Maçoğlu’nun bir iki TV kanalına çıkmış olması da SMF ve Maçoğlu’nun devrimci halkçı yerel yönetim siyasetini gölgeleyemez.  Ama sizin bu demecinizle ortaya koyduğunuz yaklaşım o gün Kemalistlerin, Kürtlerin kırılmasını meşru gören bu iddialarını değişik bir formda SMF’ye karşı dile getirmeniz, tarihsel bir talihsizliktir.

Siz Maçoğlu’nu gölgeleme gerekçenizi, onun medyaya çıkmasıyla açıklıyorsunuz. İyi de Maçoğlu’nun çıktığı hangi havuz medyası olmuş ki? Size yakın bir medya aracı davet etti ve Maçoğlu gitmemişse bunu söyleyebilirdiniz. Ayrıca son iki yüz yıldır iletişim araçları ve medyanın tekel dışı bir temsiliyeti var ve Maçoğlu tekellerin elinde olan medyanın bir birimini tercih etmişse onu bizde yargılayalım. Fakat biliyorsunuz ki gerçekler sizin söylediğinizin tersi bir görünümdeyken “havuz medyası” kategorisinde olmayan iki TV kanalına çıkmış olması nedeniyle Maçoğlu’nu töhmet altında bırakma tutumunuz haksızlıktır. Maçoğlu’ nu ilgi odağı haline getiren icraat ve fikir nedir? Maçoğlu onu ilgi odağı haline getiren halkçı belediyecilik uygulamaları dışında bir şey söylüyorsa sizden önce buna tavır alacak olan yine SMF’nin kendisidir. Unutmayınız ki SMF; kişi, önder, şef ve katı önderlik merkezli bir oluşum değildir. Aşağıdan yukarıya doğru meclisler yoluyla örgütlenen ve herhangi bir alanda görevlendirdiği seçilmişi de programına ve değerlerine ters düşmesi halinde geriye çağırma ilkesi gereği o görevden geri alan meclisler iradesine sahiptir. Havuz medyası değil ama havuzcu olmayan iki merkez TV’ye çıktığı için bunu “var bunda bir hinlik” diye sorgulayacaksak Maçoğlu’ndan önce havuz medyasının kaptan köşklerinde ağırlanmış HDP’li belediye başkanlarını hatırlamamız gerekir. Selahattin Demirtaş’ın nerdeyse tüm ana medyada ve üstelik elinde sazıyla çıkmasıysa unutulmazdır. (Bize özellikle Selahattin Demirtaş’ı örneklemek üzerinden sizin karmaşık cümlelerinizdeki algıyı tanımlamaya mecbur bıraktığınız için, evet sadece bu nedenle üzgünüz. Zira “…öldürülmek isteniyor” dediğiniz insanlardan biri de mümkündür ki Selahattin Başkandır.) Dolayısıyla bununla demek istediğiniz sizi kuşkularınızdan özgürleştirecek şeyin Maçoğlu’nun ya öldürülmesi ya da tutsak düşmesidir. Tuhaf cümlelerdir bunlar Sayın Bilgen, tuhaf! Türk faşizminin en “iyi Kürdü’’ tarif ederken ki bilinçaltı cümlelerinin iz düşümü var bu söylediklerinizde.

Kayyuma karşı mücadele sizin tekelinizde mi?

SMF’nin, Maçoğlu’nun adaylığını kararlaştırdıktan itibaren itirazınızın en yaygın gerekçesi ‘’kayyum atanmış belediyede ancak kayyum yemiş partinin adayı olur’’ iddianızdır.  Bir mağduriyet algısıyla bunu tekrarlayıp duruyorsunuz. Sıradan kitlelerin bazılarında bu etki yaratmış olabilir ama bu eleştiri mevcutların içinde en sıradan ve en içeriksiz olanıdır. Birkaç sebepten dolayı bu böyledir;

Birincisi; ülkenin tümü zaten kayyumculukla yönetilmektedir. Kayyum iradesi en tepedekidir ve tüm sistem tek bir kişinin ağzından çıkan sözleri anında bir uygulamaya dönüştürmektedir. Gerçekliğin bu şekilde yaşandığı bir ülkede, kayyumculuğun Dersim belediyesinde hayat bulmuş bir şeymiş gibi göstermek sistemin kayyumculuğunu yumuşatan dar bakış açısıdır.

İkincisi; içinde bulunduğumuz koşullarda bitmemiş bir seçim sürecinin hukuku içinde yerel bir değişikliğe gidilmiyor ve SMF’de kimsenin mevkiine, makamına ulaşmaya çalışmıyor. Aksine her tür bireysel ve bürokratik mevkii anlamsızlaştıracak halk meclislerinin iradesini ortaya çıkaran bir örgütlenmeyle halkın kendi kendisini ve kendi yaşadığı yerde yönetmesinin sahasını açarak gerçek halk iradesini ortaya çıkarıyor.

Üçüncüsü; her genel seçim, her tür mevcut statüyü değiştirme olanağı veren nitelikte bir seçim olduğu için, kayyum olsun olmasın, her siyasal özgünlüğün bir seçenek olarak kendini ortaya koyduğu halkın kendi iradesini tazelemesi olduğuna göre SMF’nin bu seçimdeki iradesi de mevcut tüm seçeneklere karşı meclisler seçeneği olarak ortaya konmuştur. Bu irade siyasal olarak kayyumu ve sistem partilerini hedeflerken yerel yönetimde de kendine özgü olanı mevcut tüm klasik belediyeciliğe karşı da bir irade beyanıdır.

Dördüncüsü; Dersim özgülündeki yerel yönetime ulaşma iradesi, SMF açısından da hâlihazırda var olan kayyuma karşı bir mücadeledir.  Durum buyken bu mücadelenin sanki sadece HDP’nin göreviymiş gibi lanse edilmesi ve HDP ile birlikte hareket etmeyen veya onun çatısı altında durmayanların kayyuma karşı olamayacağı iddiası mantık sınırlarını zedeleyen, zorlama bir iddiadır.

Beşincisi; Dersim’de kayyumun halkın iradesini gasp ettiği doğrudur. Ancak dersim halk iradesi bir tapulama düzeyinde herhangi bir partiye tasdik edilmiş bir irade değildir. Dolayısıyla bu seçimde yerel yönetime aday olan HDP gibi SMF de kayyum yoluyla gasp edilmiş belediyeyi halkın verdiği yetkiyle geri alır. Seçimde başarıyla çıkması durumunda SMF’nin bundan başka bir şey yapacağını iddia eden varsa bunun nasıl olduğunu ortaya koyar.

Özetle Sayın Bilgen, SMF yerel yönetimde sadece kayyuma karşı mücadeleyi içeren bir programa sahip değildir. Hem programında hem de pratiğinde ortaya koyduğu gibi bu ülkede Mehdi Zana ve Terzi Fikri pratiğindeki halkçı, devrimci öğelerin sahiplenmesi üzerinde geliştirilmiş bir anlayış olarak, başta işçi ve emekçiler olmak üzere kadın, genç ve çocukların sorunlarını üretim esası üzerinde ezilenlerin meclisler yoluyla kendi kendilerini yönetmesini öngörmektedir. Bu özgünlüğüyle halkçı, devrimci yerel yönetim çıkışı olarak mevcut tüm tüketici ve bürokratik yerel yönetim tarzına alternatif bir çıkıştır. Bunun anlaşılması durumunda tüm soruların cevabını kolaylaştıracağı gibi sizin kurduğunuz karmaşık cümleleri de sadeleştirir.

(Bedrettin Ufuktan)

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler