Takip Et

Makale

Aydın İsyandır Ama Aydına İsyan Bugün Haktır…

Aydın, toplumsal çığlık olmak durumundadır. Tutsakların sesi ve çığlığı olmak durumundadır. Hunharca katledilen kadının çığlığı olmak durumundadır. Gerici savaşlarda zalimce kıyılan çocukların çığlığı olmak durumundadır. Milli zulme maruz kalan ulus ve azınlıkların, mezhepsel baskıya maruz kalan ezilen inanç gruplarının çığlığı olmak durumundadır. Tahrip edilen-yok edilen doğa kıyımına karşı çığlık olmak durumundadır…

Yığınca yaşamsal mesele varken ve önemli gelişmeler yaşanırken ‘‘neden aydınlara sardın‘‘ diye soranlar olabilir, sormakta da haklıdırlar. Ancak tam da bu sebeple, yani son derece ciddi yaşamsal sorunlar-gelişmeler yaşanırken, aydınların silik kalmasından dolayı sardım onlara…

Komünist ve devrimci aydınları da görevlerindeki eksiklikleri bakımından eleştirmekteyim Fakat onları esasta bu yazıdaki eleştiriden muaf tutacağım. Zira onlar yetersizliklerine rağmen, güçleri oranında karşı koyuş iradesi ve varlığı göstermekte, en azından bedel ödemekten sakınmamaktadırlar. Ne yazık ki, diğer aydınlar gibi toplumda etki ve nüfuz sahibi değildirler ve gösterdikleri irade ve tavırları topluma yansımamaktadır. Dolayısıyla, eksiklikleri bakımından eleştirmekle birlikte, onları eleştiri konusu yaptığın diğer aydınlarla bir tutmuyorum. Aydın unvanını taşıyıp da kendilerine büyük ihtiyaç duyulduğu günümüz koşullarında aydın olma kimliklerine uygun davranmayan bu aydınları eleştiri tahtasına oturtmayı yerinde ve haklı buluyorum…

Belki sayıca çok değiller ama ben bu aydınlara sardım. Gerekçelerimi okudukça onlara sarmamda bana hak vereceksiniz kanaatindeyim… Onlara hırslıyım, hatta öfkeliyim! Ama onlara alerjimden ya da onları kötü bellediğimden, yermek istediğimden değil, bilakis onları önemsediğimden, önemli olduklarından ve haklı olduğunu düşündüğüm onlardan beklentilerim nedeniyle öfkeliyim. Öfkeliyim çünkü yapması gerekenleri yapmakta tutuk davranıyorlar.

Erdoğan-AKP/MHP koalisyon iktidarı ABD ile anlaşarak “TC”nin kaygılarını dikkate alan manası belli yönelim ve önceliklerle Batı Kürdistan sınırında, resmiyette Suriye devleti sınırlarında ‘‘güvenli bölge‘‘ oluşturuyorlar. Bütün bunlar ne anlama geliyor? “TC” devleti-ordusu ABD ve askeriyle birlikte işgalci güç olarak söz konusu sınıra(en azından “güvenli bölgeye”) yerleşiyor! İşgalci realite somutlanıyor! Bunun ne demek olduğu, ne anlama geldiği ve ne gibi sonuçlara yol açacağı gibi bir dizi sorunun yanıtını hiç şüphesiz ki aydınlar çok iyi bilmekte, bilirler. Başka devlet ve ulusların iç işlerine karışılıyor, onların bağımsızlık hakkı, egemen devlet realitesi, sınır güvenlikleri ve iç güvenlikleri ihlal edilerek tehdit altına alınıyor. İşgal saldırganlığının ucu nereye varır bilinmez, ama bu serüvenin akıbeti nasıl dramlarla, acılarla ve kaotik gelişmelerle sonuçlanır bu bilinir-öngörülür bir şeydir. Aydınlar bunu pekala iyi bilir, analiz ederler. Aydın olmanın şartı değil midir; işgalciliğe karşı çıkmak? Şartlarındandır. İşgal saldırganlığına maruz kalan ulus ve halklara reva görülen zulme karşı koymak ve onların geleceği adına kaygı duyup sorumluluklar taşımak aydın olmanın şartı değil midir? Şartıdır. Kendi ulus ve halklarının sürüklendiği emperyalist ve gerici serüvene karşı da aynı sorumlulukları yok mudur aydınların? Vardır. Peki, aydınlar ne yapmaktadırlar? Toplumda yaşayan bir birey olarak ne yaptıklarını bilmiyorum. Eğer böyleyse, aydınlar kendisini sorgulamakla yüz yüzedir ve bundan kaçamazlar. Tarih onların önüne koyacaktır bu sorumluluk veya sorumsuzluklarını… Sınıra askeri yığınaklar yapılıyor. Aydınların “durun” diyen sesi, hem kendileri açısından ve hem de gerici savaş ve işgalci saldırganlıkta kıyımlardan geçirilen çocuklar ve kadınlar karşısındaki sorumlulukları açısından yükselmek ve hem de bedel göze alma pahasına yükselmek durumundadır…

Her gün kadınlar(bir kadın değil, Kadınlar!) hunharca, zalimce, vahşice katlediliyor. Farkındaysanız insanın katledilmesinden bahsediyoruz!!! Fevkalade bir şey bu. Olağan veya alışılacak bir şey değil!… Aydınlar bu durum karşısında kendiliğinden vazifeli değil midir? Öyledir. Bu onların aydın olmasının koşullarından, olmazsa olmaz şartlarından değil midir? Öyledir. Peki, aydınlar bu dehşet verici durum karşısında ne yapıyorlar? Açıklama yapmaktan, beyan ve görüş bildirerek eleştirmekten ileri bir şey yapıyorlar mı? Hayır. Ses getirmeleri, sesi yükseltmeleri, sarsıcı olmaları, gerekirse soruşturmalara tabi tutulmayı göze alarak bir çığlığın temsilcileri olmaları gerekiyor. Toplum üzerinde bir etki yaratamıyor, vahşete karşı bent olup oluşturamıyorlarsa, yaptıkları açıklama ve eleştiri tutumu elbette eksik ve yetersizdir. Esasta ‘‘sessiz” kalıyorlar, bunun için onlara öfkeliyim.

Bir kez daha öfkeliyim. Çünkü hapishanelerde özellikle politik tutsaklara dönük insanlık dışı her türlü baskı ve zulüm uygulanmakta, onur ve kimlikleri hedeflenerek büyük bir baskı ve zulüm uygulanmaktadır. Hasta tutsakların koşulları basına yansıdığı kadarıyla da olsa bilinmektedir. İçerde katledilen veya intihara sürüklenen tutsakların durumuna kayıtsız kalmak, maruz kaldıkları faşist zulme sessiz kalmak izah edilemez gerçekliktir. Aydınlar insanın işkence görmesine, öldürülmesine, hasta olduğu halde tedavi edilmeyerek bilinçli faşist politikayla öldürülmesine karşı seslerini yükseltmeyecekse, nerde, ne zaman ve ne için yükseltecekler? Aydın olmanın gereğini nasıl yerine getirecek, aydın gibi davranacak?

Aydın, toplumsal çığlık olmak durumundadır. Tutsakların sesi ve çığlığı olmak durumundadır. Hunharca katledilen kadının çığlığı olmak durumundadır. Gerici savaşlarda zalimce kıyılan çocukların çığlığı olmak durumundadır. Milli zulme maruz kalan ulus ve azınlıkların, mezhepsel baskıya maruz kalan ezilen inanç gruplarının çığlığı olmak durumundadır. Tahrip edilen-yok edilen doğa kıyımına karşı çığlık olmak durumundadır…

Hem de soruşturmalara, mahkeme ve hapislere girme pahasına olmak zorundadır. Hapis yatmaktan korkan aydın aydın olmanın gereklerini yerine getiremez. Faşizme boyun eğen, zulme sessiz kalan, işgalci saldırganlığa geçit veren, gerici savaşlara duyarsız-kayıtsız kalan aydın aydın olmayı unutmak durumundadır. Faşizmin varlığı, baskı ve saldırıları aydının görevlerini yapmamanın gerekçesi değildir, olamaz da. Aydına en büyük ihtiyaç baskı ve faşizm koşullarında vardır. Buna karşı çıkmaktır tutarlı aydının tavrı. Aydın olmanın bir bedeli vardır. Ve eğer aydın isek, bu bedeli göğüslemek zorundayız…

Aydınları bir daha yazı konusu yaparak daha fazla eşelemeyeceğim. Bu, en azından bu sürece has son yazım olacak. Bundandır ki, biraz katı, sert ve ağır konuşma hakkımı kullanarak sözlerimi bitireceğim.

Aydınlara öfkem ve isyanımdır; ya aydın olunmalı ve gereği yerine getirilmeli ya da aydın olmamanın kamburu taşınarak bu özrün gereği yapılmalıdır…

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler