Takip Et

Makaleler

Ah İstanbul

“Ah İstanbul… Yeditepeli güzel şehir. Yatay-dikey arasında yitip giden… Giderken de doğallığını, yedi tepesi’ni yitiren şehir. O kadar çok tepe oldu ki… Artık İstanbul İstanbul olmaktan da çıktı. İstanbul artık devletteki hakim gücün yeniden belirleneceği bir arenaya ev sahipliği yapıyor”

Hayırlara vesile olur mu bilinmez ama iyi niyet sınırlarını aşan, aştıkça da düşün dünyasını içten içe kemiren veya provake eden gelişmelerle her an karşılaşabiliyoruz.

Nasıl bir seçim ki, üzerinden 12 gün geçtiği halde başa gidip gidip geliyoruz sanki.

31 Mart… Üzerinden geçeli günler oldu ve hala İstanbul İstanbul olalı böyle zulüm millete çektirmedi dedirtecek kadar toplumu geren bir hal aldı. Yalnız İstanbulluyu mu? Tüm ülkeyi sarıp sarmaladı. Kah İmamoğlu, kah A.İhsan Yavuz’un açıklamaları, kah Sadi Güven’in pot kırmama adına yaptıkları açıklamalar… Ve burjuva medyanın yorumları. Hayra alamet değil sanki?

Üstelik tam da 1 Mayıs’ın öngünlerinde… Hem de Damat Albayrak’ın halkın iliğine dokunan “çek-cak”lı ekonomik reform paketlerinin sunumuyla…

Her şey bir kenara, görünüşe bakılırsa egemen sınıflar da sıkışmış durumda.

Özellikle AKP-MHP iktidarı. Ne hikmetse “Pelikan”ların varlığı yine gündeme düştü. Zamanında Davutoğlu’nun ayağı kaydırılırken “Pelikan’ların adını duymuştuk ta, şimdi kimin ayağı kaydırılacak acaba diye sormamak elden bile değil. Kaydırılır mı bilinmez ama bilinen ve görünen bir şey var ki sanki Pelikan’lar iş başında. Ne var ki bu sefer “Pelikanlar”ın işi de zor gibi.

Sultan Tayyip, yarattığı geleneği alt üst ederek balkona yalnız çıkması bile düşündürtüyor. Bırak damadını, oğlunu ve kızını da yanına almadı. Üstelik göz torbalarına bakınca uykusuz kaldığıda anlaşılıyor. Belliki Sultanın canı bayağı sıtkın. Niye sıtkın olmasın. “Kandırıldım” hissiyatına kapılmak kötü bir psikolojik travmaya sebep olabilir artık. FETÖ kandırmamışmıydı. Şimdi de kandırılmaması için bir neden de yok. FETÖ’den boşalan mevki-makamlara dolan yeni yetme tarikatlar, cemaatler, vakıfları düşündükçe… Hele bir de yeni yetme veya A.Şener’in dediği gibi “lümpen burjuvazi”yi düşündükçe…

Neden olmasın…

Devlet bürokrasisi öyle bir aygıt ki, anlayabilene aşk olsun. FETÖ’den boşalan yerlere kim atandı sanıyorsunuz. Liyakat ilkesi mi esas alındı…

Tabiki, yukarıda sayılanlar… Tarikat üyeleri, cemaatler, vakıflar ve “lümpen burjuvazi”nin iş bitiricileri. “Pelikanlar”ıda unutmamak gerek. Ama o “Pelikanlar”ki, rivayete göre azlarmış ama etkileri ve yetkileri de büyükmüş. Belliki, ne kadar etkili ve yetkili olsalar da bazı yerlere söz geçiremiyorlar. “İstiyorlar” ama bir türlü alamıyorlar…”İstiyorlar” yine alamıyorlar…”İstiyorlar”, hele biraz daha bekleyin diyorlar. Bu sefer “Pelikanlar”ın karşısındaki dişli mi dişli.

Sultan, balkondan İstanbul’a veda konuşması yaparken, iktidar içinden birileri(meğer “Pelikanlar”dan mış); “biz her şeyi planlamıştık, normal olarak bizim kazanmamız gerekiyordu, bu işte bir hinlik” var diyerek birden sahnedeki yerlerini alıverdiler. İtirazlar, itirazlar, olmadı yine itirazlar, ipe-sapa gelip gelmeyeceği tartışılan itirazlar. İlginç olan, kaç seçimdir Cumhurbaşkanlığı yaverine taş çıkartacak boyutta iktidarın telkinlerini(siz talimat anlayın) emir telakki eden, üstelik kaç kez yapılan yapısal reform ve düzenlemelerle iktidarın hukuk bürosu gibi çalışan YSK, bu itirazlar karşısında biraz keyifsiz duruyor. Sanki “sizde çok sıktınız” ya der gibiler. Hayra alamet değil… AKP içinde bir klik itiraz üstüne itiraz ediyor ama YSK’dan istedikleri cevabı “şimdilik” bir türlü alamıyorlar. İnsanın “Pelikanların karşısında sanki bu sefer “höt” diyen bir klik var diyesi geliyor…”Alavere-dalavere” bir hesap var gibi,

Hem de büyük mü büyük, ekonominin başı damadın bile altından kalkamayacağı büyüklükte. Nereye mi varır. Hayırlısı… Bakalım…

Anlaşılan İktidarın başı kalabalık yani… Sultan dahi karar vermekte zorlanıyor… Bir tarafta damat, süslü sülo vb. diğer tarafta “yol”a koyulduğundan beri yanında olan “yol” arkadaşları vb. Ve bunların etrafında kümelenmiş tarikat, cemaat, vakıf ve “lümpen”ler… MHP’yide ekleyelim bunlara… “Ne yardan ne serden” misali… Zamanı mıydı şimdi… Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Adana yetmiyormuş gibi bir de İstanbul, Ortadoğu, S 400, F35, ekonomik kriz, “açım aç” feryatları, baskı, şiddet, irade gaspları… Zor, hem de baya zor… Küçük bir hesap hatası, Allah muhafaza…

İktidar içinde kazan kaynıyor, İstanbul ha gitti ha gidecek…

Peki ya CHP tarafı… CHP’mi… Hak götüre… O CHP’ki tuzu kuru mu kuru sanki. Belliki bir şeyler biliyorlar… Duyumları da güçlü gibi…”Saman altından su yürütülüyor” kabilinden… Dil desen “yılanı deliğinden çıkarır” cinsten… Mütevazi mi mütevaziler… Kükreme yok, bağırma yok, ortalığı ayağa kaldırma yok. Üstelik konu, üstüne kavga edilen 15 milyonluk nüfusuyla, bilmem kaç milyar bütçesiyle ve bir o kadar da elinde olanın siyaseten yüzünü güldürecek olan İstanbul… Ama gel gör ki, sakin, “sıkıntı yok, bu iş bizde” dercesine topluma “heyecana gelmeyin”, evden bizi izleyin telkiniyle, demokratlık gösterisiyle “demokrasi” dersi veriyor… Nasıl bir demokratlık ise, ne biçim “demokrasi” kuvvetleriyse kendisine seçimde destek veren kürdün iradesinin uğradığı haksızlıklara da bir çift söz söyleyemiyor. Belliki çok yoğunlar… Yoğun olmaları da gerekiyor… Neye mi… Kim bilir belki de “Mart’ın sonu bahar” boşuna dememişlerdir. İlla bu bahar olmayabilir… Bahar çok… Bu bahar olmasa da bir dahaki bahara… Bu baharda atılacak bir tohum bir dahaki baharda tohum olmaktan çıkar başka bir şey olurmuş…

Belki de yoğunluktan değildir… Gasp edilen kürdün iradesi için bir şeyler söyleyecekler söylemesine de tam zamanını bekliyorlardır her hal. Sanki “Çıkın”larında tutuyorlar… Olur ya ihtiyaç olursa yani… Sıkışırlarsa İstanbul’un ötesinde olanları da hatırlayıverirler… Ama şimdi ihtiyaçları yok gibi.

Demem o ki, egemen sınıfların kendi aralarında perde arkasındaki kulis faaliyeti daha bitmemiş anlaşılan…

İktidar kendi içindeki yangının derdinde, aynı zamanda İstanbul da parmaklarının ucuna kadar kayıvermiş… Ha gitti ha gidecek…

Bir tarafta klikler arası dalaş ve iktidar içinde itiraz-YSK karşıtlığında vuku bulan kendi içindeki pazarlık, diğer tarafta bu durumu fırsata çevirmeye çalışan Millet ittifakı adına CHP’nin iktidarla pazarlığı… Öyle basit değil… Bu pazarlık ki, hemen yarın değil, amma, iktidarı iktidar olmaktan uzaklaştırıp yeni bir iktidarı karşımıza çıkartacak türden emarelerle dolu… Egemenler teyid etmişlerdi ya… Aksilik olmazsa daha dörtbuçuk yıl var gibi… Yani hemen bugün değil, bir dahaki bahara…

CHP’nin ne işi kolay, ne de rolü… Kolay değil devlet partisi olmak… Veya sistemin partisi olmak… Yükümlülükleri var. Hassas bir süreçten geçiliyor. Bu süreç ki… Ufak bir kemkirme, vay ki vay, parklarda “komün”lerin, “forum”ların oluşmasına neden olabilecek cinsten.

Bundan mıdır bilinmez ama CHP “tereyağından kıl” nasıl çekilir dedirtircesine profosyenelce oyun oynuyor. Diğer düzen partileri de… Ama oyun kurucu CHP gibi… Belli ki, büyük bir hesap peşinde… İktidarın ön hazırlığı… Şaşmamalı…

Mehzeplerine, etnik kökenlerine, “yandaş” olup olmamalarına, itiraz edip etmemelerine vs göre ikiye bölünmüş, bölünmekle kalmamış, açık faşizmin insanlıktan uzaklaşmış uygulamalarıyla, ötekileştirici-nefret tohumu eken söylem ve politikalarıyla, adaletsizliğin, eşitsizliğin en bayağısıyla, olabildiğince de gerdirilmiş bir toplumsal gerçeklikte 31 Mart yerel seçimleri yapılmış… Öncesinde ve sonrasında binlerce rezillik ifşaa edilmiş… İnsan aklıyla dalga geçercesine hileyle-hurdayla-zorla irade gaspları yapılmış… Ekonomik krizle bunalan halkların “açım” feryatları tam duyulmamış olacak ki, “çıkmamış candan” dercesine damat kalkmış bir de ekonomik reform paketi açıklamış. Kadınıyla erkeğiyle binlerce Kürt tecrit işkencesine karşı bedenini açlığa yatırmış… Eeeee, bu durum CHP’yi hassas davranmaya itecek tabiki de… Yok, öyle eskisi gibi celallenme… Allah muhafaza, hadi sokağa çıkın diye yanlış anlaşılırsa, işaret fişeği olarak yorumlanırsa… Halk bir sokağa çıktımı Gezi’ye rahmet okutur alimallah… Kim önüne çıksa ezip geçecek kadar dolmuş mu dolmuş, biriktirmiş mi biriktirmiş…

O kadar dolmuş, o kadar birikmiş ki… Nasıl birikmesin… Bu ceberrut düzende yürek bile dayanmaz. Yalnız yürek te değil, sokak ta dayanmaz. Ama… Dayanıyor… Nasıl dayanıyor, niye dayanıyor Allah bilir…

CHP ve onun etrafındakiler dayanın diyor ama. Yetmiyor iktidara da akıl veriyor, yardımlarını sunacağını, ellerinden geleni yapacaklarını da belirtiyor… Hem de bir an önce, bir an önce diyor… Çünkü kopabilecek fırtınayı düşünmek dahi istemiyor. Biliyor… allah muhafaza “gezi” gibi bir kalkışma olursa tutabilene aşk olsun… İlla “taksim”de olmasına da gerek yok… 81 ilin 81’ide patlamaya hazır… Ama gel görki siyaset siyaset olalı “tereyağından” kıl çekmeyi bu kadar iyi becerememişti. Saman altındaki suyu bu kadar ustaca yürütememişti.

Hadi siyaset yapıcılar bir yere kadar anlaşıldı, onların dertleri başka…

Ya bizim çocuklar… Onlardan da çıt yok. Onlarda bekliyorlar… Neyi bekliyorlarsa… Belliki, egemen bakışın karabulutları altında önünü göremiyorlar, bağımsız siyaset üretememenin sancısını yaşıyor… belliki tarihin büküntü anların da devrimci sıçramaların sadece burjuvazi aracılığıyla yaratılacağını sanıyorlar hala, bu süreç içinde kendi rollerini yadsıyan bir yerde duruyorlar… Yok yok, tarihin bu büküntü anlarının farkında değillerdir belki de…

Böylesi dönemler ne fırsatlar sunuyor halbuki “mağdur” sistem partilerinden demokrasi kuvveti çıkmaz ama oysa pratikleriyle ve ödedikleriyle yıllar içinde sınanmış irili ufaklı onlarca ama onlarca demokrasi kuvveti de var, “kusurlarına” rağmen sultan tayyipin saltanatına karşı olanları da üstüne ekleyin… bide, sisteme dokunan azıcık bağımsız devrimci politika… Tarihin pek sık karşılaşmadığı bu büküntü anına cevap olmaması içten bile değil…

İyi de ya kitlelere ne demeli… Kitlelerde yorgunluk mu var acaba. Yorgunluk olmaması gerek, uzun bir süredir zaten dinleniyordu. Uzun süredir evinde oturmanın getirdiği alışkanlık mı acaba… Onunda bir süresi olması lazım. Oturmak ta bir süre sonra rahatsızlık göstermez mi?

Yok yok…

Hem de, 1 Mayıs’ın ön günlerinde. İşçi sınıfının enternasyonal dayanışma ve mücadele gününün öngünlerinde…

Ah İstanbul… Yeditepeli güzel şehir. Yatay-dikey arasında yitip giden… Giderken de doğallığını, yedi tepesi’ni yitiren şehir. O kadar çok tepe oldu ki… Artık İstanbul İstanbul olmaktan da çıktı. İstanbul artık devletteki hakim gücün yeniden belirleneceği bir arenaya ev sahipliği yapıyor.

Bu devir teslimin nasıl yapılacağı da ayrı bir mesele. Birçok denklemli, birçok sonuca yol açabilecek olan bu kaotik süreç ince bir mühendislik ile yürütülüyor. Mevcut siyasal- ekonomik şartlarda iktidar hangi biçimle sürdürülecek veya devredilecek. Sanki bu süreç, içinde yer alan bütün güçlerin konumlanışını ve tarihsel rolünü değiştirecek bir nitelikte. Ve yine sanki bizim çocukları da bir şekilde niteliksel olarak etkileyecek gibi…

Ah İstanbul…

İstanbul mu, egemen sınıfların sinsi politikalarının mühendislik alanı… Gezi parkında kesilen ağaçlar gibi… 1 Mayıs’a köprü olabilecek misin bu sefer…

İsmail H. ADALI

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler

  • Birlik, Cephe ve Güç-Eylem Birlikleri!

    Demokrasi anlayışı ve devlet tasavvurumuz da değişik siyasi niteliklerdeki devrimci sınıf güçleriyle demokratik ve...

  • Çaya zam uygulandı!

    ÇAYKUR, ‘artan yaş çay ürün, işçi ve işletme maliyetleri’ nedeniyle çaya zam yapma kararı...

  • Devrimci Örgüt Bilinci

    Hile ve entrikadan uzak durmak, dürüst ve açık olmak, bölünmeyip birleşmek temel alınması gereken...

  • “Kazanma Siyaseti!”

    Genel geçer sözlerle devrimci sloganlar atmak, genel stratejik doğrular beyan etmek yetmiyor. Bunları ete-kemiğe...