Takip Et

Bilim

3,8 milyon yıllık kafatasından insan atasının yüzü analiz edildi

Etiyopya’da bütün halde ve 3.8 milyon yıllık, erken maymun benzeri insan atasına ait bir kafatası keşfedildi

Etiyopya’da keşfedilen bütün halde ve 3.8 milyon yıllık kafatasının analizi, ilk insanların maymun benzeri atalardan nasıl evrimleştiğine dair fikirlere meydan okuyor. Bulguya göre, Lucy adındaki maymunun, ilk insanlara evrimleşen türler arasında olduğu görüşü yeniden ele alınması gerekebilir.

Kafatası, Prof. Yohannes Haile-Selassie tarafından, Etiyopya’nın Afar Bölgesel Devleti’nin Mille Bölgesi’nde bulunan Miro Dora adlı bir yerde bulundu.

Profesör Haile-Selassie, fosilin, en az 4.2 milyon yıl öncesine kadar var olduğu bilinen en eski australopithecine olduğunu söylüyor. Bu tür, Australopithecus anamensis adı verilen, maymun benzeri insan atalarının en iyi örneği olarak kayıtlara geçti.

Australopithecus Anamensis’in, Australopithecus afarensis adı verilen daha ileri bir türün doğrudan atası olduğu düşünülmüştü. Afarensis’ler, Homo olarak bilinen ve günümüzde yaşayan tüm insanları içeren ilk insanın doğrudan atası olarak kabul ediliyordu.

1974 yılında ilk afarensis iskeletinin keşfi büyük bir sansasyon yarattı. İskelete, o sırada kazı alanında çalan ve “Lucy in the Sky With Daimonds” adlı Beatles şarkısına ithafen Lucy adı verildi.

“İlk yürüyen maymun” olarak nitelendirilen Lucy, herkesin dikkatini çekti. Ancak Nature’da yazan Londra Doğal Tarih Müzesi’nden Prof Fred Spoor, anamensis’in “insan evriminin bir başka ünlü simgesi haline geldiğini” belirtti.

Bu muhtemel büyük ünvanın nedeni, artık anamensis ve afarensis’in gerçekte aynı zamanda var olmuş olması. Daha önceden söylendiği gibi ilkinden ikincisine doğru düzenli ve doğrusal bir biçimde evrimleşmemişlerdi.

Bu kavrayış, yeni fosilin daha önce keşfedilmiş 3.9 milyon yıllık bir kafatası parçasına dayandığını yeniden yorumlanması ile ortaya çıktı. Bu parça anamensis’e atfedilmişti. Bilim insanları şimdi bu türün kökenini daha da derinlere iterek aslında bir afarensis’in kalıntısı olduğunu görebildi.

Şimdi ise bu iki türün en az 100.000 yıl boyunca birlikte yaşamış olması gerektiği açık.

Büyük olasılıkla, küçük bir anamensis grubu kendisini ana popülasyondan izole etmiş ve zaman içinde yerel koşullara adapte olduğu için afarensise dönüşmüştü. Kalan anamensisler ölmeden önce iki tür bir süre boyunca hayatta kaldı.

Söz konusu bulgu oldukça önemli, çünkü diğer gelişmiş maymun benzeri türlerle zaman örtüşmelerinin olabileceğini ve bu durumun ilk insanların potansiyel evrim yollarının sayısını artıracağını öne sürüyor.

Kısacası bu son keşif, Lucy’nin türünün Homo grubuna evrimleştiğini çürütmemesine rağmen, yakın zamanda adlandırılan diğer türleri de bu çekişmeye sokuyor.

Profesör Haile-Selassie, hangi türün insanlığın doğrudan atası olduğu konusunda “tüm bahislerin kapalı olduğunu” kabul ediyor.

“Uzun süredir afarensis, türümüzün atalarından biri olarak en iyi aday olarak kabul edildi, ancak artık o konumda değiliz. Şimdi, o dönemde var olabilecek tüm türlere bakabilir ve hangisinin ilk insan gibi olabileceğini inceleyebiliriz.”

Özellikle gazeteciler olmak üzere herhangi birinden yarı maymun ve yarı insan olan bir fosili tanımlamak için “Evrimin kayıp halkası” terimini duymak antropologları çılgına çeviriyor.

Nitekim, Nature’ın kıdemli editörlerinden olan Dr Henry Gee, bir keresinde bir keşif raporunda bunu yaparsam, “karaciğerimi yırtıp soğan, borlotti fasulyesi ve bir bardak çörek unu” ile yerim demişti.

Henry’nin öfkesinin pek çok nedeni var, ama aralarında en önemlisi, insan evrimi zincirinde birçok bağlantı olduğu ve hepsi olmasa bile çoğunun hala kayıp olması.

Anamensis, modern insanlara evrimleşen yumuşak bir doğrusal çizginin olmadığını gösteren bir dizi keşiften en sonuncusu.

Gerçek şu ki, bu evrimsel çizgi çok daha karmaşık ve çok daha ilginç. İklim, habitat ve gıda kıtlığındaki değişikliklerin çektiği baskılara dayanacak kadar esnek ve zeki olana kadar, farklı yerlerdeki insan atalarını “farklı” prototipler “deneyen” bir evrim hikayesi.

“Kökenimizle ilgili fosil kanıtlarının çoğu Afrika’dan geliyor ve Afrikalıların kendi kıtalarında bulunan kaynakları kullanabilmeleri ve paleoantropoloji alanındaki kariyerlerini ilerletmeleri gerektiğini düşünüyorum.”


BBC. National Geographic. 28 Ağustos 201

Çeviri: Arkeofili

Günün Haberleri

Bilim konulu diğer haberler